“İstanbul Sözleşmesi” kaldırıldı, amma?

“Beşerî kanunlar” izafîdir, kanun niteliği taşımazlar. İşte sözde “İstanbul sözleşmesi”!  Çok konuştuk, çok yazdık, çok beyanatlar verdik ve çok mercilerde çare aradık. Müşahede edildiği gibi Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan, sözde “İstanbul Sözleşmesini” kaldırdı.

Evet, şimdilik “İstanbul Sözleşmesi” kaldırıldı, kaldırılmasına da ilk tepki hemen patlak verdi. Kadınlar hemen sokağa indiler. Kimlikleri pek önemli olmamakla beraber gerçekten ilgi çekmektedir. Yalnız ilgi değil bir o kadar da endişe vericidir. Kültürel, psikolojik, sosyolojik ve ahlâkî alanlarda, bu hastalık kronikleşmiş niteliği ile özellikle başörtülü ailelerde görülen çöküntünün açık belgesidir. “Ben on sekiz yaşındayım, istediğimi yaparım, gerektiğinde ben kendi ayaklarımın üstünde dururum.” Böyle bir iddia ile meçhul erkeklere sığınan genç başörtülü bayanların verdikleri mesajlara kulak tıkamak akıl kârı değildir. Yetkililerimiz bunu anlamalılar ve tedbir alma hususunda hassas olmalıdırlar.

Ben bir eğitimci, bir okur-yazar ve özellikle meseleyi Kur’an zaviyesinde araştırıp inceleyen ve meselenin projesini hazırlamış biri olarak defalarca yazdım, Rabbimiz izin verdiği müddetçe yazmaya devam edeceğim. Olur ki bu anlattıklarımı sorgulayan ve anlayan “bir molla Kasım” çıkar ve işin farkına varır ve gerçekle yüzleşmeye yönelir. Yazdıklarımı ciddiye alır ve en azından sorgulama gereği duyar. Ya da işin başında olan sorumlular, bize tavsiyeniz nedir deme nezaketi gösterir de temel değerlere yönelme fırsatını yakalamış olur.

Ümmeti Muhammed üzerinde fitne fesat çıkarıp bozgunculuk yapan kâfir münafıklar, her türlü düşmanca programlarını uyguladılar. Müslümanları içinden çıkılamaz korkunç ve iğrenç girdabın içine yuvarladılar. Kur’an böyle bir konuyu şöyle dile getirir: O kâfir münafıkların durumu, tıbkı Şeytanın durumu gibidir. Hani insana; hakikatleri inkâr et der de, insan da inkâr eder, şeytan ben senden beriyim uzağım, çünkü ben âlemlerin rabbi olan Allah’dan korkarım, der uzaklaşır gider. (Haşr: 59/16) İşte dışardaki ve içerdeki münafık kâfir olanlar da şeytanın yaptığını yaptılar. İçerdeki münafıklar da hâlâ anlamadı ve sokağa döküldüler. Amma Avrupa Birliği Konseyi yetkilileri pek aldırış etmedi. Çünkü ilk Türk dünya güzeli Keriman Halis’in dünya güzeli ilanında bakın 1932 tarihinde neler söyleniyor?!

Dinimize, devletimize ve bütün değerlerimize hakaret edip düşmanca elde ettikleri başarılarını dile getiren “Jüri başkanı” kürsüde değerlerimize kinini bocaladıktan sonra kindar düşman edasıyla; “Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 600 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren Osmanlı artık bitmiştir. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sütyenle önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de, bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceğinin böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.” Böyle konuşarak nasıl kalleş ve bozguncu olduklarını gururla açıklıyor ve kadehlerini kaldırıyorlar.

Artık bu hayâsız ifrazat öylesine “harimi iffetimizi kuşatıyor ki, Ermeni fuhuş patronu Manukyan, müslüman anaların doğurdukları kadınları fuhuş malzemesi olarak kullanarak vergi rekortmeni oluyor! Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu fuhuş patronuna ödül veriyor! Ne talihsizliktir ki, bir günde aynı kadını, sabah dede, öğlen baba ve akşamüzeri toruna peşkeş çekerek, şehvet bataklığına sürüklediği soylu bir milletin evlatlarını, ilk Türk dünya güzeli Keriman Halis’in izinde emellerine alet edebildikleri kadar kullanmayı başardılar.

Hatta bu öylesine gelişme gösterdi ki, evli kadınlar, evli erkeklerle gönül eğlendirerek karı koca hayatı yaşıyorlar. Öylesine ki, bir kadın nikâhlı kocası gayrsisinden dört çocuk ediniyor, hangi çocuğun hangi erkekten olduğunu bile hatırlayamıyor. Kendi nikâhlı karı kocaları ise bu iğrençlerin dertlerine düşüyorlar. Aslında bu soysuz günahkârların İslam hukukunda ağır bir ceza ile cezalandırılmaları gerekirken, bunlar televizyon kanallarında işledikleri fuhşu kahramanca anlatıyorlar. Ne devlet, ne kanun, ne de RTÜK var?!!! Şimdi soruyorum, “İstanbul sözleşmesinin” kaldırılması, neyi düzeltecek ve neye yarayacaktır?

Pekiyi müslümanlar görevlerini yaptılar MI? Esselamu aleykum. 

İlhan ORAL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here