
“Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”
İnsan ruhu, hakikat karşısında ya teslim olur ya da savaş açar.
Ya secde eder…
Ya da secde edenleri susturmak ister.
İşte İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki o mezuniyet töreni,
tam da bu ruhsal çatışmanın sahneye çıktığı bir andı.
Bir grup genç, mezuniyet kürsüsüne çıktılar.
Ellerinde bir ayet taşıyorlardı:
“Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”
(el-En’âm 162)
Bu, bir davet değildi.
Zorla empoze edilen bir öğreti de değildi.
Bu sadece bir varoluş beyannamesiydi.
Kim olduğunu, neye inandığını, ne uğruna yaşayıp öleceğini ilan eden bir ruhun sessiz haykırışıydı.
Ama sonra…
Küfrün askerleri devreye girdi.
Birileri geldi.
Ellerindeki öfkeyi, yüzlerindeki tiksintiyi, içlerindeki kini o pankartın üzerine boşalttılar.
Ayeti kapattılar.
Sesleriyle bastıramadıkları teslimiyeti, bedenleriyle örtmeye çalıştılar.
Çünkü kâfirlik sadece inkâr değil; bastırmaktır.
Bildiği halde örtmektir.
Hakk’ı tanıdığı hâlde görmezden gelmektir.
Nitekim Kur’an’da “küfür” kelimesi, örtmek anlamına gelir.
Tıpkı o gün yaşanan gibi:
Bir âyetin üzeri örtüldü.
Ama asıl örtülen, kendi içlerindeki İslam fıtratıydı.
Neden Ayetten Rahatsız Olurlar?
Çünkü kâfirin ruhu, Allah’la yaşamak istemez.
Allah’ı hatırlatan her şey, ona laik atak yaşatır
İnsan Allah’tan uzaklaştıkça, kalbi kararır.
İşte bu yüzden, laik zihniyet, iman edenlerin varlığından, nurundan rahatsız olur.
Kâfirin İki Temel Tepkisi: İnkâr ve İtme
Kâfirin kalbi zulmet içindedir:
Hakkı tanır ama kabul etmez.
Hakikati duyar ama yüz çevirir.
Allah’ın adını işitince irkilir.
Bu yüzden Allah’ı hatırlatan bir ayet,
ona bir cümle değil;
bir hesap sorucu gibi gelir.
Bir cümle değil,
bir mahşer yankısı gibi çarpar kalbine…
Ve bu yüzleşmeye tahammül edemez.
O yüzden susturmak ister.
Boğmak ister.
Kapatmak ister.
Tıpkı Ebu Cehil’in, Resûlullah’a (s.a.v.) karşı yaptığı gibi:
“O Kur’ân’ı okurken sakın onu dinlemeyin! Üzerine gürültü yapın!”
(el-Fussilet 26)
Ama Unuttukları Bir Şey Vardı:
“Allah, nurunu tamamlayacaktır; kâfirler istemese bile!”
(es-Saff, 8)
Siz bir âyeti örtersiniz,
ama o âyet göklere çıkar.
Siz Allah’ı susturmaya çalışırsınız,
ama Allah, nurunu tamamlayacak bir nesil yetiştirir.
Siz hakikati bastırırsınız,
ama bastırılan her hakikat,
vicdanlarda volkan gibi patlar.
O gün orada, bir âyeti kararttıklarını sandılar.
Ama asıl kararttıkları kendi kalpleriydi.
Çünkü o kalpte bir zamanlar belki iman kıvılcımı vardı.
Ama üzerine yıllarca gaflet tohumu ektiler.
Şimdi o pankart onları korkuttu.
Korktukları şey İslâm’dı
Ve o korku, onları inkâra,
inkâr da onları öç almaya sürükledi.
İşte kâfirin ruhsal serüveni budur:
Hakikatle karşılaşır, inkâr eder, bastırır, saldırır.
Ve Biz Anladık ki:
Kâfir, sadece Allah’a düşman değildir.
Allah’ı hatırlatan her şeye düşmandır.
Ve Allah için yaşadığını söyleyen bir genci,
en büyük düşman olarak görür.
Çünkü o gencin varlığı,
onun içindeki inkârı ayna gibi yansıtır.
Ve inanın,
bir mezuniyet kürsüsünde “Allah için yaşıyorum” diyebilen bir genç,
bu ülkenin en büyük umududur.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Kafirler için yaşasın cehennem…