islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
12°C
İstanbul
12°C
Yağmurlu
Pazartesi Çok Bulutlu
11°C
Salı Hafif Yağmurlu
8°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
10°C
Perşembe Az Bulutlu
13°C

KÂFİRLER ARASINDA AYRIM YOKTUR

KÂFİRLER ARASINDA AYRIM YOKTUR
30/01/2026 09:24
A+
A-

KÂFİRLER ARASINDA AYRIM YOKTUR

Hz. Nûh’tan başlayan ve Hz. Lût’a kadar uzanan ilâhî uyarı çizgisinde hakîkati inkâr eden ve yalanlayan toplumların başlarına nasıl cezaların geldiğini âyetlerden takip ettik. Şimdi ise sırada Firavun halkı vardır ve onların burada özel olarak anılmasının sebebi, Mısırlıların antik çağdaki en gelişmiş ve en güçlü millet olmasıdır. Firavun, Mısır’ı idare eden yöneticilere verilen addır. Bu nedenle tek firavun değil Firavunlar hanedanı vardır ve bu yönetim zinciri o dönemin kötülüğünü/zulmünü temsil etmektedir. Dikkat edilirse Kamer Sûresi boyunca sürekli Allah’ın uyarılarını gözardı eden toplumlar, farklı milletlerden oluşsa da ortak yönleri “küfürleri” yâni hakîkati örtmeleridir. Bundan dolayı olacak ki; Hz. Peygamber Bakara/120. âyetine[1] dayanarak “Küfür tek millettir” demiştir.

İşte bu gerçekliğin yansımasını Kamer/41-44. âyetleri bize çok net anlatmaktadır: “Firavun halkına [da] kesinlikle bu tür uyarılar gelmişti; onlar Bizim bütün mesajlarımızı yalanlamışlardı: bunun üzerine, yalnızca, her şeyin belirleyicisi olan Kudret Sahibinin hesap soracağı şekilde onlara hesap sorduk. Öyleyse, [şimdi] sizden hakîkati inkâr edenler diğerlerinden daha mı iyidirler; yoksa [kadîm ilâhî] hikmet belgelerinde sizin için dokunulmazlık [sözü] mü verildi? Yoksa onlar, ‘Biz yek vücut olmuş bir grubuz, [ve bundan dolayı] üstünlük bizim hakkımız!’ mı diyorlar?[2]

Firavun halkına uyarıları getiren Hz. Mûsâ olmasına rağmen onun bu âyetlerde ismi geçmemektedir. Bunun nedeni âyette geçen “en-nuzur” yâni “uyarıcılar” kelimesinde saklıdır. Anlaşılıyor ki; bu hanedanlığa Hz. Mûsâ dışında birçok peygamber gelmiş ama onlar her defasında bu uyarıcıları yalanlamışlardır. Allah da değişmez sünnetinin bir gereği olarak onları cezalandırmıştır. Kamer/41. âyette geçen “âl” kelimesi “aile” anlamına gelmektedir. Yani uyarılar Firavun ailesine veyâ ülkeyi yöneten Firavun yönetim kadrosuna yapılmıştır. Çünkü onlar, kendi kavimlerini özgür irâdeden yoksun bırakacak kadar baskı altında tutmuşlar ve onlara kendilerini Rabb ve ilâh olarak dayatmışlardır. Bu kadronun içerisinde Firavunun zulmüne parasıyla/sermayesiyle maddi destek veren “Kârûn” ve bu yapılan zulmü halka bir kader olarak yerleştirmeye çalışan “Hâmân” da bulunmaktadır.[3] Ama bu üçlü yapı “El Muktedir” olan yâni her şeye gücü yeten ve kudretini dilediği gibi tasarruf eden Allah tarafından cezalandırılmıştır: “Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı [da böyle cezalandırdık]: Mûsâ onlara hakîkatin bütün kanıtlarını getirmişti, ama onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar [ve o’nu reddettiler]; hâlbuki onlar [elimizden] kaçıp kurtulamazlardı.[4]

Âyetlerin buraya kadar olan bölümünde Firavun yönetimini oluşturan “küfür “ehlinden söz ediliyordu. Şimdi Kamer/43. âyette ise Hz.Peygamber döneminde yaşayan ve Hz. Peygamber’i de diğer peygamberler gibi yalanlayan Mekke müşriklerine seslenilmekte ve “sizin kâfirleriniz onlardan daha mı iyidir?” sorusu sorulmaktadır. Bu karşılaştırmayla, bu toplumların Hz.Peygamber döneminde kâfirlerden daha kötü olmadığı gibi bunlar da onlardan daha iyi olmadığının bir göstergesidir. Her devrin kâfirleri aynıdır ve aralarında bir fark yoktur. İnkâr ve onun getirdiği yalanlama, şüphe ve Allah’ın mesajlarına karşı düşmanlık yapmak her devir ve neslin aynı “küfrü” olarak ortaya çıkmaktadır.

Âyetin devâmında konu genişletilerek bu sefer de her devrin kâfirlerine şu soru yöneltilmektedir: “yoksa [kadîm ilâhî] hikmet belgelerinde sizin için dokunulmazlık [sözü] mü verildi?” Bunun anlamı, geçmiş toplumların helâk edilmesi gibi sizin de helâk edilmeniz muhtemeldir. Bunun olmayacağına dair elinizde geçmiş kitaplardan bir belge mi var? Ama bu helâk edilişin şekli farklı olabilir ama mutlaka gerçekleşir. Âyette geçen “Zebûr” terimi “hikmetler kitabı” anlamına gelen bir cins isimdir ve bunun içindir ki, Allah tarafından peygamberlere vahy edilen tüm ilahî kitaplar için kullanılabilir.

Kamer/44. âyet bir başka soruyu daha gündeme getirmektedir: “Yoksa onlar, ‘Biz yek vücut olmuş bir grubuz, [ve bundan dolayı] üstünlük bizim hakkımız!’ mı diyorlar?” Bu düşüncenin gerisindeki mantık şöyle özetlenebilir: Bu sözde ilâhî vahiyleri inkâr eden bizler, çok geniş bir kitleyi oluşturuyoruz ve görüşlerimiz bu kadar çok insân tarafından kabul edildiğine göre demek ki doğrudur ve bu nedenle sonunda üstün gelecektir. Başka bir deyişle, “hakîkat inkârcıları” olarak tanımlanan halk, güçlerini yalnızca “çoğunluğun görüşü”nü temsil etmelerine bağlamaktadırlar. Anlaşılıyor ki; kâfirler, kendi inançlarının, fikirlerinin, ideolojilerinin yaygın olduğundan dolayı büyük bir topluluk olduklarını ve bu nedenle de ilâhî vahyi savunan müminlere karşı zafer elde edeceklerini savunurlar. İşte Allah, onların bu düşüncelerinin yanlışlığına Kamer/45. âyetle cevap vermektedir: “[Ama hakîkati inkâr edenlerin] ordusu bozguna uğrayacak, arkalarını dönecek [ve kaçacak]lar![5]

Hz. Peygamber’in, bu âyeti Bedir Savaşı’nın hemen öncesinde tebliğ ettiği gerçeği birçok müfessiri, bu âyetin Müslümanların gelecekte müşrik Kureyşlilere karşı zafer kazanacaklarını haber veren bir öngörü olarak vahyedildiğini kabul etmeye yöneltmiştir. Bu yorum mümkündür ama yine de âyetin daha geniş, zamanlar üstü bir anlama sahip olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Çünkü bu âyeti takip eden âyetler, günahkâr toplumun bir bütün olarak bu dünyâda uğrayacağı mânevî/ahlâkî ve toplumsal yıkım dışında bilinçli günahkârlığının öteki dünyâdaki sonuçlarından da söz eden ifâdeler taşımaktadır.

NECMETTİN ŞAHİNLER

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

 

[1] Bakara/120  “Sen onların inanç sistemine uymadıkça ne Yahudiler ne de Hristiyanlar senden memnun olmayacaklar. De ki: “Dinleyin! Allah’ın rehberliği tek doğru rehberliktir.

[2] Kamer/41-44  “Ve lekad câe âle fir’avnen nuzur(nuzuru). Kezzebû bi âyâtinâ kullihâ fe ehaznâhum ahze azîzin muktedir(muktedirin). E kuffârukum hayrun min ulâikum em lekum berâetun fîz zubur(zuburi). Em yekûlûne nahnu cemîun muntesir(muntesirun).

[3] Mümin/23-24

[4] Ankebut/39

[5] Kamer/45  “Se yuhzemul cem’u ve yuvellûned dubur(dubura).

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.