
Batı’ya taparlar çalışmayı kadına verilmiş bir hak gibi savunurlar. Oysaki amaç kadının cinselliği ve ucuz iş gücünü sömürmektir. Böylece fıtrat dengesini bozarlar. Kadını eş, ana ve toplum mimarı olmaktan uzaklaştırırlar. Konut dahil ailenin nafakasını temin etmekle yükümlü olan erkekleri de -kadın işçi arzıyla- kısmi bir işsizliğe mahkûm ederek onların da iş gücünü ucuza kapatırlar.
Bu Batıcılar ev merkezli toplum insanı olması gereken kadını evin dışında çalışmaya mecbur etmekle doğurganlığı da engellemiş olurlar.
Böylece kadın evin içinde ve dışında çalışmaya mecbur kalır. Doğan çocuklar da kreşlerde, ana ilgisi ve şefkatinden yoksun büyür. Toplumda şiddet yanlısı, acımasız sorunlu insanlar artar.
Sonuçta kadın âdet döneminde bile çalışmaya mecbur olur. Aslında bu da kadına yapılmış bir zulümdür.
Bu girişten sonra haberimize gelelim.
Son dönemde ilginç bulduğumuz bir haber yayılandı. Başlığı şöyleydi:
“Kadınlara regl izni tartışması! ‘En az 2 gün olmalı…’ Dünyanın kafası karışık, Türkiye’de durum ne?”
İsteyen bu uzunca haberi kaynağında okuyabilir. Biz bir paragraf alıntı ile yetinerek yorumumuzu yapacağız:
“Regl döneminde resmi izin hakkına sahip olmak yeni bir yaklaşım değil. Regl Izni aslında bazı ülkelerde, onlarca yıldır yaygın bir uygulama. Kadınların yüzde 30 ila 40’ı her ay regl dönemlerinde şiddetli ağrı başta olmak üzere çeşitli semptomlar yaşıyor. Çeşitli araştırmalar, regl kramplarının yılda ortalama dokuz günlük üretkenlik/verimlilik kaybından sorumlu olduğunu gösteriyor.”
Okuyucularımız, bizim amacımızın olaylardan hareketle İslam’ı öğrenip öğreterek hayata Müslümanca bakılmasını sağlamak ve böylece dünya ve ahiret mutluluğumuza katkı vermek olduğunu bilirler. Bu haber vesilesiyle bizde İslam merkezli bazı çağrışımlar oluştu. Özetleyelim:
İnsanı denemeye uğratmak üzere erkek ve kadın olarak yaratan Yüce Allah insanın halıkı olduğu gibi, insan için hayat düzeni kıldığı İslam’ın da vazııdır yani İslami yasaların da koyucusudur. Bu sebeple insan ile İslam örtüşür. Bir diğer anlatımla İslami emirler ve yasaklar insanın yararınadır.
Kadınını yaratıcısı olan Yüce Allah onun biyolojik ve ruhsal özelliklerini bilmez mi? Elbette bilir. Yüce Allah regli, kadının İslamî yükümlülüğünün başlangıcı kılmıştır. Regli, ruhsal olgunluk olan Rüşd ile birlikte kadının evlenebileceği ilk merhale olarak belirlemiştir.
Rabbimiz evliliği de üreme organı yoluyla cinsel aktivitelerin başlatılacağı tek meşru yol olarak bildirmiştir.
Rabbimiz erkek gibi kadına da evlilik dışı cinsel ilişkiyi haram kılmıştır. Evlilik içinde anal ilişki yanı sıra regl döneminde cinsel ilişki de haram kılınmıştır.
Yukarıda alıntıladığımız bölümde de değinildiği üzere kadınlar her ay regl dönemlerinde şiddetli ağrı başta olmak üzere çeşitli semptomlar yaşayabilmektedirler. Bu sebeple Rabbimiz onların biyolojik ve ruhsal sağlıklarını korumak için özellikle eşlerine ilişkiden uzak durmalarını şöylece emir buyurmuştur:
“Sana (kadınların) regl / ay halini soruyorlar. Şöylece bir açıklama yap:
‘O bir zayıflık halidir. Bu yüzden, ay hali sırasında kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşıp cinsel ilişkiye girmeyin; iyice temizlendiklerinde ise Allah’ın emrettiği şekilde üreme organından onlara yaklaşın.’
Doğrusu Allah temizlik döneminde eşlerine dönenleri ve özlerini temiz tutarak regl halinde ilişkiye girmeyenleri ve anal ilişkiden sakınanları sever.” (Bakara 222)
Regl döneminde ilişki kadın ve toplum sağlığına zulümdür. Ay halini eşine bildirmeyen kadın günahkârdır. Peygamberimizin emri gereği ilişkiye giren erkek de hatasına kefaret olarak bir miktar sosyal yardım yapmalıdır. Regl döneminde ilişki haramsa da ilişkiye vardırılmayacak sevişme helâldir.
Evliliğe kadar kadının nafakası babasına, evlilik döneminde kocasına yüklenmiştir. Bunların yokluğunda veya yetersizliğinde İslami düzende devlet yardımları devreye girer. İslam’da devletin varlık sebeplerinden biri de budur yani sosyal adalettir. Bir diğer anlatımla borca dayalı para sistemini ve faizcileri beslemek değildir.
Kadına önerilen ev merkezli toplumsal hayattır. Kadın eştir, anadır ve katılımcı toplum mimarıdır. O da insanları dinimizin ortak aklın ve ilmin gereklerine çağırmakla ve zıtlarından sakındırmakla yükümlüdür. Yani toplumsal hayatın gelişimine katkı vermekle mükelleftir.
Kadının evininin dışında çalışma görevi yoktur, ama çalışmama hakkı vardır. Ancak bu durum, hayati zaruretler gerektiğinde kadının çalışamayacağı anlamına gelmez. Farz görevi olmadığı halde çalışarak babası ve kocasına katkı vermesi onun için cihaddır. Kadının ebedî mutluluğuna yol açacak güzel ameldir.
Kadının toplumuna katkı vermesi önünde hiçbir engel yoktur. Müslüman kadın mümin erkek ve kadınları hukuken temsil ve tasarruf hakkına Kur’an ile sahip kılındığı için (Tevbe, 71) siyasî ve idarî görevler de üstlenebilir.
Kadının iş gücünü ve cinselliğini sömürmek için onun aile hayatını etkileyen ve korunma yöntemlerine mecbur bırakarak cinsel mutluğuna kıyan seküler / laik yaşam onu çalışmaya ve regl döneminde izin almaya muhtaç kılmaktadır.
Acı olan İmam hatip neslinin yer aldığı ve öncülük ettiği iktidarlarımız da uyguladığı seküler/laik politikalarla kadının doğasıyla savaşmakta, üstelik onu şiddete da maruz bırakmaktadır.
İslamsızlığın belası kaçınılamaz olarak yaşanacaktır. Çare İslam’a dönüştedir.