İnsan Harcamak, Hastalıklı Bir Ruh Halidir

Adam kıymeti bilen, GEDO’su bozulmamış lider, kadro ve hareketler; hedeflerine “İnsan kazanmayı” koyarlar. Kazanılmış ve katma değer üreten insanları harcamak, bu kadro için akıllıca bir iş değildir, ötenazidir.

Fakat insanı kazanmak varken harcamak, çağımızın en yaygın, tedavisi mümkün olmayan hastalıklarındandır. Sanki ıslak mendil misali “kullan at” formülüyle işlemektedir.  Elinin kiri gibi işini görüp silip atıyor çöpe. “İşin bitti nasıl olsa” pişkinliği ile geriye dönüp bakmak da yok asla!

            İnsan harcamak, kaprisleri ve egoları tatmin adına âdetâ, başarıya giden yol olarak kabul görmekte, mubah addedilmektedir. Tek kullanımlık peçete muamelesi yapılarak, para harcamaktan daha kolay geliyor insan harcamak…            Yetişmiş, kalifiye insan harcayanlar, harcadıkça çoğalacaklarınısanırlar. Fakat harcanacakları çoğaltırlar da farkına varamazlar. Ya da farkına varırlar da, işlerine gelmez, kulaklarının üstüne yatarlar. Yetişmiş insanları harcayanlar, başında bulundukları yapılanmanın, ağaç misali budandıkça, gürbüz bir şekilde büyüyeceğini zannederler. İnsana, odun muamelesi yapmaktır bu… Bu tür harcama, daha çok İslamî camiada sıkça başvurulan hastalıklı bir haldir.

            “Can dostum, dava arkadaşım, gönüldaşım” diye yola çıktığınız insanlar, bir de bakmışınız ki yolun yarısında sizi satmış. Sizin birikiminiz, hizmet tecrübeniz, dava aşkınız onun için bir anlam ifade etmez. Etrafındaki yalakalar ve derin güçler, çoktan onu teslim almışlar bile… Bir de her söyleneni tek taraflı dinleyip hemen dolduruşa geliyorsa, sizi bir kullanımlık selpak mendili gibi çöpe atması elden bile değildir.  

Bundan dolayı yolun güzel olması yetmiyor, yol arkadaşlarının da iyi, karakterli, kişiliği oturmuş, insan kıymeti bilenlerden olması gerekmektedir. Yol arkadaşları birbirlerine tahammülü, sabrı ve kilitlendikleri hedefe giderken istikrarı şiar edinmeli, durmadan fikir ve metot değiştirmemelidir. Farklı fikir ve renk tonunu bir zenginlik kabul etmelidir. Bir fabrikanın standart mamulleri veya birbirlerinin çoğaltılmış fotokopileri olmadıklarını çok iyi bilmeli, birbirlerini olduğu gibi kabul etmelidirler. Eksilerde odaklanma yerine, artıları öne çıkararak onları hizmet alanına taşımalıdırlar. Pozitif enerji yüklü olmalı ve etrafına pozitif enerji saçmalıdır. Her insanın defosunun yanında, mutlaka katma değer üretecek yanı vardır. Bu yönünü keşfedip ondan istifade edilmelidir. Mükemmellik, bir İblis hastalığıdır. İblis, Hz. Âdem’e secde etmeme gerekçesi olarak “Beni ateşten, Âdem’i topraktan yarattın. Ateşten yaratılan, topraktan yaratılandan daha üstündür” diyerek mükemmellik hastalığına kapılmıştı,(Bak: Araf:12; Sad:76). Böylece “ilk ırkçı, mütekebbir/kendini beğenmiş ve ilk mükemmellik hastası” olarak tarihe geçmiştir.

İnsan harcayanların ruh halini incelediğinizde, ortak akılla alınan kararlar doğrultusunda hizmet üretmek gerekirken “Her alanda kendisinin bütün yaptıklarıyla örnek alınması gerektiğini, kendinin hep doğru yaptığını, kendi dışındakilerinin, harekete zarar verdiğini, ilm-i siyaset bilmediğini, kendisinin enerji kaynağı olduğunu, müntesiplerinin bu enerji kaynağının prizine fişlerini takmaları gerektiğini” dillerinden düşürmediklerini görürsünüz. “Andolsun ki, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça ananlar içinRasûlullah’ta örneklik vardır.(Ahzab:33/21) ayeti, sanki kendisi için inmiştir ve Rasûlullah’tan ziyade o örnek alınmalıdır.    

            İnsan harcamak kolay ama insan kazanmak ve bir değer üretmek, çok zor bir iştir. İnsanlar kendi sahip oldukları nitelikleriyle başarılarını ön plana çıkaracakları yerde, başkalarının eksikleri ve yanlışlarıyla yükselmek istiyorlar. Birbirlerini çok iyi tanıyan, karşı karşıya geldiklerinde tokalaşıp kucaklaşan ve daha sonra büyük bir samimiyetsizlikle birbirlerinin arkasından çok rahatlıkla konuşabilen insanlar, maalesef her zaman geçerli oluyor.

İnsan harcamayı şiar haline getirenler, yola çıktıkları havarilerini “Üzümün çöpü, armudun sapı” bahanesiyle “Beni kitleye taşıyamıyorsunuz” diyerek birer birer satarlar. Onlardan kimseyi yanlarında bulundurmazlar. Şu anda yanında olanların da, yakın gelecekte son kullanma tarihlerinin biteceğinde şüphe yoktur. Kalanlar da, her şeye kafa sallayan, fikir üretemeyen, verilen her emre “tamam efendim, emriniz olur” türünden kavuk sallayan veya orasını ekmek teknesi olarak gören, kendini “hizmet eri” değil de “emir eri” sanarak suya sabuna dokunmayan ve farklılık oluşturamayan yalaka, ya da yalakaya yakın tiplerdir. Unutulmamalıdır ki kendini ispat etmiş, onurlu duruşundan taviz vermeyen, “El âlem ne der?” putunu kırmış, “Allah ne der”i hayatının merkezine koymuş olanlar, Allah’ın izniyle dokuzuncu köyden kovulsalar da onuncu köyde hizmete devam ederler.

İnsan harcayanların, insana harcayanlardan daha çok olduğu günümüzde aslolan, “insan olmak” ve “insan kalmayı” becermektir. İnsana harcamak demek, yaratılış gayesine uygun şekilde yaşayabileceği bir maddi ve manevi birikim ile onu donatmak demektir. Öyleyse içimizdeki firavunun sesine kulaklarımızı tıkayıp kaprislerimize ve egomuza yenik düşmeyerek insana harcayalım, insanı harcamayalım. Otokontrol için de “Ben insan harcayan biri miyim, yoksa insana harcayan biri miyim?” diye aynaya bakıp kendimizi hesaba çekelim. Unutmayalım ki, insan harcamak, hastalıklı bir ruh halidir. Tedavisi de, sahtesiyle değil gerçek anlamda iyi bir nefis tezkiyesi ve ruh terbiyesidir.

Geçen haftaki “İnsan kazanmanın önemi” ile ilgili yazımızın sonundaki cümleleri aynen tekrar ederek konumuzu bitiriyoruz:Rasûlallah (sav), “Bedevi bir toplumdan, medenî bir toplum çıkarırken” insan kazanmaya gereken önemi vermiştir. Defolu da olsalar onları kaybedecek bir yola tevessül etmemiştir. Dolayısıyla bizim, insan kaybetmek gibi bir lüksümüz olamaz.

                                               

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir