islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
31,0391
EURO
33,6226
ALTIN
2.032,18
BIST
9.374,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
18°C
İstanbul
18°C
Açık
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
15°C
Pazartesi Az Bulutlu
13°C
Salı Az Bulutlu
15°C

İSRAİL İSTEKLERİ Mİ AMERİKA-İNGİLTERE DEVLET AKLI MI?

İSRAİL İSTEKLERİ Mİ AMERİKA-İNGİLTERE DEVLET AKLI MI?
4 Aralık 2023 15:30
A+
A-

YENİŞAFAK yazarı  Selçuk Türkyılmaz 4/12/2023 tarihli yazısında Amerika  ve İngiltere’nin İsrail’e desteği konusunda  gerçekçi ve düşündürücü bir yazı kaleme aldı. Yazarın bakış açısı aydınlatıcı. Okunmasını öneririz.

Gazze’de modernitenin sınırları mı yoksa temelleri mi ortaya çıktı?

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın her hangi bir kişi olarak İsrail’den ve onun uzantısı Yahudi lobisinden korktuğunu düşünmemiz bizi hatalı sonuçlara götürmez. Fakat sıra ABD dış politikasına gelmişse Yahudi lobisinin isteklerinden ziyade ABD derin aklının güç odaklarına teslim olmayacağını da kabul etmemiz gerekir. Bu, aslında devlet olmanın gereğidir. Güç odaklarını ve lobileri küçümsemek elbette büyük hatadır. Fakat “devlet” ilanihaye onlara teslim olmaz. Bu durum İngiltere için de geçerlidir. Üstelik İngiltere’de güç odaklarından ziyade geleneksel güç merkezlerinin söz sahibi olduğu yönünde geniş bir mutabakat vardır. Yahudi sermayesi ve devlet aklı arasındaki zıtlığı ABD ve İngiltere’nin İslam coğrafyasına yönelik son otuz yıllık politikası bağlamında da tartışabiliriz.

Bu iki ülkenin Yahudi sermayesine ve İsrail’e bağımlı olduğunu düşünmemiz bizi hataya sürükler. Ne İngiltere ne de ABD, Siyonist kolonyalizmini destekleyerek derin ilişkilerini tehlikeye atacak bir bağımlılık durumuna teslim olmuştur. Gazze soykırımını ABD ve İngiltere’nin son otuz yıldaki siyasetinin bir uzantısı olarak görmemiz gerekir. Bu durum İsrail’in sınır tanımaz soykırımından ABD ve İngiltere’nin birinci derecede sorumlu olduğunu gösterir. Bu iki ülkenin Yahudi sermayesi ile derin ilişkilerinin genel olarak Yahudilere bakışını belirlediğini düşünebiliriz fakat İsrail’in bugünkü yerleşimci yayılmacılığını da aynı çerçeveye yerleştiremeyiz.

İsrail akıl almaz vahşeti ile tarihin en büyük soykırımlarından birini yaparken ABD ve İngiltere’nin bütün insanlık âlemi nazarında ve özellikle de İslam milletleri nezdinde görüntüyü kurtarmaya bile gerek duymaması bilinen kalıpların ötesine geçildiğini gösterir. Ukrayna Savaşı’nı başlattıkları günlerde Çarlık Rusya’sı döneminin büyük sanatkârlarının mirasını Avrupa sınırlarının dışına atmışlardı. O zaman da ABD ve İngiltere kıta Avrupa’sıyla birlikte görüntüyü kurtarma derdini bir kenara bırakmıştı. Anglosaksonlar dehşet dengesi kurarak bütün dünyayı yeniden şekillendirmek istediklerini göstermişlerdir. Germen ve Latin dünyası da çoğunlukla onların peşinden gitmeye istekliydi. Saydığımız bütün devletler ve uluslar Filistinlileri, üzerinde yaşadıkları son toprak parçasından da sürmeye azmetmiş görünüyordu. İşgal altındaki son toprak parçalarını tam olarak kolonize etmek istiyorlar. Gözlerin tekrar tekrar ABD ve İngiltere’nin bölge siyasetine çevrilmesi Filistinlilere yönelik soykırımcı vahşeti anlamak açısından oldukça önemlidir. Filistinliler bugüne kadar İsrail’e karşı mücadele vermenin yanında esas olarak yeni dönem ABD ve İngiltere emperyalizmine karşı da mücadele hâlindedir.

Ne yazık ki Avrupa merkezci bakış açısının bütün dünyaya hâkim olmasının bir sonucu olarak modernleşme gibi “yerel tarihler” içerisinde şekillenmiş kavramlar “küresel tasarımlar” olarak görüldü. Bu da gerçeklikten kopuk anlayışların ortaya çıkmasına yol açtı. Aslında bu farklı düzlemlerde on dokuzuncu yüz yıl romantizminin devam ettiğini gösteriyordu. Bu sebeple Batı dünyasında kolonyalist yayılmacılığın nüfuz ettiği alanları görmek mümkün olmadı. Oryantalizm eleştirisi kolonyalist ideolojilerin nüfuz alanlarını görmemize imkân verdi. Jürgen Habermas’ın İsrail’e desteğini sıradanlaştırmamak gerekir. İsrail’in kendini savunma hakkı ve Yahudi yaşamının korunması gibi ideolojik araçlar modernitenin sınırlarına değil, temellerine odaklanmak gerektiğine işaret eder.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı’yı din savaşı söyleminden uzak durmaya davet ettiğinde karşınızda duranlar da böyle yapmak zorunda kalır uyarısında bulunmuştu. Sonraki gelişmeler özellikle de siyasî parti temsilcilerinin durumdan vazife çıkarırken sarf ettiği sözler bu uyarının hedefine vardığını gösterdi. Her ne kadar içeridekiler Sayın Erdoğan’ı din savaşı söylemine sarılmakla suçlasalar da asıl muhatapların mesajı aldığına hiç şüphe yok. Küçücük bir Gazze karşısında yedi düveli bir araya getirmiş olmalarına rağmen yeni bir korku imparatorluğu tesis edemedikleri için bütün araçları sahaya sürüyorlar. Yahudilik üzerinde bu kadar durulması veya yeni bir Haç ve Hilal çatışmasını gündeme getirmeleri inandırıcılığın kaybolmasıyla doğrudan ilişkilidir. Filistinliler İsrail’in yerleşimci kolonyalist yayılmacılığını dünyaya gösterdikçe Batı’nın yeni emperyalizmine yönelik eleştiriler daha yüksek sesle dillendirildi. Bu da Batı’da dahi eleştirel bir tutumunun filizlendiğini gösterir. İçeridekiler ise Sayın Erdoğan’a yönelik suçlamalarla dâhiyane olmayan bir manipülâsyon çabasındadırlar.

Filistin direndikçe fikrî olarak da büyük değişimler yaşanacak.