islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
23°C
İstanbul
23°C
Açık
Pazartesi Açık
25°C
Salı Açık
26°C
Çarşamba Açık
24°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
25°C

İnsan Merkezli Bir Hayat Anlayışı

İnsan Merkezli Bir Hayat Anlayışı
27.10.2017
A+
A-

Ülkemize ve insanımıza sahip olmak, çok geniş bir sorumluluklar zincirini ortaya çıkarır. Bunların başında aynı kaderi paylaştığımız insanlarla olan münasebetimiz ve onları düşünüp, gözetmemizdir. Ortak bir kaderi paylaştığımız yakınlarımız, komşu ve hemşehrilerimiz, bizim farklı derecelerle dostlarımız ve hatta kardeşlerimizdir. Aslında bu sosyal zincir, birbirini tamamlayan ve güçlendiren sağlıklı bir sosyal bünyeyi meydana getirmektedir.

Dinimiz, aynı muhitte yaşayan ve aynı dine mensup olan insanları çok ciddi sorumluluk ve mükellefiyetler içinde olmaları gerektiğini bildirmektedir. Çünkü insan, sosyal bir varlıktır ve sadece kendi istek ve ihtiyaçları ile yaşaması, onun insani yapısına terstir. Aynı zamanda, sosyal bir varlık olarak yaşamak; başkalarıyla düşünce, duygu ve yaşama faaliyetlerinde de karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma içinde olmasını gerekli kılar.

Bu ahlaki ve insani durum, insanın manevi ve medeni yapısını da geliştiren bir ortamı meydana getirir. Bu sorumluluk ve fedakârlık anlayışı, dünyanın hiçbir felsefesi veya ideolojisi tarafından dile getirilmemiştir. Dolayısıyla İslamın ortaya koyduğu sosyal sistem, son derece insani ve medeni bir nitelik taşımaktadır.

Günümüzde böyle derin ve hassas bir dünyanın kurulması bir yana, birbirinin hakkını elinden alan ve bir diğerini yok etmeye yönelik ciddi haksızlık ve insan dışı tutumlar en acımasız noktaya ulaşmıştır. Çünkü insan, kendine ve ihtiraslarına bağlı bir hale gelmiş, ahlaki ve hukuki dünyanın ihtiyaç ve sorumluluklarını terketmiştir.

Kendi toplumundaki insanları kandıran, onların haklarını gaspeden ve hatta hayatlarını ortadan kaldırmaya kadar varan bir hissizlik ve canavarlık tavrı, en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Üstelik, bilginin ve maddi gelişmelerin en son noktasına ulaştığı bir seviyede. Dolayısıyla bilginin ve teknolojinim gelişmesi, insanın ahlaki ve medeni olmasını sağlayamıyor; bilakis, başkalarına vereceği zararı daha sistemli ve organizeli hale getirmesine yol açıyor.

Bu yüzden, insanın ruh ve sosyal yapısını besleyecek ve imar edecek “değer eğitimi” ne ihtiyaç var. Değer eğitimi, sadece bilgi ile değil, aynı zamanda bilginin hayata aktarılması ve insanı çeşitli kötülüklerden uzaklaştırmasıyla gerçekleşebilecek bir nitelik kazanması şartıyla. Ama maalesef, böyle bir değer eğitimini; toplumdaki insanları yığın haline getiren ve onları kullanılacak veya yönlendirilecek araçlar haline getirenler istemiyor.

Çünkü, değerleriyle bir dünya kuran ve bu değerler doğrultusunda yaşayan insanlar, diğer insanları dost bileceklerinden ve başkalarının güdümüne girmeyeceğinden sistemli ve prensipli bir hayat anlayışına bağlı yaşayarak, iyinin ve doğrunun ayakta durmasını isteyeceklerdir. Bu durumda, onlar; başkalarının kullanacağı veya üzerlerine basarak belli bir güce ulaşacakları insanlar olamayacaklarından, bu tür odaklar için faydalı değildir.

İşte günümüzde aile ve eğitim kurumlarının veya sosyal hizmet merkezlerinin üzerinde durmaları gereken en önemli konu, insanı yetiştirirken bilgi, ahlak ve sorumluluk merkezli bir kültür ve hayat anlayışına uygun insanlar yetiştirebilmektir.

Dini eğitim alırken, insani ilişkileri eksik bırakan; ibadetini yaparken, sosyal ilişkileri ihmal eden; milliyetçi geçinirken, başka kültürlere tabi olan; hak’tan bahsederken, işçisinin alın terini gaspeden sözde müslüman ve milleyetçiler, insanı anlamak ve onu yetiştirme konusunda “değerler dünyası”na uzak kalmaktadırlar.

Değerler temelinde insanı merkez alan duygu ve düşünceye ulaşarak, yeni bir anlayış ve dirilişi harekete geçirmekten başka bir çaremiz yok. Çünkü insan, ya ideal seviyeye ulaşacak veya giderek, aşağıların aşağısına düşecektir.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.