
Bugün küresel piyasalarda ve dünya siyasetinde cereyan eden olaylar hepimizin malumudur. Dünya, adeta “şeytani bir krallık” kurmaya çalışan siyonist bir cenderenin pençesinde kıvranmaktadır. Siyonizmin uşakları, kutsal toprakları ve Kudüs’ü İslam’dan o kadar uzaklaştırdılar ki; “eceli gelen köpek cami duvarına işer” misali, sonun başlangıcına geldiler. Bu musibetten bir nasihat çıkarmak adına şunları ifade etmek gerekir.
Mısırlı bir mütefekkirin de dediği gibi; yıllarca “İslam siyasete karışmasın, devlete karışmasın” denilerek büyük bir hata edildi. İsrail zulmüne dur demek için bu zihniyetten kurtulmak gerekir. Laikçilik ve Kemalizm adı altında sunulan bazı yaklaşımlar, aslında siyonist birer tuzaktır. Siyonizm İblis’in uşağı, yerli işbirlikçiler ise Siyonizm’in hizmetkârıdır.
Yıllarca bizleri “İslam’ı devlete karıştırmayın” diyerek aldattılar. Peki, İslam’ın ve Allah’ın hükümlerinin dışlandığı düzende ne oldu? Boşluğu batıl ideolojiler ve her türlü yozlaşma doldurdu. Arap ülkelerinin, Avrupa’daki sözde Hristiyanların ve Yahudilerin geldiği noktayı görmüyor muyuz? Bugün Siyonistler dürüst Yahudileri, evangelistler ise samimi Hristiyanları aratır hale gelmiştir. İslam’ın dengeleyici gücü ve hilafet otoritesi olmadığı için, tüm ülkeler tek tek Siyonizm’e yem olmaktadır.
İslam siyasetten elini çekince; Siyonizm’e ve işgale itiraz etmeyen, vicdanı körelmiş “mankurt” nesiller yetişti. Şimdi yakınmak ne fayda? En azından ders almalıyız. Allah’ın dini devlete karışmasın demek, meydanı şeytana ve Siyonizm’e bırakmak demektir. Eğer hak olan karışmazsa, dünya daha ahirete gitmeden cehennemi yaşamaya başlar; nitekim başladık da. Oysa İslam, tüm bu başıboş güçleri kontrol altına alacak yegâne nizamdır.
İnsanların Allah ile bağını koparırsanız; devletler sadece savaş, eşkıyalık ve zulüm üretir. Teknolojiyi bile bir imha aracına dönüştürürler. Bugün Türkiye ve benzeri ülkelerde yaşanan sıkıntıların kökeninde bu yatmaktadır. Hilafetin en zayıf döneminde bile dünya bu derece bir sahipsizliğe düşmemişti. Hilafeti kaldıran Siyonist ve emperyalist anlayışa “dur” demedikçe, pişmanlığımız fayda etmeyecektir.
Dünya bugün nükleer silahtan daha tehlikeli bir tehditle, vicdan yoksunluğuyla yüz yüzedir. Gazze’deki bebeklerin, kadınların ve o yiğit insanların direnişinden ders almalıyız. Avrupa’nın vicdanı uyanırken biz hâlâ uyuyorsak, bu büyük bir vebaldir. Yaşananlar, cehennemden önceki son çıkış gibi görünmektedir. Kendi nükleer gücüne güvenerek savunmasız insanları katleden ve başkalarının savunma hakkını tanımayan bu şeytani güçle ancak hakikatle mücadele edilebilir.
Bizler bir avuç da olsak, Gazze’deki kardeşlerimize ses vermeye devam edeceğiz. Biz ne şucu ne bucuyuz; biz sadece Rabbi olarak Rab’ten, haktan ve hakikatten yanayız. İslami bir direniş ve şahitlik, dünyanın tek ümididir. İnsanlar uykuda olabilir ama biz ölmeden önce uyanmak ve uyarmak zorundayız.
Sonuç olarak, dini siyasete alet etmeyin; aksine, siyaseti dinin adalet ve ahlak ilkelerine ram edin, yani siyaseti dine alet edin.