Makale

KİMSE RABLEŞTİRİLMEMELİ ÇÜNKÜ RABBMİZ SADECE ALLAH TEÂLÂ’DIR

KİMSE RABLEŞTİRİLMEMELİ ÇÜNKÜ RABBMİZ SADECE ALLAH TEÂLÂ’DIR

İslâm toplumunun kuruluş ve gelişim aşamasında emeği olan âlimlere ve yöneticilere göreceli bir itaat olmuştur. Sınırları belli olan bu itaatin elbette dini referansları vardır. Nisa Suresinin elli dokuzuncu ayetindeki, itaat ediniz” emrinin Allah’a ve Resulüne izafe edilip karizmatik önderlere gelince tekrar edilmeyip kendinden önceki cümleye atfedilmesi ulemaya olması gereken göreceli itaatin kanıtıdır. Kayıtsız şartsız bir bağlılıkla dinî alandaki önderleri insaniyet makamından çıkarmak, onları rab edinmektir. Kur’an-ı Kerim bu konuda bizleri uyarmaktadır: “اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ” “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilah) edindiler ve Meryem Oğlu Mesihi de… Oysa onlar tek olan ilaha ibadet etmekten başkasıyla emir olunmadılar. Ondan başka ilah yoktur, o bunların (Yahudilerin ve Hristiyanların) şirk koşmakta oldukları şeylerden yücedir.”[1] Yüce Allah bu ayette Yahudi ve Hristiyanların şirke düştüklerini haber vermiş ki Müslümanlarda aynı hatalara düşmesinler. Onların şirke düşme nedenleri, Allah’ın kitabını hiçe sayarak ve din büyüklerinin yollarından giderek Yüce Allah’ın koyduğu haramları helal kabul etmeleri ve helalleri de haramlaştırmalarıdır. Halkın tüm bu konularda din adamlarına kayıtsız itaatları şirktir. Buna göre kim ki Allah’ın kitabını hiçe sayar, bazı insanların vahye muhalif olan sözlerine mutlak anlamda ittiba ederse Yahudi ve Hristiyanlar hakkındaki ilahi hüküm onlar için de geçerlidir.[2] Yani müşriktirler. Ayet tarihsel olmayıp evrensel hükümler içermektedir. Hiç kimseye Allah Teâlâ’ya itaat edilir gibi itaat edilmez.

İslâm Dinine göre âlimlerin ve yöneticilerin görevi İslâm’ı tebliğ etmek ve uygulamaktır. Bu açıdan onlara olan itaat, Allah’a ve Resulüne olan itaate bağlıdır.[3] Ulema Allah’a ve Resulüne itaat ettiği müddetçe Müslümanların saygılarına hak kazanırlar. Bu ölçü kâmil anlamda verilmediğinde, insanların bilgileri eksik olur ve itaat konusunda vahim sonuçlar ortaya çıkabilir. Kur’an-ı Kerim’in deyimiyle Allah’tan başkaları “rab edinilir.” Yukarıdaki ayette geçen “Hıbr” kelimesi Yahudi din âlimlerine verilen isimdir, çoğulu “Ahbar”dır. “Rahip” de Hristiyan din âlimi demektir. Çoğulu “Ruhban”dır. Kur’an-ı Kerim’in bu ifadesinden Yahudi ve Hristiyanların, din adamlarını tanrı veya tanrının oğlu sayacak kadar kutsallaştırdıkları anlaşılmaktadır. Yüce Allah, geçmiş ümmetler üzerinden bizlere gönderme yaparak ulema ve ümeranın putlaştırılmamasını tavsiye etmektedir. Dinin emirlerinin özgün ve özgürce yaşandığı dönemlerde Müslümanlar bu tehlikelere düşmemişlerdir. Ne zamanki Müslümanlar kaynaklardan uzaklaşıp koyu taklit ve itaat dönemlerine girmişler, din bilginlerine ve yöneticilere itaatte aşırılığa düşmüşlerdir.

Konumuza açıklık getirmesi bağlamında şu yorum oldukça önemlidir: “Kişinin, derdini Allah’a değil hahama, papaza dökmesi, Allah yerine papaza yalvarması, din adamını Allah ile kul arasında aracı yapması onu tanrılaştırmak demektir. İnsan bir noktaya gelir ki Allah’ı bırakır da kendisi gibi aciz insanı yanılmaz kabul eder. Onun her dediğine kayıtsız şartsız uyar. Dine aykırı da olsa onun her sözünü yerine getirir. İşte Yüce Allah, böyle yapan insanları Kur’an-ı Kerim’de defalarca kınamaktadır.”[4] Hatta Tevbe suresinin 31. Ayet-i kerimesinin arka planı ile ilgili şöyle bir olay anlatılır: Resulullah’ın daveti kendisine ulaştığında Şam’a kaçıp orada Hristiyan olan Adiy b. Hatem, daha sonra kız kardeşinin gayretiyle Müslüman olmak üzere Medine’ye getirildiğinde Hz. Peygamber Efendimiz, mescid-i Nebi’de Tevbe Suresi’nin 31. ayetini okuyordu. Adiy, ayet-i kerimeyi dinleyince Hristiyanların, rahiplerine tapmadıklarını ve onları tanrılaştırmadıklarını söylemiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber(s.a.v.); “Ruhbanlar onlara helali haramlaştırıyorlar; haramı da helalleştiriyorlar. İnsanlar da bu hususta onlara kayıtsız şartsız itaat ediyorlar ki işte bu onlara/rahiplere tapınmadır.” buyurmuştur.[5] Hz. Peygamber, tapınmanın illa da secde etmek olmadığına dikkat çekmiş, siyaset ve din adamlarına mutlak itaatin de bir tapınma biçimi olduğunu vurgulamıştır.

Yukarıdaki ayetten anlaşılan, helal ve haram tayin etme yetkisinin mutlak anlamda Allah’a ait olduğu gerçeğidir. Fakat Müslümanlar arasında bile öyle ilginç helal ve haramlar türemiştir ki bunların hiçbirisinin dayanağı vahiy değildir. Vahye rağmen helal ve haram tayin etmek bir şirk kültürüdür. Ayet-i kerimenin kendisini ve nüzul ortamını evrensel planda değerlendirirsek görürüz ki iktisadi, sosyal, siyasi, hukuki ve eğitim kurumlarıyla ilgili binlerce helal ve haram uydurulmakta ve bunlar daha sonra din(den) diye dayatılmaktadır. Müslümana düşen görev, kişiler veya tüzel kişi dediğimiz kurumlar bazında da olsa helal ve haram noktasında yapılmış olan değerlendirmeleri vahye göre test etmektir. Bu testi öncelikle ulema yapmalıdır. Çünkü ulema bir şeyin hükmünü verirken evvela İslâmî ilimlerin usulünü bilir. Ayrıca sebep, hikmet, şart, illet, makasıd, rükün vb konuları da en iyi bilen ulemadır. 

Buna göre vahiyden onay almayan hükümleri reddetmek gerekir. Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan hükümlerin İslâm dinine göre ilmî bir değeri ve geçerliliği yoktur. Gerçek olana uygun olamayan, hak esası üzerine yürümeyen, Allah’ın emirlerine aykırı bulunan, Allah’ın kanunlarına karşı gelmek isteyen kuruntular ne kadar süslenirse süslensin ilim değildir. Âlimlerin kıymeti, onların ilmi haysiyetleriyle ve Allah’a olan kulluklarıyla orantılıdır. Hakkı batıl, batılı hak yapmaya çalışanlar, firavni sistemlerin bekası için batıl düzenlerin değirmenlerine su taşıyanlar ilmi haysiyetten uzak birer tağutturlar. Vahiyden destek almayan, dinin gönderiliş amacına uygun olmayan ve dünya sistemine yol açıp meşruiyet kazandırmanın dışında bir amacı olmayan söylemlerin hiçbir kıymeti yoktur.

Şeytanlara, tağutlara, firavunlara, putlara ve haçlara tapmak nasıl bir şirk ise, âlimlere(!) kulluk; onlara haddinden fazla kıymet vermek, insaniyet konumundan çıkarmak, şahsi görüşlerine, heva ve nefislerine göre verdikleri keyfi fetvaları revaçlandırmak da şirktir. Onların, Allah’ın emirlerine aykırı olan hatalarına itaati uygun görmek, kısacası; Allah ne diyor diye düşünmeden onların vahye tamamen ters olan görüşlerine uymak küfürdür. Allah’ı (c.c.) bırakıp başkalarına tapmaktır. Maalesef Yahudi ve Hristiyanlar böyle yapmışlar, ahbar ve ruhbanlarına rab dememişlerse de rab gibi tutmuşlar, hüküm koyucu olarak tanımışlardır. Aynı durum Müslümanlar arasında meydana gelirse, hüküm ve değerlendirme onlar için de geçerlidir.

Kur’an-ı Kerim, rububiyet makamının mutlak anlamda Allah Teâlâ’ya ait olduğunu ifade ederken[6] Rabbimizin, bu makamı hiçbir varlıkla paylaşmayacağını vurgulamıştır. Buna bağlı olarak şunu söyleyebiliriz: İslâm’da âlim yeni bir din koyucusu değildir. Dinimizi tebliğ ve temsille görevli Müslümandır. İşlevsel anlamda peygamberlerin mirasçılarıdırlar. O, fonksiyonel anlamda peygambere vekâlet eden kişidir. İslâm’ı hâkimiyet konumuna ve hayatın referansı hâline getirebilmek için gece gündüz cihad eden nitelikli insandır. Hz. Peygamber’in siyasi velayetinin takipçisi ve davacısıdır. Lafzî ve kevnî ayetleri okumak, tefsir etmek ve onlara göre pratik yapmak suretiyle İslâm’ı yaşanabilir hâle getiren üstün bir şahsiyettir. Fakat bu üstünlük ne kadar âlim, takva sahibi ve ihlaslı da olsa insaniyet vasfı ile sınırlıdır. İnsanî varlık sınırını aştırarak onlara peygamber gibi muamelede bulunmak veya insanüstülük vasfı vermek kişiyi İslâm dininden çıkarır. Bütün bu hassas konulardan dolayı ulemanın ve tasavvuf adamlarının etrafında bulunan insanları önce ciddi bir akaid eğitiminden geçirmek elzemdir. Bu eğitim verilmeyecek olursa insanlar peygamber ile âlimi ve veliyi birbirine karıştırırlar; sonunda da dalalete düşerler.

Dipnotlar

[1] Tevbe 9/31.
[2] Keşf’ü-l esrar ve hetk’ü-l estar, Cemalüddin Yusuf b. Hilal es-Safedi, İstanbul, 1018, İsav. Yay, c.I, s. 349.
[3] İbn Kayyım, İ’lamu’l-Muvakkıîn, II,169.
[4] Ateş, Süleyman, Kur’an-ı Kerim Tefsiri, III, 1136.
[5] İbn Kesir, Tefsir, II, 333.
[6] Yazır, a.g.e, IV, 216.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

View Comments

  • Sadece şu iki jadis-i Şeifi yazmakla iktifa ediyporum. """“İlerde bir fitne olacak. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayabilecek. Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç.""" ( Ramûzu’l-Ehadis s. 299, 3722 hadis. (Tabarani Kebirden, İbn-i Mace’den, Deylemi Ebi Umame’den), en-Nevevi, Ebû Zekeriyya Yahya b. Şeref, Riyazüs-Salihin, Terc. Emre, Mehmed, İstanbul 1974, s. 99 87. hadis; Sunenu İbn-i Mace, II, 1305, 1310 (3954, 3961) hadisler. )
    """ "Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse, Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil).""" /Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205).)

Recent Posts

  • Dünya

AB, Netanyahunun uçağına hava sahalarını açan üye ülkelere UCMyi ve Roma Statüsü ilkelerini hatırlattı

AB, Netanyahunun uçağına hava sahalarını açan üye ülkelere UCMyi ve Roma Statüsü ilkelerini hatırlattı. Hava…

24 dakika ago
  • Genel

AB, Netanyahunun uçağına hava sahalarını açan üye ülkelere UCMyi ve Roma Statüsü ilkelerini hatırlattı

AB, Netanyahunun uçağına hava sahalarını açan üye ülkelere UCMyi ve Roma Statüsü ilkelerini hatırlattı. Hava…

25 dakika ago
  • Genel

İsrail’in 2 Mart’tan Bu Yana Lübnan’a Düzenlediği Saldırılarda Ölenlerin Sayısı 4 Bin 333’e Ulaştı

İsrail'in 2 Mart'tan bu yana Lübnan'a düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısı 4 bin 333'e ulaştı. Bu…

26 dakika ago
  • Genel

SGK ile Türkiye Sigorta arasında emeklilere yönelik işbirliği protokolü imzalandı

SGK ile Türkiye Sigorta arasında emeklilere yönelik işbirliği protokolü imzalandı. Bu protokol, emeklilerin sosyal güvenlik…

43 dakika ago
  • Genel

60 Saniyede Ekonomide Bugün (28 Temmuz 2026)

60 saniyede ekonomide bugün (28 Temmuz 2026) hakkında son gelişmeler. 28 Temmuz 2026'da ekonomideki önemli…

46 dakika ago
  • Genel

Johnson & Johnsondan talk davalarında 5,5 milyar dolarlık uzlaşma önerisi

Johnson & Johnsondan talk davalarında 5,5 milyar dolarlık uzlaşma önerisi hakkında son gelişmeler. Johnson &…

55 dakika ago