
Bu yazı Dr. Câsim el-Mutavva‘ Beyin bir TV mülakatında, evlilik öncesi tanışma yolları, kadın ve erkek hakkında yaygın yanlış anlayışlar yanında öne çıkan eğitimle ve ailevi/evlilikle ilgili zorluklar üzerine, beyan ettiği görüşlerinin geniş bir özetidir.
Erkek ve Kadın Düşüncesini Doğru Anlama ile Evlilik ve Ebeveynlik Zorlukları
Erkek ile kadın arasındaki ilişki, baskı ve zorluklarla başa çıkma tarzlarını etkileyen farklı mizaçlarla şekillenir. Kadın, baskı altında duygularını sözle ifade etmeye eğilimlidir; erkek ise umumiyetle susmayı ve içe kapanmayı tercih eder. Bununla birlikte, bazı erkeklerin kadınlardan daha fazla konuştuğu durumlar da istisna olarak görülebilir. Bu farklılık, karşılıklı anlayış ve iletişimi güçlendirmek için tarafların birbirini anlamasını gerektirir. Mesela, evlilik ilişkisinde kendini rahatsız hisseden bir kadın boşanma talebinde bulunabilirken, erkek bu tercihe doğrudan başvurmayabilir; zira erkekler pratik kaygılarla hareket etmeye, kadınlar ise sözlü ifadeye daha yatkındır. Bu sebeple, şeriat, boşanma kararını erkeğin eline vermiş ve bunda kadın lehine bir hikmet gözetmiştir.
Evlilik ilişkilerinde uzmanların tavsiyelerine kulak vermek, fertlerin ve ilişkilerinin şartlarını iyileştirebilir. Ancak her tavsiye her fert için uygun olmayabilir; danışman, durumu derinlemesine incelemeli ve sıkıntıyı doğru teşhis etmek için özel sorular sormalıdır. Dr. Casım el-Mutavva, bir kadının kendisine danıştığı bir meseleyi anlatır: Mesele kendisi için yeniydi ve düşünmek için süre istedi. Bu, her durumun şartlarına göre özel bir tavsiye gerektirdiğini gösterir; tıpkı bir terzi gibi, kişinin ölçülerine uygun bir elbise dikilmelidir. Uzman bir danışman, benzer görünen iki duruma bile farklı çözümler üretebilir.
Fertlerin olumsuz deneyimleri, evliliğe bakışlarını etkiler; başarısız ferdî tecrübeler, kadın veya erkek tarafından aktarılırsa, evlilikten soğuma kültürünü yayabilir. Sosyal medya, bu deneyimlerin aktarılmasında bir platform haline gelmiş ve evliliğe hazırlanan gençlerin kararlarını etkilemiştir. Peki, bu olumsuz deneyimlere kulak asılmalı mı, yoksa sınırlandırılmalı mı? Cevap, sosyal çevrenin umumiyetle olumsuz yönlere odaklanma eğiliminde olduğudur; hatta mutlu evliliklerde bile insanlar acılarını öne çıkarır. Bu, felsefi bir soruyu gündeme getirir: İnsan tabiatı gereği karamsar mıdır, yoksa iyimser mi? Umumiyetle insanlar olumsuz yönleri görmeye meyillidir; bu eğilim, medya ve sosyal platformların heyecan ve şiddet odaklı muhtevalarıyla daha da artar, çünkü ailevi mutluluk “ilgi çekici” bulunmaz.
Son zamanlarda, dostlukla başlayıp aşka ve evliliğe uzanan ilişkiler ortaya çıkmıştır; bazıları geleneksel evliliği belirsiz ve riskli bulur. Ancak bu tür ilişkiler de zorluklarla karşılaşabilir. Mesela, iki yıl süren bir aşk ilişkisi yaşayan genç bir çiftin, erkeğin evlenme teklifinde bulunmasıyla annenin haklı gerekçelerle bu evliliği reddetmesi, her iki taraf için de psikolojik acılara yol açtı. Bu, sosyal ve kültürel gerçeklerin önceden değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Aileler bazen hikmetli kararlar alırken, bazen de baskıcı olabilir; bu nedenle fert, ailesinin mizacını ve kararlarının doğruluğunu değerlendirmelidir.
Evlilik ilişkilerinde uzlaşma için ilk adımı atmak, “İlk selam veren daha hayırlıdır” hadis-i şerifine dayanan imani bir adımdır. İslam’da evlilik, dünyevi bir sözleşmeden öte bir ibadet olup, nikâh merasimi, şahitler ve mehirle başlar, iki rekât namazla taçlanır ve boşanma durumunda şeriat hükümlerine uygun şekilde sona erer. Dr. Casım el-Mutavva, iki ay süren bir anlaşmazlık sonrası eşine mesaj atmayı reddeden bir erkeğin hikâyesini anlatır. Ona, bu adımı sadaka ve zekât gibi bir sevap kapısı olarak görmesini söyledi. Erkek mesaj attığında, eşinden hemen cevap geldi; bu, iyi kalplerin sadece nazik bir dokunuşa ihtiyaç duyduğunu gösterir.
Kadın, anlaşmazlıklarda sürekli ilk adımı attığında, erkek bu rolü üstlenmekten kaçınabilir. Dr. Mutavva, her durumun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtir; eğer anlaşmazlık erkeğin haksızlığından kaynaklanıyorsa, kadının hemen adım atması uygun olmayabilir. Mesela, eşini evden kovan veya ona hakaret eden bir erkeğe karşı kadının beklemesi ve durumu dengelemesi gerekebilir. Maksat, adaleti sağlamak ve mazlumu desteklemektir.
Sessiz ceza, evlilik anlaşmazlıklarında hem erkek hem kadın tarafından kullanılabilir, ancak sebepleri ve anlamları farklıdır. Erkek, kadının değersiz olduğu inancıyla veya konuşmanın kadın için önemli olduğunu bilerek sessizliği bir ceza aracı olarak kullanabilir. Kadın ise sessizliği, rahatsızlık veya eşinin davranışlarından duyduğu hoşnutsuzluğu ifade etmek için bir mesaj olarak kullanır. Araştırmalar, kadınların %80’inin baskı altında konuşmayı, erkeklerin %80’inin ise sessizliği tercih ettiğini gösterir. Bu farklılık, yanlış anlamaları önlemek için karşılıklı anlayış gerektirir.
Ebeveynlik, eşler arasında ortak bir sorumluluktur, ancak “katılım” kavramı farklı yorumlanabilir. Kadın, çocuklarla vakit geçirmeyi ve günlük ihtiyaçlarını karşılamayı katılım sayarken, erkek, çalışarak çocukların maddi geleceğini güvence altına almayı katılım olarak görür. Bu farklılık çatışmalara yol açabilir. Dr. Mutavva, eşlerin katılım kavramını açıkça tartışmasını ve kadının, erkeğin maddi gayretlerini takdir ederek, onun çocuklarla günde yarım saat veya haftalık gezilerle bağ kurmasını teklif etmesini tavsiye eder. Bu, eşlerin bir devletin içişleri ve dışişleri bakanları gibi tamamlayıcı bir şekilde çalışmasını sağlar.
Ebeveynlik rolleri, çocukların yaşlarına göre değişir. İlk yedi yılda annenin rolü %70, babanın %30’dur. Yedi ila on iki yaş arasında babanın rolü %40-50’ye çıkar. Ergenlik döneminde (12 yaş ve üstü), babanın veya bir erkek figürün (amca, dede) varlığı, çocukların isyankâr davranışlarını düzenlemek için kritik önemdedir. Dr. Mutavva, ergen çocuklarını kontrol edemeyen bir dul kadının hikâyesini anlatır; ona, evlenerek bir erkek figürü sağlamasını teklif etti ve bu, durumu iyileştirdi.
Dr. Mutavva, ebeveynliği maddi kazanç uğruna ihmal etmenin tehlikelerine dikkat çeker. Zengin bir iş adamının, servet biriktirmeye odaklanarak çocuklarını ihmal etmesi, iki oğlunun uyuşturucu bağımlısı olmasına yol açtı. Bu, Kur’an’ı Kerim’in “Hemeze sûresinde” geçen “Mal toplayıp sayanlara yazıklar olsun” uyarısını yansıtır. Para, ailevi mutluluğu veya istikrarı garanti etmez; ebeveynler, iş ile çocukların duygusal ve manevi ihtiyaçları arasında denge kurmalıdır.
Eşler arasındaki uyum, ailevi başarının temelidir ve her birinin rolünü anlamayı gerektirir. Bazı kültürlerde erkek, ailenin maddi geleceğini sağlamak için dışarıda çalışırken, kadın evde çocuk yetiştirir. Ancak bu, annenin çocukları şımarttığı suçlamalarına yol açabilir. Kadın, tek başına hem erkek hem kız çocukları yetiştirebilir mi? Bu, eşler arası koordinasyona bağlıdır. İngiltere’de babalık izni, babaların çocuklarla vakit geçirmesini sağlar; bu, toplumlarımızda uygulanması istenen bir fikirdir.
Aileler, hayat taleplerinin değişmesiyle artan baskılarla karşı karşıyadır; eski lüksler artık temel ihtiyaçlar haline gelmiştir. Dr. Mutavva, hâkimlik yaptığı dönemde, kadınların nafaka ve barınma taleplerine ek olarak cep telefonu masrafı istediğini anlatır. Başlangıçta bunu lüks sayarak reddetse de, artık telefon temel bir ihtiyaç olarak kabul edilmektedir. Evlilik şartları da değişmiş; bazı kadınlar, güzellik kliniklerine aylık ziyaretleri sözleşmeye dahil eder. Bu, evliliğin diyalog ve anlayış üzerine kurulmasını gerektirir; ebeveynlik, suç oranlarını düşüren ve içtimai istikrarı artıran bir hazinedir.
Kadın, hayatında dengeyi korumak için dört alana itina göstermelidir: iş, manevi hayat (Namaz, Kur’an, Zikir), ailesi ve nefsine vakit ayırmayı (hobiler, spor, dinlenme). Dr. Mutavva, üç mühim nasihati telkin eder: mükemmeliyetçilikten feragat etmeyi, görevleri çocuklara tevdi ederek yükü hafifletmeyi ve zaman yönetimi araçlarından istifade etmeyi. Eğer iş, vakti tüketiyorsa, onun mahiyetini değiştirmek icap edebilir.
Dr. Mutavva, “ebeveyn dostluğu” kavramını teşvik eder; baba, rehber olmanın yanı sıra çocuklarının arkadaşı da olmalıdır. Hz. İbrahim’in oğlu İsmail ile kurduğu dostluk, rüyasını paylaşması ve Ka’be’yi birlikte inşa etmesi buna örnektir. Bir baba, oğluyla bağ kurmak için onun hobisi olan bisiklet yarışına katıldığında, birkaç gün içinde aralarındaki buzlar eridi. Bu, ebeveyn dostluğunun önemini gösterir.
Ergenlik (12-16 yaş), etkili diyalog gerektiren hassas bir dönemdir. Ebeveynlerin hata yaptığı nokta, diyalog sırasında yargılayıcı olmaktır; bu, çocukları kapatır. Dr. Mutavva, sosyal medyada şantaja uğrayan 13 yaşındaki bir kızın hikâyesini anlatır; ailesiyle askeri bir ilişki nedeniyle sorunlarını paylaşamadı. Ebeveynler, sadece manevi eğitime odaklanmış, sosyal medya tehlikeleri veya cinsî eğitim gibi konuları ihmal etmişti. Bu, her yönüyle kapsamlı eğitimin önemini vurgular.
Çocukların, müstehcenlik ve ahlâksızlıkla birlikte uyuşturucu gibi zararlı yollara sapmaları, sarsılmaz ve kararlı bir duruşla men edilmeli, engellenmelidir. Dr. Mutavva, bu konularda gevşek davranılmaması gerektiğini belirtir; bu tür davranışların zihinî, psikolojik ve fizikî zararları vardır. Bir annenin, oğlunun banyoda telefonla uzun süre geçirdiğini fark etmesi üzerine, telefonu banyodan çıkarması meseleyi çözdü. Gerekirse interneti kesmek gibi sert önlemler alınabilir. Hz. Peygamber’in, zina izni isteyen gence mantıklı sorularla yaklaşması, ergenlerle gerçekçi diyalogun önemini gösterir.
Müstehcen Gösteriler, gençler için ciddi bir tehlikedir; doğru cinsi bilgi sunmaz, ahlakı ve zevki bozar, zihinî ve psikolojik zararlar verir ve şeriatta yasaktır. Dr. Mutavva, çocuklarla açık ve samimi bir münasebet tesis etmeyi, ancak otoriterlikten uzak bir gözetim uygulamayı tavsiye eder. Telefon kullanımı hususunda, sosyal medyanın “ahlâk hırsızları” gibi tehlikeleri dikkate sunulmalı ve ebeveynler, çocukların yanında bir destek ve rehber olarak yer almalıdır. Uygulamalar ebeveyn hesabına bağlanabilir veya düzenli telefon denetimleri gerçekleştirilebilir.
“Allah nerede?” veya “Allah’ı kim yarattı?” gibi hayati öneme haiz sorular, çocuğun zekâsını ve fıtratını yansıtır; genellikle 4-6 yaş ve ergenlikte ortaya çıkar. Ebeveynler, sinirlenmeden veya susturmadan bu soruları teşvik etmeli, bilmiyorlarsa birlikte araştırma yapmalı veya âlimlere danışmalıdır. Bu sorular, çocuğun fıtrat üzere olduğunun ispatıdır. Bu soruların göz ardı edilmesi, çocukları çizgi filmlerdeki Reenkarnasyon (Ruhun Dönüşümü) gibi ateist fikirlere maruz bırakabilir. Ebeveynler, İslami bakış açısını yaşlarına uygun şekilde açıklamalı, İmam Ebu Hanife’nin bir ateistle münazarası gibi https://islamdergisi.com/genel/imami-azam-ve-felsefeci/ kıssa ve hikâyelerle imanlarını güçlendirmelidir.
Çocuklara Allah ve Peygamber sevgisini aşılamak için, ilk yedi yılda “güzelleştirme” yöntemi kullanılmalı; Allah’ın merhamet ve cömertlik gibi güzel sıfatları vurgulanmalı, azap veya cehennemden bahsedilmemelidir. Yedi yaş sonrası, Hz. Âdem’in hikâyesinden esinlenen “ağaç kuralı” uygulanır; hata yapmanın insan doğasının parçası olduğu, ancak tövbe ve istiğfarla düzeltilebileceği öğretilir. Bu, çocuğun Allah’la bir savaş içinde hissetmesini önler. Korkutma veya mükemmeliyetçilik, çocuğun suçluluk hissetmesine veya isyana yol açabilir.
İlk çocuklarını yetiştirecek çiftlere Dr. Mutavva şu tavsiyelerde bulunur: İlk olarak, ebeveynlik bir bilim ve kabiliyettir; kitap okumalı, kurslara katılmalı ve uzmanlara danışılmalıdır. İkinci olarak, öfke ve bağırmadan kaçınılmalı; çünkü sık öfkelenme sinirli bir nesil yetiştirir. Üçüncü olarak, %30 kararlılık (kuralları uygulamak) ve %70 sevgi (takdir, hediye, şefkat) dengesi kurulmalı. Bu denge, psikolojik ve ahlaki olarak istikrarlı bir nesil yetiştirir.
Dr. Câsim el-Mutavva‘
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu