islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
33,0554
EURO
36,0543
ALTIN
2.562,80
BIST
11.064,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
32°C
İstanbul
32°C
Parçalı Bulutlu
Salı Açık
33°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
34°C
Perşembe Az Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
32°C

İSLÂM VE TÂĞÛT

İSLÂM VE TÂĞÛT
21 Haziran 2024 11:00
A+
A-

Bu yazı, tam yarım asır evvel  1973 yılında 28 yaşında bir imam-hatip olarak tarafımızsan hazırlanıp İstanbul Süleymaniye Camii minberinden hutbe formunda okunmuştur. Ara başlık ilaveleri  dışında hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Ali Rıza Demircan

Yüce Rabbimiz Hayat Nizamı’mız  Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:

«And olsun ki biz her ümmete Allah’a kulluk edin, Tâğût’tan kaçının diyen bir Peygamber göndermişiz­dir…»(1)

İlk şerîatını tebliğ eden Hz. Âdem’den, son ve mü­tekâmil şerîatını tebliğ eden Hz. Muhammed’e kadar İslâm Dini’ni sunan bütün Peygamberlerin kaçınılma­sını bildirdikleri Tâğût nedir acaba?

TÂĞÛT’UN ANLAMI

Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık geçen Tâğût, Kur’ân’a has bir terimdir  ve şu mânalara gelir:

a) Arzuları ilahlaştırılan nefis Tâğût’tur.

b) Allah’ın emir ve yasaklarını tanımayan, İslâm Dini ile çatışan düzen ve düsturlara çağıran her fert ve kurum Tâğût’tur.

c) Allah’tan başka zatında güç görülen eşya, insan ve putlar Tâğût’tur. Şeytan Tâğût’tur.

d) Allah’ın şeriatı ile çatışan bütün gelenekler, esas alınan bütün rejimler, kapitalizm ve laisizim türü sistemler Tâğût’tur. (2)

Mahiyetini açıklamaya çalıştığımız Tâğût’u yani Allah’ın emirleri ve yasaklan ile çatışan nefsi, fertleri, önderleri, rejimleri – sistemleri ve ilkeleri ret etmedikçe, hâkimiye­tin yalnızca Allah’a ve O’nun yasalarına   ait olduğu tasdik edilmedikçe İslâm ve onu yaşama olan ibâdet gerçekleştirilemez.

Bu gerçeği Rabbimiz şöyle bildiriyor:

«Dinde zorlama yoktur. Artık doğru yol ile eğri yol birbirlerinden ayrılmıştır. O halde kim Tâğût’u tanıma­yıp da  Allah’a   îman ederse muhakkak ki, kopması mümkün olmayan en sağlam kul­pa yapışmıştır. Allah çok iyi işitici ve bilicidir.» (3)

Anlamını sunduğumuz âyet-i kerîmeden anlaşılacağı üzere İslâm insanı olabilmek için Tâğût’un şiddetle ret edilmesi gerekir. Ancak Tâğût’un sözle  reddi kâfi değildir. Rûhun derinliklerinde kasırgalaşan ve amelî hayatta neticeler doğuran fiilî bir ret gerekir. Bunun için de Tâğût’la silahlı savaş yanısıra kültürel yollarla ve yöntemlerle de savaşmak lâzımdır:

a) Allah’ın emir ve yasaklarına tâbi oluncaya ka­dar Tâğût olan nefisle çatışmak,

b) Ferdî ve içtimaî hayatımızı Allah’a döndürme­mize mâni olan ve Tâğût olan cahiliyet düzenleri ve fikir babaları ile çatışmak…

CİHAD TÂĞÛT’LA MÜCADELEDİR

İslâm’da emrolunan cihad işte bu Tâğût’a karşı ve­rilmesi gerekli olan mücadeledir. Tâğût’la çatışmak, Hakk’ı getirmek Bâtılları gider­mek için olacağından din bilginleri, iktisatçılar, hukuk­çular, sosyologlar, tüccar ve esnaf öz ifadeyle bütün mü’minler Tâğût’la mücadele edeceklerdir. İs­lâm’ı daha iyi öğrenerek, öğrete­rek, yaşayarak, neşrederek, üstünlüğünü ikna edici bir usulle ve ince bir telkin edasıyla ortaya koyarak Tâ­ğût’la mücadele vereceklerdir. Bu, farz bir görevdir.

Bunun içindir ki, Yüce Rabbimiz, mü’minleri Tâ­ğût’a karşı kendi yolunun savaşçıları olarak takdim ediyor:

«(Yönetim ilkelerinin  Allah’a ait olduğuna) îman edenler (politik, kültürel, iktisadî ve silâhlı) savaşı Allah yo­lunda yaparlar. Kâfirlere gelince, onlar da Tâğût’un yo­lunda savaşırlar. Siz Şeytân’ın bağlıları ile savaşın ve bilin ki Şeytân’ın hilesi zayıftır.» (4)

Tâğût’a ve ondan yana olanlara karşı mücâdele vermeyenler mü’min kalamazlar. Bunun içindir ki Peygamberimiz, «Her kim (Tâ­ğût’a karşı) cihad etmeden ve onunla mücadele (ede­rek Hakk’ı hâkim kılma) arzusunu ruhunda duymadan ölürse nifaktan bir şube üzerinde ölür.» (5) buyurmuş­lardır.

Tâğût’u kalben reddetseler bile onunla çatışmayanlar, amelî hayatın gereği onunla anlaşma ve dostluk kurma yoluna gitmeye mecbur kalırlar. Bu da Allah ve Tâğût dostluğunu bir araya getirmek olan ni­fakın ilk tezahürü olur.

TÂĞÛT’UN DOSTLARI KÂFİRLERDİR

Halbuki, Allah, Tâğût’a ancak kâfirlerin dostluk gösterebileceğini açık bir şekilde şöylece belirtmiştir:

«Allah iman edenlerin dostudur. Onları (Tâğût’un) karanlıklarından nura çıkarır.  Kâfirlerin dostları ise ancak Tâğut’tur. O da onları nurdan ayırıp karanlıkla­ra iletir. Onlar cehennemin yoldaşlarıdırlar.» (6)

Ne acıdır ki Müslümanlar bugün Allah ve Tâğût dostluğunu bir arada yaşatmağa çalışmak gibi sonu zulmet ve ateş olan çıkmaz bir yolun üzerindedirler.

İslâm Dini’nin namaz, oruç ve zekât gibi belirli emirlerini kabul etmekle ve hattâ îfa etmekle beraber, onun asrımızın yaşayan sosyal düzeni olmasını lü­zumlu bulmayanlar, bilmiyorlar ki Allah ve Tâğût ha­kimiyetlerini bir arada tanımış oluyorlar.

Bu tanımayı şöylece misallendirebiliriz:

a) İslâm insanının yetiştirilmesini arzulayarak Hak dostluğu gösterenler, erkek çocuklarımızın bile teslim edilmeyeceği materyalist eğitim sistemi­ne mücadele etmeksizin rıza göstermekle, Tâğût dost­luğuna sine açıyorlar.

b) Ferdî mülkiyeti tanıyarak Allah hâkimiyetini tasdik edenler, faiz düzenini kaçınılamaz görmekle Tâğût ege­menliğine baş eğiyorlar.

c) Keza, ahlâk ve fazilet ölçülerinin yaşanması lüzumuna inanmakla Hak dostluğu izhar edenler, ferdî çıkarları uğru­na, cemiyet (toplum) menfaatlerini çiğnemekle ve çeşitli çirkin­likleri ve kötülükleri yapmakla da Tâğût dostluğunu açığa vuruyorlar.

TÂĞÛT’A ONAY SAPIKLIKTIR

Tağût’a onay olan bu durum kendisinden razı olundukça kâfirliğe açık bir sapıklıktır.  Zira Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

«(Ey Peygamber!) Sana indirilen Kur’ân’a ve sen­den önce indirilen kitaplara inandıklarını sananları görmedin mi? Tanımamaları emrolunduğu halde Tâğût’un önünde yargılanmak, (ve onun ölçülerine göre hayat prob­lemlerini çözmek) isterler. Şeytân onları Hakk’tan uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor.» (7)

Yaşadığımız Batı’dan ithal edilmiş bu toplum düzeni, putlaştırılan önderleri, cahiliyyet örfü ve sistemleri  ve sapıttırdığı öz nefsimizle bizleri kuşatmış, Tâğût’u hâkim ve dost ta­nımak sapıklığı ile karşı karşıya getirmiştir. Öyle ki, fert, aile, cemiyet, sanat, ticaret, memuriyet, eğitim ve siyaset hayatının her bölümü bir kavşak noktası olmuş­tur. Bu kavşakta bir tek yol İslâmi hayata, diğer yol­lar Tâğût’a gidiyor.

Bakınız Hz. Peygamber (s.a.) mucizevî hadisleriyle bu kavşağın krokisini nasıl çiziyor:

Sahabi Abdullah b. Mesud şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber in huzurundaydık. Bize bir hat çizdi ve sonra: «Bu Al­lah’ın yoludur» dedi. Bu merkezi hattın sağına ve solu­na da bir çok hatlar çizdi ve «Bunlar bir takım yollar­dır ki her biri üzerinde kendisine çağıran bir Tâğût var­dır.» buyurdu ve Rabbimizin şu mealdeki âyetini oku­du:

« İslâm benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. (Tâğût’a ait) yolları izlemeyin. Son­ra sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte Allah (Tâğût’un kötü­lüklerinden) sakınmanız için  size bunları emretti,.» (8)

YOLLARIN AYRILIŞ NOKTASINDAYIZ

Tam bir iman ve aşk­la Tağût’a  karşı tavır koyarak İslâm’a yönelmeliyiz. İslâm bizi nûra, istikrara, mutluluğa ve Cennet’e götürür. Allah’ın her bir emri, her bir yasağı ve Peygamberimizin her bir talimatı bizi bu yola ileten işaret levhalarıdır.

Tâğût’un yolu fânî bir saadet vadediyor gibiyse de aldanmamak gerek. Çünkü vadettiği mutluluk zulmet­ler, bunalımlar ve ızdıraplar içermektedir. Sonu  da Cehennem olacaktır.

İslâm Dini’ne evet, Tâğût’a ve teklif ettiği düzenlere hayır diyenlere müjdeler olsun.

Hutbemizi/yazımızı bir âyet anlamıyla bitiriyorum:

«Tağût boyun eğmekten kaçınıp da Allah’a yönelenlere müj­deler olsun. (Ey Peygamber! Bu Hak ve Halk insanı) kullarımı (Cennetlerimle) müjdele.» (9)

  1. Nahl, 36.
  2. Bak: Hak Dini, Kur’an Dili, Elmalı Hamdi Yazır, 2/869.
  3. Bakara, 256.
  4. Nisa, 76.
  5. Muhtasar Sahih-i Müslim, Hafiz Münzirî, Hadis No: 103.
  6. Bakara, 257.
  7. Nisa, 60.
  8. Mişkâtül-Mesâbîh, Hadis No: 166.
  9. Zümer, 17.

ALİ RIZA DEMİRCAN 

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.