Cuma hutbelerimle başlayan konuşma ve yazı hayatım 50 yılını aştı. Hakikat de olsa menkıbelere ve yaşanabilir türden de olsa hikayeciklere pek yer yermedim. Ancak bir ölçüde verilmesi gereğine inanırım. Çünkü bazı menkıbeler ve hikâyemsi rivayetlerle kalın bir cilt ile açıklayamayacağınız gerçekleri bir yazıya sığdırabilirsiniz. İşte size bir misal: Rivayet olunur...
Kişinin doğruluğuna inanarak bilgilerini kaleme aldıktan ve düşüncelerini açıkladıktan sonra ortaya çıkan baskılar neticesinde duruşunu değiştirmesi ve “ben yazılarımla ve açıklamalarımla öyle demek istememiştim,” demesi onursuzluktur. Ama bilgileri ve düşüncelerinin doğal gelişmesi sonucu, öncesine nisbetle farklı bilgiler yazıyor ve fikirler açıklıyorsa bu da erdemdir. Şimdilerde İslâmi Kimliğimizi Korumak adıyla yayınlanan...
Bizler, Fransa’daki karikatürlere, Kur’an’ı yırtıp yakanlara haklı olarak verilmesi gereken tepkiyi veriyoruz. Fakat ocağımıza yerleşmiş, bizim vergilerimizden maaş alan, Marmara İlahiyat gibi saygın bir Fakültede Tefsir Profesörlüğü yapan ve Kur’an ayetleriyle ilgili olarak “Bunlar Allah’ın sözü olamaz” diyen ve Kur’an’ı arkadan dolanarak kalleşçe inkâr eden tarihselci Mustafa Öztürk’e diyecek sözümüz...
Müslüman toplumun “kalbi” mesabesinde olan camilerimizin yeniden “hayatın merkezi” haline gelmeleri gerektiğini, Peygamber Efendimizin (s.a) Mekke’den Yesrib’e hicret buyurduktan sonra “Medine” ismi verilen bu ilk İslâm şehrinde ilk inşa edilen kurumun da “Mescid/Cami” (Mescid-i Nebevî) olduğunu ve o günden itibaren Mescid’in sadece namaz kılınan mekân değil aynı zamanda eğitim, istişare...