
Kur’an muhataplarını ikna etmek üzere çeşitli metodlar kullanır. Hakikatin kabul edilmesi için insanın yapısına, psikolojizine hitap eder. Onun anlayışını harekete geçirmek ister.
Unun üslûb bazen bazen özendirme ve korkutma, bazen ödül va’detme veya cezayı söz verme (va’îd) şeklinde olur. Bazen de müjde verme ve uyarma şeklinde…
Kur’an’da uyarının yer yer müjde ile birlikte kullanıldığını görüyoruz. Bundan amaç kişiye özendirmek, hayırlı işleri yapma konusunda neşe ve istek uyandırmadır. Kişinin kazacaklarını ve kaybedeceklerini kendisine etkileyici bir yöntemle haber vermektir. (Zamahşerî, el-Keşşâf 1/109)
Bunların her biri duruma göre, haber verilen şeyin ağırlığına, konunun akışına göre değişebilir.
Osmanlıca Lügat’ta müjde: Muştu, sevinç haberi. Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşiş. (F. Devellioğlu, Osmanlıca Lügat, 715)
Müjde (büşra) kelimesinin bütün bu olumlu, sevindirici, özendirici anlamlarına rağmen onun münafıklar ve inkârcılar hakkında kullanması ilginçtir. Onların yaptığı işlerin yanlış olduğunun söyleniyor, sonra da onları kötü bir sonuçla müjdeleniyor.
Biz biliyoruz ki müjde sevindirici, gönlü hoş edici, heyecan verici haberler hakkında kullanılır. Ama Kur’an -aiağıda geleceği gibi- bazılarını ‘azapla’ müjdeliyor. Bunda hem bir gerçek hem de bir alay olduğunu görüyoruz.
Kur’an, münafıkları, yani dinde ikili oynayan kişileri de azapla müjdeliyor. Ama ne ile? Elbette ödül ile, güzellik ile veya iyi bir sonuçla değil… Tam tersine insanın yüzünü buruşturan, iç dünyadaki hüznü dışarı yansıtan bir pişmanlıkla…
“İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir.
Münafıklara, kendileri için acı BİR AZAP OLDUĞUNU MÜJDELE!
Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” (Nisâ 4/137-139)
Buradaki “azapla müjdelemeyi” uyarmak manasında da anlamak mümkün… Madem ki vahyi alaya alıyorsunuz, din işinde ciddi değilsiniz, madem müslümanlardan görünmenize rağmen onların aleyhine olmak üzere düşmanlarına yardım ediyorsunuz, öyleyse buyurun; cezanız (yaptıklarınızın karşılığı) size kutlu olsun! Sevinçli haber yerine üzücü sonuç size aittir!
Öyleyse ikili oynamayın, yanar-döner olmayın, küfürde ve din işinde ciddiyetsizlikte inat etmeyin. Aklınızı başınıza alın, zira iş sandığınız gibi değildir.
Kur’an, bir kaç âyette kafirleri (inatçı inkârcıları) azapla müjdeliyor:
“Yine Allah ve O’nun Rasûlü’nden, Büyük Hac gününde bütün insanlığa yapılmış bir duyurudur ki, Allah kendine mahsus özellikleri başkalarına yakıştıranlarla (müşriklerle) ilişiğini kesmiştir; O’nun elçisi de öyle.
Bundan böyle tevbe ederseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır; fakat (bu davetten) yüz çevirirseniz, iyi bilin ki siz Allah’ı asla atlatamazsınız. Nitekim, inkâr ve ihanette ısrar edenleri can yakıcı BİR AZAPLA MÜJDELE!” (Tevbe 9/3)
O, Allah’ın kendisine okunan âyetlerini işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu acı BİR AZAPLA MÜJDELE!” (Câsiye 45/8)
“Allah’ın âyetlerini tanımayan, peygamberleri haksız yere öldüren ve insanlar arasında dengeli davranmayı öğütleyenlerin kanına girenleri yürek yakan BİR AZAPLA MÜJDELE!” (Âli İmran 3/21)
Buradaki “azapla müjdele” hem imalı, hem de alaylı bir ifadedir. İnkarcılık kafirlerin iliklerine kadar işler, inkarı karakter haline getirirler. Bu da onlar için hem ciddi bir azgınlık, suçluluk, hem de manevi bir hastalıktır. Bunun karşılığı olarak Cehennem azabını hakl ederler.
“Aksine, inkârda direnenler (ilâhî vahyi) yalanlamakta ısrar ediyor, ama Allah içlerinde biriktirip gizlediklerini çok iyi biliyor.
Artık onlara şiddetli BİR AZABI MÜJDELE!”(İnşikâk 84/22-24)
“Azapla müjdeleme” aynı zamanda nükteli bir üslûptur. Allahu a’lem, inkârcıların Vahyi hafife almalarına karşı bir misillemedir.
“Ancak iman edenler ve Allah rızasına uygun davrananlar hariç: Onları kesintisiz bir ödül bekliyor.” (İnşikâk 84/25)
“Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici BİR AZABI MÜJDELE!
O servetin cehennem ateşinde kızartılıp onların alınlarının, yanlarının ve sırtlarının dağlanacağı gün onlara: ‘İşte sırf kendiniz için yığdığınız servetiniz! Haydi, şimdi görün bakalım yığdğınız servetin gününü!’ denilecek.” (Tevbe 9/35)
İbni Hişâm’ın İbni İshak’tan rivâyet ettiğine göre Rasûlüllah’ın (sav) tebliğinin etkisini azaltmak için çeşitli yollara başvurulur ama başarılı olunamaz. Bunun üzerine, Mekkeli zengin müşriklerden Nadr b. Haris; “siz, aranızda emin olarak bilinen birine ‘mecnun, sihirbâz’ diyerek ona olan ilgiyi azaltmaya çalışıyorsunuz. Buna kimse inanmaz. Bakın ben onunla nasıl baş edeceğim” demiş.
Bu adam bazen ticaret için Irak’a giderdi. O bu yolculuklarında acemlerin, Hire halkının masallarını ve onların aralarında dolaşan rivâyetleri derlemeyi başarıp geri dönerdi. (el-Ferrâî, İ. b. Ziyad. Meâni’l Kur’an, 2/326)
Sonra da Kur’an’ı dinlemeye gidenlerin yolları üzerine oturur, onlara bu masal ve efsaneleri anlatır, dikkatlerini anlattığı şeylere çekerek onların Kur’an’a yönelmelerinin önüne geçmeye çalışırdı.
Bu masalları Kureyşlilere anlatırken şöyle dermiş: “Muhammed size Âd kavminin, Semud kavminin hikâyelerini anlatıyor, ben ise size Rüstem’in, İsfendiyar’ın öykülerini anlatıyorum. Ben O’ndan daha iyi bir hikâye anlatıcıyım. Benim anlattıklarım, Muhammed’in sizi davet ettiği şeyden daha hayırlıdır.”
Böylece kimileri onun bu anlattıklarına kulak kabartıyor ve Kur’an dinlemeyi terkediyorlardı.
Aynı adam, bir kimsenin Peygamberimizin etkisine girdiğini duyunca, satın aldığı şarkıcı bir cariyeyi şöyle diyerek ona musallat ederdi: “Ona yedir, içir ve şarkılarınla onu oyala ki başka tarafa ilgisi kalmasın.” (nak. Siyeru İbni Hişam, 1/299-300. Esbab’ü Nüzûl, Ahmed el-Vahidî en-Nisabûrî, s: 259-260. Abdülfettah el-Kâdi, Esbabü’n Nüzûl, s: 305. İbni Kesir, Muh. Tefsir, 3/62)
Bazı rivâyetlerde bu âyetin İbni Hattal hakkında indiği söylenmektedir. Bu adam çirkin sözlerle şarkı söyleyen, sövüp saymayı müzikle yapan, küfürbâz şarkıcı cariyeler satın alır, onlara şarkı söyletirmiş. (Ş. Alûsî, Tefsir, 21/67. Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, 6/268)
Tefsirci Mücâhid, bu âyetin şarkıcı cariye –onları dinlemek üzere- alım-satımıyla ilgili olarak indiği görüşündedir. (el-Vahidî en-Nisabûrî, Esbabü’n-Nüzûl, s: 259.
Bu sayılanların hepsinin de âyetin iniş sebebi olması mümkündür. Bir âyetin nüzül sebebini bilmek o âyeti daha iyi anlamamıza yarar ama, o âyetin tümüyle anlatılan sebeple ilgili olduğu, başka bir hüküm getirmediği söylenemez. Âyetin iniş sebebi özel olsa bile bildirdiği gerçek, ortaya koyduğu hüküm, getirdiği ölçü geneldir.
“Ama insanlardan öyleleri de vardır ki, bilgisizce (başkalarını) Allah yolundan saptırmak ve onu alay konusu yapmak için boş sözlere müşteri olurlar: işte onlar onur kırıcı bir terkedilmişliğe mahkûm olacaklar.
Böyle birine âyetlerimiz okunduğu zaman da sanki onları işitmemiş, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. İşte böylesini, acı verecek BİR AZAP İLE MÜJDELE!” (Lukman 31/7)
Burada son derece ilginç bir örnekle karşı karşıyayız. Kur’an her devirde ve dalâlete düşmüş her toplumda benzerlerini görebileceğimiz saptırıcı bir tipi ve onun Kur’an’ın davetine karşı kurduğu tuzağı örnek veriyor.
Nadr b. Haris’in faaliyetinin arkasındaki zihniyete ve böylelerinin başvuracağı yöntemlere ve araçlara dikkat çekiyor. Zamanın geçmesi ile böylelerinin kullanacağı araçlar değişebilir, ancak kafa yapıları, hedefleri ve yöntemleri fazla değişmez.
Onlar, insanları boş eğlencelerle, asılsız yalanlarla, sonu gelmez hayâllerle oyalarlar, onların Kur’an’dan yüz çevirmelerini sağlarlar.
Kur’an’ın bu örneği böyleleri için bir tenkit ve tehdit, müslümanlar için de bir uyarıdır.
Hüseyin K. Ece
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ