
Modern psikoloji, 19. yüzyılın sonlarında Sigmund Freud ile sistematik bir disiplin haline gelmiştir. Freud, insanı büyük ölçüde bilinçdışı dürtüler ve cinsellik üzerinden açıklamış; dini ise bir “yanılsama” ve “kolektif nevroz” olarak tanımlamıştır.
Benzer şekilde Auguste Comte, insanlığın artık “teolojik evreyi” aştığını iddia ederek dini bilgi alanının dışına itmiştir. Hatta Comte’un, kurmaya çalıştığı pozitivist sistem içinde kendisini mecazi anlamda bir “peygamber” gibi konumlandırması, modern düşüncenin aslında tamamen “inançsız” değil; yalnızca yeni bir inanç biçimi ürettiğini göstermektedir.
Burada temel sorun açıktır:
Modern psikoloji, insanı anlamaya çalışırken insanın inanma ihtiyacını sistem dışına itmiştir.
Oysa Kur’an, insanı yalnızca biyolojik ya da zihinsel bir varlık olarak değil; kalp, ruh ve nefis boyutlarıyla birlikte ele alır.
“Onlar, ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler…” (Âl-i İmrân, 191)
“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d, 28)
Bu ayetler, modern psikolojinin yüzyıllar sonra “iyi oluş hali”, “iç huzur” ve “mindfulness” gibi kavramlarla açıklamaya çalıştığı gerçeği, çok daha net bir şekilde ortaya koymaktadır:
İnsan, yalnızca düşünerek değil; inanarak huzur bulur.
Depresyon bugün modern dünyanın en yaygın psikolojik sorunlarından biridir. Özellikle sanayi devrimi sonrası:
insan psikolojisini derinden etkilemiştir.
Depresyonun tamamen modern bir hastalık olduğu iddiası tartışmalı olsa da şu gerçek inkâr edilemez:
Bugünkü yaygınlığı ve derinliği modern yaşamla doğrudan ilişkilidir.
Bu noktada çarpıcı bir örnek:
“Mutluluk ve aşkın başkenti” olarak pazarlanan Paris, Avrupa’da antidepresan kullanımının en yüksek olduğu şehirlerden biridir.
Bu tablo bize şunu sorar:
Refah arttı, özgürlük arttı… Peki neden huzur artmadı?
Modern psikoloji ve psikiyatri bugün hâlâ önemli bir tartışmanın içindedir:
Antidepresanlar gerçekten tedavi mi eder, yoksa semptomları mı bastırır?
İlaçlar birçok durumda gerekli ve faydalıdır. Ancak tek başına çözüm değildir. Çünkü:
İşte tam burada modern psikolojinin sınırı ortaya çıkar:
İnsanın “niçin” yaşadığını açıklayamayan bir sistem, onun acısını tamamen dindiremez.
Kur’an ve sünnet, insanın psikolojik direncini üç temel kavramla inşa eder:
1. Sabır
“Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)
2. Tevekkül
“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talak, 3)
3. Şükür
“Andolsun, eğer şükrederseniz elbette artırırım.” (İbrahim, 7)
Modern psikolojide “resilience” (psikolojik dayanıklılık) olarak adlandırılan kavram, İslam’da çok daha güçlü bir zemine oturur:
Dayanıklılık sadece bireysel güç değil, ilahi bağın sonucudur..
Bu soruya bilimsel açıdan mutlak bir cevap vermek mümkün değildir. Ancak güçlü bir gerçek vardır:
Kur’an bu gerçeği şu şekilde ifade eder:
“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır…” (Taha, 124)
Bu ayet, yalnızca maddi değil; psikolojik daralmayı da işaret eder.
Modern psikoloji, insanı anlamada önemli bir araçtır. Ancak:
eksik kalmaktadır.
Kur’an ve sünnet ise insanı bütüncül ele alır:
Beden + Zihin + Kalp + Ruh
Ve belki de en kritik fark şudur:
Bu yüzden mesele sadece psikoloji değil, varoluş meselesidir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”