
İslam dininin tarih içinde husule getirdiği büyük mirasın önemli tartışma konularından biri, Peygamber Efendimiz (s.a.)’in dinin tebliğini başarıyla tamamlayıp bu dünyadan irtihalinden sonra, yine rivayet yoluyla ona isnad edilen birtakım haberlere dayanılarak zamanın sonlarına (Ahiru’z-zaman) doğru hem Hz. İsa’nın yeryüzüne ineceği (Nüzul-u İsa) hem Mehdi isim-sıfatına sahip kurtarıcı bir zatın zuhur veya huruc edeceği (Zuhur-u Mehdi/Huruc-u Mehdi) yolundaki inançtır.
Bu iki olayın ne zaman vuku bulacağını matematiksel olarak tayin etme imkanına sahip değiliz; ancak gelecekte vuku bulacağı haber verilen iki olay, hakikatte aynı gaye ve davada birleşeceğinden aslında bir yönüyle tek bir meseleye işaret etmektedirler. Bu açıdan rivayetler arasında görülen farklılıklara, mesela İsa ve Mehdi’nin eş zamanlı olarak ortaya çıkacaklarına ilişkin iddialar göz önünde bulundurulduğunda adına “Nüzul” veya “Zuhur/Huruc” dense de hakikatte tek bir meseleyle karşı karşıya bulunuyoruz.
Bundan önceki yazıda neredeyse bütün din ve kültür havzalarında kadim zamanlardan beri insanların mutlu bir gelecek ve bu geleceği tesis edecek bir kurtarıcı beklentisi içinde olduğuna işaret etmiştik. Bu da meselenin genel beşeri bir beklentiyle ilgili olduğunu ima eder. Belli bir görevle gönderilen her bir peygamber (Nebi veya Resul) kendisinden sonra gelecek olan peygamberi müjdelemiş; şimdi kendisinin yaptığı davetin esası olan hususları ve hükümleri teyid edip tekrarlayacağını bildirmiştir. Bu genel bir kural ve Nebevi teamüldür; mesela Hz. İsa’nın Son Peygamber’i haber verip müjdelemesi gibi (61/Saf, 6). Bu, “kurtarıcı misyona (halaskâr)” dönmüştür. Her peygamberin öncelikle ezilenlerin seslerini dile getirmesi, onlara sahip çıkıp adaletin tesisi için mücadele etmesi, peygamberin bir kurtarıcı olarak algılanmasına yol açan önemli bir sebeptir.
Yine toplumların içine düştükleri ümitsizlik hali, maruz kaldıkları baskılar, yoksulluklar ve yoksunluklar onları bir kurtarıcı fikrine ve beklentisine sürüklemiş, gelecek bir kurtarıcının onları içinden çıkarıp kurtaracağı duygusu onlara yaşama ümidi ve gücü vermiştir.
Nisa, 75. ayette tarihte ve bugün ezilen ve fakat bir çıkış yolu bulamayan zayıf kitlelerin “kurtarıcı” çağrılarından bahseder:
“Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar” adına savaşmıyorsunuz?”
Lakin, dikkat çekici nokta şu ki, Kur’an-ı Kerim, “ilahi, beşer-üstü güç ve donanıma sahip kurtarıcı”dan değil, doğrudan Müslümanlara seslenmekte, onların –mesela bugün aynı feryadın yükseldiği Gazze için Müslümanların birleşip onları bu zulüm ve barbarlıktan kurtarmalarından bahsetmektedir. Hem yüce Allah, her gün ve her saat ezilmekte olan bu mazlum ve çaresiz insanların kurtarılmasını “nüzulu belirsiz bir Mesih’e, zuhuru belirsiz bir Mehdi’ye bırakmamakta, “hemen ve şimdi” eyleme geçilmesini istemektedir. (1)
Tarihsel kültürde şekillendiği temasıyla beklenen “muntazar kurtarıcı”nın normal bir peygamberden, yani Allah tarafından gönderilen bir beşerden daha çok özelliklere sahip olması dikkat çekicidir. Bu açıdan bakıldığında “kurtarıcı profili”nin “peygamber profili”nden daha farklı olduğunu, olağanüstü kabiliyetlerle donatıldığını söylemek mümkün. (2)
Zerdüşt, Budizm ve Hinduizmin kutsal metinlerinde hem “kurtarıcı” hem gelecek “haberci/peygamber profili”ne ilişkin unsurlar yanında daha kadim veya hala yaşayan mitolojilerde de benzer motiflere rastlanabilmektedir. Mesela Desatir, 14’te, İran’da vuku bulacak derin bir ahlaki krizin arkasından Arabistan’dan bir nur doğacağı yazılmıştır. Buda, “Ulu denen Metteya ve bütün insanların önderi gelecek” demiştir. Kutsal Hindu metinlerinde yer alan “Kalki Autar”ın Hz. Peygamber’e bir gönderme olduğu iddia edilmiştir.
Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında her iki hususu teyid edici bilgi ve haberler bulunmaktadır. Eski Ahit’te “kurtarıcı”, “Melik” (Mezmurlar, 149, 1-9), “Mesih” (Mezmurlar, 145, 1-17), “İnsanoğlu” (Mezmurlar, 2, 1-2), “Menahem” (İşaya, 66, 13-14) gibi tabirlerle ifade edilmiştir. Mesih’in geleceği gün “Rabbin günü”dür (Tensiye, 18:19). Tevrat’ta şu ifade yer almaktadır: “O, iki binici gördü. Biri eşek üzerinde, diğeri deve üzerindeki biniciydi. O dikkatle dinledi” (İşaya, 7.). Yoruma göre eşek üzerindeki binici Hz. İsa (a.s.)’yı, deve üzerindeki binici Hz. Muhammed (s.a.)’i haber vermektedir. Yani hem Yahudiler, bir kurtarıcı-Mesih beklentisi içinde olmuşlardır hem Hıristiyanlar, göklerin krallığını tesis etmek üzere Mesih’in bir daha geleceğine inanmışlardır. Yahudilerin tarihleri boyunca diasporada yaşamaları bu inancı derinleştirip kökleştiren önemli amillerden biridir. İçinde yerleşip barınacakları bir yurt/toprak özlemi söz konusu inancın bir parçası olarak sürmüştür, Yahudilerin beklediği Mesih, onları yeryüzü üzerinde hâkim kılacak Kral Davud veya teknik ifadesiyle kralın oğlu Süleyman’dır.
Hıristiyan inancında Mesih’in gelişi, olağanüstü bir hadisedir. Yuhanna’ya atfedilen Vahy kitabı’nda, Pavlus’un mektuplarında ve İncillerde dünyanın son dönemlerine ait açıklama ve kehanetler yer alır: “O zaman İnsanoğlu’nun bulutlar içinde büyük güç ve ihtişamla geldiğini göreceklerdir.” Zamanın sonunda Mesih’in gelişi, Deccal’ın çıkışı ve Armagedon denen yerde vuku bulacak savaş bu çerçevede geliştirilmiş bir kehanettir (Yuhanna, 16:16; 4: 25-7.) Matta (25: 31-35) ve Luka (21:5-36) İncillerinde Mesih’in gelişinden bahsedilmektedir. Markos’ta konuyla ilgili sınırlı bilgiler vardır. Pavlus “Mesih’in gelişi an meselesidir” der (l. Selanikliler, 4: 15-17.) Fakat Mesih’in gelişi gecikince “gecikeceğini söyler” (l. Korintliler, 15: 51-52; Ayrıca bkz. Markos, 13-14; Matta, 16; Yuhanna, 21; Yuhanna Vahyi, 17:8 l. Selanekliler, l: 6-10 ve 4: 13-18; ll. Selanikliler, 2; l. Korintiler, 15: 24 vd. 51-54; Filipliler, 3: 21.)
Söz konusu inancın İslami versiyonu ile Hristiyanlıktaki versiyonu arasında bir mukayese babında şu dört noktanın altını çizmekte fayda var:
1) Hıristiyanlık ve İnciller Mesih merkezlidir, bu açıdan Mesih’in şahsiyeti ve misyonu kadar gelişi de önemlidir. Kur’an ise Hz. Muhammed (s.a.) merkezli değil, Allah/vahiy merkezlidir.
2) Hıristiyanlıkta Mesih beklentisi ana metinlerde yer alır. İslam’da ise hem “İsa’nın nüzulu” hem “Mehdi’nin zuhuru” hadislerde yer alır; Hıristiyanlıkta kesin inançtır, İslamiyet’te ise haber-i ahad hükmündedir.
3) Hıristiyanlıkta dünya krallığı kötüdür, eksik plandır. Göklerin krallığı gerçekleşmedikçe ilahi plan tamamlanmış olmaz. İslamiyet’te “dünya ahiretin tarlası”dır, bir “imtihan alanıdır.” Başka bir ifadeyle yer ile gök arasında bir çatışma yoktur; dünya ile ahiret arasında bir devamlılık, öncelik-sonralık ilişkisi söz konusudur.
4) Hristiyanlıkta Tanrı’nın iradesini ve Göklerin Krallığı’nı Mesih temsil eder, İslamiyet’in Sünni versiyonunda ise Allah’ın iradesi tek bir şahısta, devlette veya bir kurumda değil, ümmette tecelli eder, Allah’ın iradesini ümmet temsil eder. Ümmetin örfü icmadır, her kavmin örfü vardır; örf tabiatı icabı ilahi murada uygundur.
5) Hristiyanlıkta Mesih beklentisinin pek de kuvvetli olmayan ahiret inancı veya başka bir deyişle “ölüm korkusu”yla da ilişkisi vardır (Bkz. 3: 21.) Esasında ne Eski ne Yeni Ahit’te Kur’an’daki kadar kuvvetli bir ahiret inancı mevcut değildir. Bu, Yahudi ve Hıristiyan insanın gündelik hayatının aşkın/müteal, bâtın/içkin-enfusî ve öte/ahiret boyutuyla olan ilişkisini belirler. Belki de Tanrı’ya, dine ve kutsala olan modern aldırışsızlık, ilgisizlik, ebedi hayatın esasını teşkil eden ödül (cennet) ve ceza (cehennem) ile belli belirsiz irtibatın zayıflığı sonucu bu derecelere ulaşmış bulunmaktadır.
Dikkat çekici bir nokta var, atlamamak lazım: Yahudilerin Kral Mesih’i Hristiyanları ve Müslümanları, Hristiyanların Mesih’i Yahudi ve Müslümanları, Müslümanların İsa ve Mehdisi Yahudileri ve Hıristiyanları tepeleyecek. Mesih-Mehdi inancına sahip her üç dinin müntesiplerinin beklediği kurtarıcının misyonları aynı değildir; kurtarıcı sadece kendi taraftarlarını kurtaracak, diğerlerinin tarihi ve fiili varlıklarına son verecektir. Her üç din müntesibinin birbirlerine bakışları, bekledikleri kurtarıcıya da yansımıştır.
Diğer yandan kapitalist kültür ve hayat tarzının şekillendirdiği modern dünya fiilen materyalist hayat biçimlerinin ağır ve derin etkisi altına girdikçe dünya hayatına, güce, başarıya, bedensel zevklere ve zenginliğe tapar hale geliyor, nefsinin istek ve tutkularının esiri olan insan ölmek istemiyor; Mesih’in gelişiyle ölümsüzlüğe ulaşabileceği beklentisi içinde yaşıyor. Son zamanlarda daha çok aktüel hale gelen Armagedon savaşı ve “Tanrı’nın kıyamete zorlanması” inancının bununla belli bir ilişkisinin olduğunu söylemek mümkün. (3)
Pekiyi, bu meseleyi nasıl anlamak gerekir?
(1) Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, II, 427-429.
(2) Cengiz Batuk, Tarihin Sonunu Beklemek –Ortadoğu Dinlerinde Eskatoloji Mitosları– İstanbul-2003; Said Eyüp, Deccal Komplosu –Üç Büyük Dinin Kaynaklarına Göre Deccal’ın Üç Bin Yıllık Tarihi– Çev. Fatih. M. Albayrak, İstanbul-2000; Ali Coşkun, Mehdilik Fenomeni, İstanbul- 2004.
(3) Grace Hallsell, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, Çev. M. Acar-H. Özmen, Ankara, 2002.
Hz. İsa’nın nüzulu ile ilgili hadisler tevatür derecesindedir ve inkâr etmek için haklı bir neden yoktur. Herşeyi kendi akıl ve mantığına uyarlayan bazı modern Müslümanlar bu gibi haberleri akıllarına sığdıramıyor. “Görmediğime inanmam” söylemi materyalist bir bakış açısıdır. Biz Müslümanlar olarak ahiret gününe, meleklere, cinlerin varlığına inanırız. Aslında islamı sadece kendi akıl ve mantığına indirgeyen bu modern Müslümanlar , zülkarneyn hadisesi ve yecüc mecüc gibi canlıların varlığına Kur’an’da geçmese de sadece hadislerde geçse inkâr edeceklerdi. Aynı konudan bahseden bunca Hadis uydurma olamaz. Cenabı Allah, Hz. İsayı katına alıp kıyamet öncesi dünyaya göndermeyi murad etmiş, bunda yadırganacak bir şey yok. Ayrıca, hickimse Hz.isa gelecek, Mehdi gelecek diye, o beklentiyle yan gelip yatmıyor. Yan gelip yatanlar da bu sebeple yatmıyor, onlar zaten her halükarda yatıyor.
Varsayalım Mesih/Mehdi gelmeyecek, şeytan ve adamlarına teslim mi olacağız? Yada gelecek diye elimizi kolumuzu bağlayıp bekleyecek miyiz? Furkan elimizde iken kurtarıcı beklemek beyhude. Anahtar elimizde ama kapıyı açmak için çilingir bekliyoruz.
Sayın Nuh !..Mehdi Aleyhisselâmı bizle beklesek de beklemesek de o zamanı geldiğinde zuhur edecek … Yani, O’nun gelişi yeryüzündekilerin beklemeyip-beklememeleri ile ilgili değil ! Wn önce bunu bilelim !
HZ. İSA ALEYHİSSELÂM
Nezd-i İlâhîye Yükseliş:
İsrâiloğulları Romalıların esareti altında zillet içinde yaşıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ın elinden o kadar parlak mucizeleri gördükleri halde, dâvetine icabet etmediler. Çünkü kurtarıcı bir Mesih bekliyorlardı. Bu Mesih’in çok mücadeleci bir kişi olacağına ve diğer milletlerin esaretinden kurtararak Yahudileri dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ı çok yumuşak ve merhametli gördükleri için, onun Mesih olduğuna inanmadıkları gibi, dâvetine kulak vermekten insanları alıkoymaya çalıştılar. Fakat başvurdukları her teşebbüs neticesiz kaldı. İman etmek şöyle dursun, Yahya Aleyhisselâm gibi İsa Aleyhisselâm’ı da öldürmeye karar verdiler.
İçlerinden birini inanmış gibi göstererek havârîlerin arasına soktular. Toplandıkları yeri ve zamanı öğrenip baskın yapacaklardı.
Fakat Allah-u Teâlâ:
“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fâtır: 43)
Âyet-i kerime’si mucibince, kendi kurdukları tuzağa kendilerini düşürdü, plânlarını boşa çıkardı.
Daha sonra Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı öldürmek için tuzak kuranlar hakkında bilgi vererek şöyle buyurdu:
“(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i imran: 54)
Onlardan daha sağlam tuzak kurar, onları kendi kazdıkları kuyuya düşürür.
Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü İsa Aleyhisselâm’a vahiyle durumu haber verdi, tuzak hazırlayanların bu tuzaklarını nasıl başarısızlığa uğrattığını açıkladı.
“O vakit Allah şöyle buyurdu: Allah-ü Tealâ İsa (A.S.)’a dedi ki «Ya İsa! Ben seni vefat ettireceğim ve seni kendi cânib-i maneviyeme kaldıracağım ve kâfirlerin fenalığından seni tathir edececeğim».|.” (Âl-i imran: 55)
Allah-u Teâlâ bu beyanı ile İsa Aleyhisselâm’ı yahudilerin elinden kurtaracağını ve kendisine hiçbir eziyet edilmeden, sağ salim göklere kaldıracağını müjdelemektedir.
“Seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım.” (Âl-i imran: 55)
Artık onlarla bir ilgin kalmayacak, onlar sana bulaşamayacaklar.
“Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Âl-i imran: 55)
Bu müjde müslümanlara âittir. Çünkü İsa Aleyhisselâm’a hem de diğer bütün peygamberlere gerçek mânâda tâbi olanlar Muhammed Aleyhisselâm’ın ümmetidir.
“Sonra da dönüşünüz bana olacak.” (Âl-i imran: 55)
“Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler.
Al-i İmran Sûresi 55. ayet-i celilesinin tefsiri bir çok muteber müfessir pek tarafından yorumlanmış ve en meşhur yorumlardan olan Fahr-i Razi ve Kazi’nin ve Ebus-suud Efendi’nin beyanları veçhile bu âyette “müteveffa” nın manâsı; senin ömrünü ben tamam. ettirip ruhunu ben kabzedeceğim, yahudilerin katline seni
“ug m v. . | “Fahr-i Razi ve Kazi’nin ve Ebussuüd Efendi’nin beyanları veçhile bu âyette müteveffanın manâsı; senin ömrünü ben tamam. ettirip Tuhunu ben kabzedeceğim, yahudilerin katline seni terketmem ve senin katlin için onlara fırsat vermem. Seni semâya kaldırır, meleklerle ünsiyet ettirir ve vakt-i muayyenin geldiğinde ben seni vefat ettireceğim demektir.
Yahut “teveffi”; vefat etmek manâsınadır. Çünkü; bazı rivayette semâya ref’olunmazdan evvel Hz. İsa yedi saat kadar vefat edip bâdehu ihyâ olunarak semâya ref’olunduğu mervidir. Yahut bu âyette “teveffi”; uyku manâsınadır. Çünkü; İsa (A.S.)ın uyku halinde semâya kaldırıldığı dahi mervidir. Buna nazaran manâ-yı nazım : “Ben seni uyutacağım ve semâya re”edeceğim” demektir. Yahut müteveffanın manâsı yeryüzünden kaldırmaktır. Yahut “mürteveffa” demek; âlem-i melekûta çıkmaktan men’eden alâyık-ı beşeriyeyi öldürmek demektir. Yani «Senin alâyık-ı beşeriyeni öldürüp ruhunu ve cesedini beraber semaya kaldıracağım» demektir. Bu tevcihlerden tevcih-i evvel Rasulullah’tan varid olan rivayetlere muvafık olduğundan esah olan tevcih; odur. Zira; Hz. İsa’nın rüh maal-cesed, hayyen semaya refolunduğuna dair ahadis-i celile mevcuttur. Bazı âyetler de buna delâlet etmektedir. Şu halde bu âyette Cenab-ı Hakkın «Ben seni vefat ettireceğim» buyurması yahudilerin katlinden seni kurtaracağım ve semâya kaldıracağım ve eceli mev’üdun geldiğinde ben seni öldüreceğim, yoksa katledemeyecekler demektir. İsa (A.S.)ın mahall-i keramet ve bereket olan semâya ref’olunmasından Vâcip Tealâ’ya mekân ispatı lâzım gelmez. Zira; «Benim canibime ref’edeceğim» demek «Mahall-i bereket ve kerametim olan âli canibe kaldıracağım» demektir. Kâfirlerden İsa (A.S.)’ı tathirin manâsı; onların içinden çıkarmaktır. Şu kadar ki Hz. İsa’nın şanına tazim için onların içinden çıkmasına taharet tâbir olunmuştur ki, küfür halinde devam edenlerin ahlâk ve itikad noktasından necaset menzilinde olduklarına işaret edilmiştir.
Hasan-ı Basri, İbn Cüreyc ve İbn Zeyd’e göre, ayette geçen bu ifadeden maksat, Hz. İsa’nın ölmeksizin semaya kaldırılmasıdır.
Rabi’ (b. Enes’e) göre, bundan maksat, uyku formatında bir nevi ölüme mazhar kılınarak semaya kaldırılmıştır.
Ferra’nın yorumuna göre, ayette takdim ve tehir söz konusudur. Yani, “aslında önce semaya kaldırmak, sonra vefat ettirmek” şeklindedir. Bundan maksat, Hz. İsa’nın diri olarak semaya çıkarılmasından sonra (yeniden dünyaya döndüğünde) ölmesidir. (bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)
Acizane bizim görüşümüz de şudur. Rabbimiz, İsa Aleyhisselâmı ölmüş bir şekilde olan naaşını ne diye katına yükseltsin ki ? Buna akıl yol vermiyor ! Kaldı ki, Kuran Ayetlerini en güzel bir şekilde tefsir eden
yegâne kişi,Rasulullah (S.A:V.) Efendimiz değil mi ? Müslümanlar Ayetleri anlayamadığında ilk olarak bu konuda Hafdislere müracaat etmeleri gerekmiyor mu ? E Ahadis-i Şerilerde de İsa Aleyhisselâm’ın avdet edeceği bildirilmemiş mi ? Bildirilmiş…Şu halde, İsa Aleyhisselâm’ın Rabbimi,zin katında ber-hayat olduğu ve yeri ve zamanı geldiğinde de yeryüzüne avdet edeceği görüşünün en kuvvetli ve sahih bir görüş olduğu bedihidir diyorum. Ve Al-i İmrân Sûresi 55. ayetin Ruhu’l-Beyan Tefsirindeki açıklamasını da buraya teberruken alıyorum.
Al-i İmrân : 55. Allah buyurmuştu ki: “””Ey İsâ! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime Yükseleceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyâmete o kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüştüğünüz bana olacak. işte o zaman ayrı ayrı düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.”””
,
Allah’ın böyle dediği zamanı hatırla. “Ey İsâ şüphesiz ki seni öldürecek olan benim. ‘ Sana takdir ettiğim süreyi tamamlayacağım. Kâfirlerin seni öldürmesinden koruyacağım ve sana yazdığımı ecele kadar seni sürdüreceğim . Seni onların öldürmesiyle değil, kendi ecelinle öldüreceğim.
“Seni kendimi yükseltip yükselteceğim.” Seni ikrâm mahallime, meleklerimin makamına çıkaracağım. (İsâ göğe yükseltilirken) “Seni kendime yükselteceğim” buyurması İsâ’nın şânını yüceltmek içindir. İbrâhim (asYın “Ben Rabbime) gidiyorum.” (Saffât, 37/99) özelliklerin mânası da aynıdır. İbrâhim (as) Irak’tan Şam’a . kalmıştı. Hacılara, Allah’ın misafiri denilir. Kâbe-i Muazzama buralarda oturanlara Allah’ın komşuları denilir. Bütün bu ifadeler anılanların şânını yüceltmektir. Çünkü Cenâb-ı Hak mekândan münezzehtir.
“Seni küfredenler içinden gündelik çıkaracağım. ” Onlardan seni uzaklaştırıp, kenara koy çekeceğim. Onların kötü komşuluklarından habis arkadaşlıklarından ve kirli muaşeretlerinden temizleyeceğim.
Şematik bir rivâyet vardır: İsâ (as) Deccal zamanında gökyüzünden âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, malı bereketlendirecek, öyle çoğalacak ki, kimse sadaka kabul etmeyecektir.
O’nun zamanında bütün dinler kalkacak, sadece İslâm devam edecek. İsa (as) Deccal’ı öldürecek, onu öldürdükten sonra Araplardan bir kadınla evlenecek, çocuğu olacak. İnişinden itibaren kırk yıl yaşadıktan sonra ölecek, Müslümanlar cenâze namazını kılacaklar. Çünkü O, bu ümmetten olmak için dua etmiş, Allah da duasını kabul etmişti.
“Sana tâbi bireyler, kıyâmet gününe kadar küfredenlerin standlarında tutacakları benim.’ İsâ’ya tâbi olanlar seni yalanlayanlar değil, müslümanlardır. Her ne kadar şeriatları dış donanımdaki farklılık farklılık arzetse de … Allah Teâlâ Müslümanları Yahudi ve hıristiyanlardan seni yalanlayanların üstüne çıkaracaktır. Onu yalanlayanlardan bir Bir kısmı onun yolunu izlerken ona hile yaptı. Ehl-i İslâm ise izzet, kuvvet ve huccetle daima onların üstündedir.
“Kıyâmet gününe kadar” buyurulması, İsâ’ya tâbi olanların üstün kılınmasının son vaktini bildir. Bu Yetenek o gün bitiyor ve kâfirler zilletten kurtulurlar mânasına Müslüman değiller, bu sona kadar onların üstün gelirleri, ondan sonra da Allah onlara Dilediğini yapar, yani.
“Sonra dönüşünüz bana yalnız olacaktır. ” Yanı öldükten sonra dirilerek dönüşünüz banadır. Ayetin lâfzındaki “sizin” mânasına gelen zamir, İsâ (as)’a ve ona tâbi olanlara ve kâfirlere âittir. İltifat yoluyla muhataplar gâibe üstün tutularak böyle emredilmiştir. Çünkü tebşir ve inzarda bu üslüb daha beliğdir.
Şunu hep merak etmişimdir, (Sünni kaynaklarda) Hz. İsa gelirken neden rütbeleri sökülmüş olarak geliyor. Diğeri ise Muhammed, sizin (yetişkin) erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir. (Ahzâb 33:40) Bu ayete göre Hz. Muhammedden sonra peygamber gelmeyecek. Bu görüşü savunanlar ayetlerin kelimelerini yerinden ederek elde etrikleri mezkur görüş/inanışları Kur’an’a uymuyorsa yinede inanmakta ısrar etmeleri nasıl bir ruh halidir. Ayrıca yazarından kaynakları verdiği israiliyat ürünü oldukları ortadadır. Bunu icad edenlerin icad etmedikleri neredeyse hiç birşey kalmadı. Neden icad ettikleri Mesih/Mehdiyi beklemiyor, Dünyayı Müslümanlara cehennem yapmak için bu kadar çalışıp üretiyorlar. “Onlar, Kur’an’ı inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler(in)de kilitleri mi var? (Muhammed 47:24)
Sayı ilal İnan Efendi…Peygamberlerde öyel sizin belrittiğiniz analamda rütbe-mütbe fsalan yoktur diyorum ! Peygamber Efendimizle görüşmek isteyen kişiler “Aranızda hanginiz Muhammed ?” diye soru sormadan Rasulullah Efendimizi tanıyamıyroalrdı !.. İsa Aleyhisselâmın avdetinde O’ndan peygamberliği alınmış olmayacak, ancak, nüzulü peygamber gönderilmesi şeklinde değil de, bizatihi kensisinin duası muvahacesinde son Peygamber Hz. Muhammedin Ümmetinden bir ferd olarak olacak !..Bu husuta yanlış algı ve saplantıalr içindsiniz !..Kuran ne uymuyor, çok merk ettik ?.. Yani, zikrettiğimiz ayetlerin tefsirinde en meşhur tefsir alimlerinin beyanlarını hassaten gözettik ki, bir yanlış anlaşılma olamsın diye.. Yani, bu alimlerin görüşlerr mi Kurana uymuyoır da sizin görüşünüz uyuyor ? Kurana uymayan hangi görüş ? Bri şey söylüyrosunuz ama, çiç boş, kaynağı, temeli delili yok !.Asulkö sizin içinde bulunduğunuz ruh hali nasıl bir haldir, biz de bunu merak ediyoruz !.İsrâiliyat diye eleştiri getirilen her şeyin kötü ve yanlış bir şey olduğu asla iddi aedilemez !Çünkü, orjinal Tevratta geçen her şey ve bütün ayetler de Allahımızın ayetleridir. Orjinal Tevrattan nakledilen herhangi bir bilgiye büütn müslümanların da kayıtsız-şartsız inanması ve onaylaması getrekir ! İsrâiliyat diye, Tevratın Ayetlerini asla dışlayamazsınzı ! Kezai, aynı durum Orjinsal İncilin Ayetleri içind egeçerlidir diyorum. Bahsettiğin Muhammed Sûresindeki 24. ayet Munafıkalra hitaben nüzul olmuş tur ve Rasulullah Efendimizde onlar hakkında “O münafıklar nifak üzere ısrar ve hidayetten i’raz ederler de Kur’an’ın manâlarını düşünmezler mi? Yoksa onların kalpleri üzerinde kilitler mi var? ” şeklinde sual buyrulmuştur.
Sayın enk Cemil efendi önce bi adam uslubuyla konuşmayı yazmayı ögrenin. Demek istediğim peygamber rutbesiyle getirmedikleridir.
Sen orijinal Tevratı incili getir Kuran gibi iman etmek imanın ilkelerindendir. Taban tabana Kurana zıt olan israiliyatlara iman etmek isteyen edebilir.
Bize bir israiliyat gösterin ki, Kurana zı taban-tabana zıt olmuş olsun ! Bir tane örnek göstrerebilri misiniz ?