
Laiklik ve diğer seküler sistemler insanı toplum yönetimin merkezine koyar, İslam ise bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah’ı yerleştirir.
Akıl ve bilim karşıtı modern bir hurafe olan laiklik ve benzeri seküler düzenler, insan hayatını anlamlı ve amaçlı kılmak isteyen her düşünürün yaşam çöplüğüne atması gereken bir yanılgıdır. Açalım:
Bütün varlıkları yaratan ve yaşatan Allah’tır. Zerreciklerden galaksilere bütün yaratılmışların varlıklarına yaşam bilgilerini kodlayan ve onlara faaliyetleri ile kendi zatını tesbih ettirerek yücelten de Odur:
“Baksana, göklerde ve yerde bulunan bütün varlıklar; Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar Allah’ın kanunlarına zorunlu olarak boyun eğmekte ve insanlardan birçoğu Allah’a bilinçli olarak secde etmektedir. O’na boyun eğmekten kaçınan diğer birçok insan da, bundan dolayı azabı hak etmiştir.
Evet, Allah kimi alçaklığa mahkûm ederse, hiç kimse ona onur kazandıramaz. Hiç şüphesiz Allah, dilediğini yapabilecek kudrete sahiptir.” (Hac 18)
Varlıklar arasında insan, iradesi dışında çalışan organları ve mahiyeti tam olarak kavranamayan nefis/ruh dünyasıyla özgün ve özel bir konuma sahiptir. O, en güzel kıvamda yaratılmış, yaratılmışların çoğunluğuna üstün kılınmıştır (Tîn 5; İsra 70). Ona dünya ve ölüm ötesi ahiret hayatı olarak ikili bir hayat takdir edilmiştir.
Yüce Allah onu denemeye uğratmayı dilediği için onu dünya hayatında yalnız ve bilgisiz bırakmamış, insanlar içinden seçtiği elçileri ile ona nasıl inanacağı ve yaşayacağı öğretilmiştir; ölüm ötesi sorgulaması, mutluluğu ve azabı bildirilmiştir:
“Yolun doğrusunu göstermek Allah’a aittir. (Yollardan) bazıları da eğridir. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi.” (Nahl 9)
Müslüman, kendisine tebliğ edilen Kur’ân vahyi ile kendini, evreni, yeryüzünü, doğrudan ilişkili olduğu varlıkları, ölüm ve ötesini bilir. Kendisi için yaratılan ve hizmetine verilen mesela denizler, madenler, toprak, ay ve güneş ile birliktelik içinde onları emanet görerek yaşar.
Yaratılış düzenine isyan ile hür iradesini kullanarak ateist ve deist olan insan ne kendisini ne de çevresini kuşatan varlıkları bilir. O, yapayalnızdır; ona göre rastlantısal olan diğer varlıklar ile bağlantı kuramayan bir yabancı gibi yaşar. O, gökten düşerken kasırgaların savurduğu ve yırtıcıların gagaladığı kişi gibidir. (Hac 31)
Özel anlamıyla İslam, Yaratan’ın son ve evrensel elçisi kıldığı Hz. Muhammed’in, kendisine vahyedilen Kur’ân ile açıkladığı insanlık düzeninin genel adıdır.
İslam insanlık çizgisidir.
Hz. Muhammed çağını yaşayan dünyamızda, Kur’ân’ın emirleri ve yasakları çizgisinde yaşamak, insanlık çizgisini korumak ve ölüm ötesinde Cennetler’e yükselmektir. Yaratanı ve onun buyruklarını tanımamak ise insanlık çizgisinin altına, daha da altı olan Cehennem’e yuvarlanmaktır.
Bu sebeple Allah’ı ve buyruklarını insan hayatının merkezine yerleştiren İslam’ın reddettiği yalnızca laiklik değil, insanı insan üzerinde ilahlaştıran bütün seküler düzenlerdir.
Bu sebeple laikliğe karşıt olmak İslam’a taraf olmak değildir.
Allah’ı insan hayatının merkezine almadıkça insanî bir hayatın oluşması mümkün değildir; adaletin, merhametin ve diğer insanlık değerlerinin egemenliği de olası değildir.
NATO toplantısı vesilesiyle ülkemize gelen ve Hak katında ne idüğü belürsüz olup bütün dünyaları üretim, tüketim, savaş, savunma ve zayıfları sömürü etrafında dönen -insanlık çizgisinden yoksun- dünyacı ülke başkanlarında bunu gözlemledik.
İslam’a yönelmedikçe insanlık çizgisine gelinemeyeceğinden dünyada yaşanacak olan kaos, ahirette yaşanacak olan da azap olacaktır…
“Son Elçi’yi ve Kur’ân’ı inkâr edenler, Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Allah’ın gönderdiği mükemmel inanç ve ahlak sisteminden başkasını mı arzu ediyorlar? Hâlbuki göklerde ve yerde kim varsa hepsi ister istemez O’na boyun eğmiştir ve hesaba çekilmek üzere O’na döndürüleceklerdir.” (Al-i İmran 83)
“Her kim hayat düzeni olarak İslâm’dan başka bir din ararsa, şunu iyi bilsin ki, böyle bir din kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, âhirette de mutlaka ziyana uğrayanlardan olacaktır.” (Al-i İmran 85)
Laiklik gibi seküler sistemlerle güçlü görünmeyi ve laf üretmeyi bırakalım. Kaçınılamaz kaderleri olarak insanlar ölüme; milletler ve devletler de zevale yaklaşmakta olduğu için uyanmak ve birbirimizi uyarmak gerekir.
Kullarına merhameti sınırsız olduğu için ölüm anına ve azap gelişine kadar insan ve toplumlara tövbe kapılarını açık tutan Rabbimize hamd olsun. (Mümin 3; Yunus 98)
Şehadetin ve Direnişin Onurlu Adı: Muhammed Abdüsselam el-Yazuri (Ebu’l-Heysem) Kassam Tugayları, Genel Askerî Konsey üyesi…
BÜLENT YILDIRIM’DAN TOPLUMSAL BİRLİK ÇAĞRISI “Bu sürecin tamamlanması için halkın desteği açık olmalı” İHH İnsani…
TÜRKİYE'DEN SAVUNMA SANAYİİNDE DEV ADIM: BÜTÇEDE REKOR ARTIŞ VE TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK VURGUSU Türkiye, küresel güvenlik…
ALLAH BÜYÜKLÜK TASLAYANLARI SEVMEZ Kibir hastalığına yakalananlar kendilerini özel, üstün, seçilmiş ve ayrıcalıklı görürler. Diğer…
İBRAHİM KARAGÜL: BAE BU SEFER DE SUUDİ ARABİSTAN’I MI BÖLECEK? “Peki sonraki hedefi ne? Mısır…
ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI) Odatv yazarı…
View Comments
Euzü billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Aziz'ül Hakim Allah. Allah katında din İslam'dır. Allah Celle Celal Muhit'tir. Kuran'ı Kerim Hakim'dir. Emirleri barındır. Allah Resülü Muhammed Mustafa (Sav) gönderile son resüldür. Başka resül gelmeyecek. üstteki nas; demokrasiye oy isteyen şahıs; inkar mı ediyor demokrasiye oy istediğini. Vaka; din Allah katında İslam'dır. ahiret inancını sorgulaması gerek açıktan tevbe yok. kibir abidesi İslam dini düşmanı beşer yukardaki. Müslimler riba altında ezilirken; Allah'a hesap vereceğini hatırlamayan beşer. Vaka hatırlasaydı, riba haram. yazdığı gibi dini merkezine almamış. Anlaşılır inşaallah.