islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,3920
EURO
55,3812
ALTIN
6.583,73
BIST
12.250,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Yağmurlu
15°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
15°C
Pazar Parçalı Bulutlu
14°C

İŞİ EHLİNE VERMEMEK ÜMMETE İHANETTİR

İŞİ EHLİNE VERMEMEK ÜMMETE İHANETTİR
14/10/2026 11:10
A+
A-

İŞİ EHLİNE VERMEMEK ÜMMETE İHANETTİR

Müslümanların ellerinde siyasal velayetle ilgili onlarca ayet ve kâfirlerin siyasette egemen olmamalarıyla alakalı yüzlerce hadis olmasına rağmen, yakın tarihimizin İslâm düşmanlarını övgü üzerine bina edilmesini, onların ölüleri anılırken “merhum” ifadesinin kullanılmasını, küfrü açık birisine devletin en üst kurumundaki Diyanet yetkilisinin cenaze namazı kıldırmasını ve bu konularda ilkesiz kalınmasını, muharref dinlerden semavi, ilahi ve İbrahimi diye bahsedilmesini, laikliği meşrulaştırmak için hocalar tarafından Kur’an’dan deliller getirilmesini, takip edilen pozitivist eğitim modeli sayesinde günde yüz binlerce gencin Müslümanlıkla bağının koparılmasını, ehli kitaptır diyerek Hristiyan batının ve siyasal-ekonomik paktlarının meşrulaştırılmasını, dağıtımda dengeyi gözetmeyen ve enflasyonist siyaset takip eden idarecilere sessiz kalınmasını, emniyetlerin zayi olmasına ve vahyin hukukun dayanağı olmaktan çıkarılmasına rağmen hâlâ ülkeye dar’ü-l İslâm denilmesini, Allah’a rağmen helal ve haram tayin edilip başta faiz olmak üzere birçok haramın helal gibi muamele görmesini, dinin halkaları tek tek sökülürken idrak kaybının yaşanmasını, dine karşı savaş açan yöneticilerin uygulamalarının tevil edilmesini, Müslümanların yıllarca sağ ve sol kulvardaki partilere ucuz oy deposu olarak sunulmasını, Kur’an ve sünnet ortadayken bir siyasal projenin dünyaya deklare edilememesini, Müslüman toplumların idarelerine batılılaşmayı din haline getiren modernistlerin hâkim olmasını anlamak mümkün değildir. Dünyanın her yerindeki Müslümanın üç aşağı beş yukarı yaşadığı bundan ibarettir. Müslümanlığa bütüncül ve kaynakları göz önünde bulundurarak bakan mü’minlerin bu konuda özellikle Ebu Hanife’nin Mansur Dönemindeki muhalefetini okumalarını öneriyoruz. Ebu Hanife’ye göre Mansur imamete layık olmadığı için İmam[1], Müslümanların ona karşı kıyam etmeleri şeklinde fetvalar veriyordu. Mansur gibi bir adama bile, yönetime daha ehliyetli olan varken[2] idareyi gasp ettiğine inandığından dolayı, karşı çıkmayı veya kıyam etmeyi yetmiş defa haccetmeden daha sevap gören Ebu Hanife (rh.a.) günümüz (sağcı-solcu) Müslümanlarını(!) görseydi acaba nasıl bir fetva verirdi? Bunu da şayet varsa ulema düşünmelidir. Burada şu hakikati paylaşalım; İmam Ebu Hanife başta olmak üzere fıkıh imamlarımızın hiçbirinde zalime itaati meşru gören bir ifade yoktur.[3]

Zalim bir siyasetin Müslümanlara hâkim olmasını istemeyen Hz. Peygamber(s.a.v.), atadığı yöneticilerin Kur’an’a vakıf olmalarına önem vermiştir. Tebük Seferi’nde ordu komutanı atadığı Umare b. Hazm’dan sancağı alıp daha layık olması münasebetiyle meşhur vahiy kâtibi ve Kur’an âlimi Zeyd b. Sabit’e vermesi bunun en önemli kanıtlarından sadece birisidir. O’nun bu konudaki temel düşüncesi şu hadiste dile getirilmiştir: “Kur’an her zaman öne geçirir…”[4] Gerçek İslâm toplumlarında Kur’an’a vâkıf olmak ve dini ilimlerde derinleşmek emanete layık olmanın olmazsa olmaz bir parçasıdır. Bununla kastedilen şudur: Hangi alanda yetişirseniz yetişin, Kur’an bilgisinde derinleşmek barajdır. Barajı geçmek için Kur’an’ı kavramada derinleşmek şarttır. Doktor da, mühendis de, asker de, hukukçu da, muallim de, işçi de yeteri kadar Kur’an’ı anlayıp bilecektir. Kur’an bilgisi eşitler arasında tercihin başat sebebidir. Bu anlayışın pratik hâle getirilmesi herkesi Kur’an ilimlerinde derinleşmeye sevk edecektir. Modern siyasette vahye muttali olmanın yerini sermaye, şöhret, asabiyet, bölgecilik, yanlışa göz yumma, tekliften kaçınma ve teklif sunmama, reise yakınlık, lobi faaliyetleri ve dünyevi formasyonlar aldığı için Müslümanlar siyasi emanette ideallerini bilerek veya aldatılarak kaybettiler; sonuçta ise yıkılan dinleri oldu. Sadece siyaset değil, diğer alanlarda da emanete liyakat gözetilmez olmuştur. Dernekler, vakıflar, ilmi kurumlar ve hatta tasavvufi yapılar atamalarda ehliyeti hesaba bile katmamaktadırlar. İşler bilerek liyakatsiz insanlara verilmektedir. Torpil denen şeyin girmediği yer kalmamıştır. Peygamber Efendimizin şu buyruğunu akademisyenler, siyasiler, işverenler, kanaat önderleri, amirler ve zamanımızın ahlak önderleri şeyh efendiler hiç duymadılar mı? Resulullah (s.a.v.), konumuzla ilgili ikaz ve yönlendirmesini şu çarpıcı ifadelerle yapmıştır: “Kim, Müslümanların bir işini üstlenir/velayet makamına gelir de onların üzerine layık olmayan birisini iltimas geçerek/torpille atarsa, Allah’ın laneti onun üzerine olsun. Allah, onun hiçbir amelini kabul etmesin ve cehennemine girdirsin.”[5] Bu hadise medar olan ayetlerin ve sünnetin Müslümanlar arasındaki siyasal yansıması ve siyasetin kurumsallaşma biçimi, vahyi doğru anlamalarının da göstergesidir.

Ehliyetsiz kimselere verilen siyasi ve akademik rantlarla ilgili kitaplar yazılsa ciltler dolar. Dilden, dinden, ihsandan, irfandan ve ilimden nasibi olmayan kimseler çok yönlü önderlik makamlarına getirilince emanet elbette zayi olmuştur. Sünneti hayata hâkim kılmada iddialı olan tasavvufi kurumlar da ise vahamet daha da büyüktür. Kur’an, kıraat, tefsir, sünnet, fıkıh, kelam, ahlak, dil, siyaset ve adaptan yoksun kişilerle yol arkadaşlığı yapılarak ve bölgesel kanaat önderliği verilerek liyakatsiz kimseler Kur’an ehline tercih edildikleri için günümüz tasavvufu, ülkemizde ne ahlaki ne de imani bir tecdit yapamamıştır. Hatta çoğu kurum gündem bile belirleyememişlerdir. Bu gidiş ve anlayışla böyle önemli bir görevi yapmaları mümkün de gözükmemektedir. Hatta bazı tasavvufi kurumların bizzat kendileri itikadi tecditten geçmelidir. Bu plânsızlık, kadrosuzluk, hedefsizlik, ciddiyetsizlik, ehliyetsizlik ve atalet devam ederse hiçbir zaman itikadi ve ahlaki bir tecdit de yapamazlar. Eskiyi tüketmenin dışında tasavvuf ilmine yeni bir şey de katamazlar. Çağının bidat ve hurafelerine amansız bir mücadele verip Hint alt kıtasında Müslümanları yeniden imani varlık alanına çıkaran İmam Rabbaniler çıkaramazlar. Marifette bir Cüneydi Bağdadi yetiştiremezler. İlim ve cihadda bir Adülkadir Geylani bulamazlar. Siyasetin rotasını belirleyen bir Akşemseddinleri olmaz. Örnekleri tarihten çoğaltmak mümkündür. Zira her dönemdeki salik için terakkinin yolu farklıdır. İslâm’ın dünya gündeminin belirleyicisi olmadığı bir zamanda terakkinin/bu yolda ilerlemenin ölçüsü Allah’ın dinini hâkim kılmak için yapılan nitelikli, ilkeli, kadrolu, ahlaklı, plânlı, sürekli ve fıkıhlı çalışmadır. Biz, ‘ülkemizdeki her kâfirin, zalimin, münafığın, ahlaksızın ve diğer sapık kişilerin hesabı bizden sorulacaktır’ muhasabe duygusunu taşıyan bir tasavvufi yol öneriyoruz. Kâfirlerin tamamından ve uluslararası emperyalizmden daha gayretli, kadrolu, basiretli ve plânlı bir tasavvuf yoluna hasretiz. Bütün bunlar ise sermaye biriktirmek ve kapalı odalarda menkıbe dinlemekle olmuyor. Çağın fıkhını yapacak ve çözüm bulacak kadrolar inşa edilip önderlik makamında görülmedikçe; liyakatli insanlar baş tacı edilmedikçe, sermayenin yerine ilim öncelenmedikçe, bireysel ve toplumsal hastalıklar belirlenip çare sunulmadıkça, Plânlama ve müfredat çalışmaları yapılarak ilmî bir zemine oturtulmamıştır. seferi bir hayat tercih edilmedikçe, uluslararası bankacılık ve faiz sistemiyle hesaplaşmadıkça, İslâmî hareketin bir gereği olarak alternatif finans kurumları oluşşturulmadıkça tasavvuf bekleneni gerçekleştiremez.

Dipnotlar

[1] Rıza, Reşid, Menar, c. I, s. 328.

[2] Ebu Hanife, Peygamber Efendimizin Hz. Ali soyundan torunlarından İbrahim en-Nefs’ü-z Zekiyye’yi yönetime daha ehliyetli gördüğü için Mansur’a karşı desteklemiş ve malını mülkünü bu uğurda harcamıştır. (Bak: İslâm Siyasi Düşüncesinde Muhalefet, Nevin A. Mustafa, İz Yayıncılık.)

[3] Bak: Rıza, Reşid, Menar, c. I, s. 328-9.

[4] Hakim, Müstedrek, Had.no:5778, c.ııı, s.476

[5] Ahmed, Müsned, c.1, s.6

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.