Kırmızı oda, hayat ve kaderden ne anlıyor?

Prof. Dr. Ali Seyyar

Bendeniz, ilgi alanıma girdiği için, Kırmızı Oda TV dizisini severek ve ders alarak seyrediyorum. Dizinin başrolünde yer alan ve Doktor Manolya Yadigaroğlu isminde bir psikiyatristi canlandıran Binnur Kaya’nın hayata dair şu sözleri dikkatimi çekti.

  • “Hayat işte. Kararı hayat verince boynumuz kıldan incedir.”
  • “Bırak, hayat yine kendi bildiği gibi hükmümü versin, sen de huzuru yaşa.”
  • “Zor, ama hayat senden yana.”
  • “Umarım hayat, bundan sonra güzel davranır sana.”
  • “Hayat bu, biz neyle sınacağımız belli olmaz.”
  • “Hayat, bize birden fazla yol gösteriyor.”
  • “Acıya değil, hayata tutun.”
  • “Hayatın kendine ait gizemli bir matematiği vardır.”

İlk bakışta, “bu sözler ne kadar anlamlı veya etkili” diyebilirsiniz. Ne var ki bu sözler, bana itikadî yönden sorunlu ve yanıltıcı gibi geldi. Hayat yerine kader olgusuna işaret edilmiş olsaydı, ifade edilmek istenen maksat daha isabetli olmaz mıydı? Bir tefekkür edelim:

  • Kararı veya hükmü veren hayat mıdır yoksa kader midir?
  • İnsanın yanında olan hayat mıdır yoksa kader midir?
  • Hayat, bize kötü veya güzel davranabilir mi? (Halbuki kader, insana hiçbir zaman kötü davranmaz).
  • Bizi imtihana tâbi tutan hayat mıdır kader midir?
  • Sabır, şükür gibi insana birden fazla yol gösteren hayat mıdır kader midir?
  • Acıları unutmak için hayata mı yoksa kadere mi tutunalım?
  • Gizemli bir matematiği olan hayat mıdır kader midir?

Gerçi hayatın varlığı ve sebebi “hay” (diri) ve “muhyî” (dirilten, hayat veren) şeklinde zikredilen isimleriyle (Bakara: 255; Rûm: 50) Allah’tır. Buna göre hayat, kâinata ve bedenimize sunulan ilâhî soluğun bir neticesidir. Eğer hayat olgusu, seküler bir mantık ile değil de ilahî bağlamda kullanılmış ise ifade edilen sözlerin bir dereceye kadar sakıncalı olmadığı söylenebilir. Bu tabiî ki benim hüsnü-zanna dayanan temkinli bir değerlendirmemdir. Ama sohbet içinde kasıtlı olarak kader yerine “hayat” kullanılmış ve böylece hayat akışının Allah’ın külli iradesine dayanan kader esprisini gizlemek maksadıyla bilinçli olarak tercih edilmiş ise durum farklı bir boyut kazanır.

Kaldı ki hayatı ve sorumluluklarımızı doğru anlayabilmek için, imanın altı esasından birisi olan kadere iman etmek gerekmektedir. Çünkü hayat gibi kader de Allah’ın mutlak iradesiyle, ilmiyle ve takdiriyle meydana gelmiştir ve gelmeye de devam etmektedir. O halde kader, insanın dünyevî ve uhrevî saadeti için yaratılmıştır. İnsan, cüz’î irâdesiyle doğru kararlar vermek suretiyle Cenâb-ı Hakk’ın takdiri ile hayatına bir anlam verebilir. Dolayısıyla hayatımızın iyilikler ve güzellikler ile donatılması, kaderin bize ikram ettiği bir lütuftur.

Hayatımıza arzu etmediğimiz kötülükler ve çirkinlikler bulaşmış ise bunun sebebini kendimizde aramalıyız. Cüz’î irâdemizi akl-ı selime dayanarak değil de nefsimize göre kullanırsak başımıza birçok musibet gelebilir. Dizide ikide bir “kendinle barışık ol” ifadesi, bu yüzden izaha muhtaçtır. Kişi, nefsiyle değil ama ruhuyla barışık olmalıdır. Ruhuyla barışık olan bir insan, cüz’î irâdesiyle hep kader çizgisinde mesafe alabilir ve hayatta muvaffakiyetler elde edebilir. İnsan, hayatın güzelliklerini yine de kendinden bilmemelidir. Bütün iyilikler, Cenâb-ı Hakk’ın takdirine göre meydana gelir. Böyle durumda insana düşen görev, gaflete düşmemek ve Allah’a şükretmektir. Çünkü bize gelen her iyilik, Allah’tandır. Ama her kötülük de nefsimizdendir.” (Nisa: 79).

Hayat, bize gülmüyorsa bunun suçlusu veya sorumlusu kader asla değildir. Kader, aslında hayatımıza en nihayetinde maddî ve manevî boyutuyla hep güzellikler vermek ister. Lakin bizler, bazen sabırsız olduğumuz gibi cüz’î irâdemizi kaderin kodlarına göre ayarlamakta güçlük çekmekteyiz. Kaderin kodlarını biliyorsak, er veya geç dünya ve ahiret saadetini yakalayabiliriz. Kaderin kodları nedir mi ve nerede mi bulabiliriz? Kaderin kodlarını, kulluk görevlerini ifa etmekte bulabiliriz. Arayan, bulur. 

Ne hayata, ne de kaderimize küselim. Hayatın bize gülmesini istiyorsak, kadere teslim bilincini geliştirmeliyiz. Teslimiyet şuuru ile bütün kötülüklerden ve nefsimizin şer taleplerinden her an Allah’a sığınmalıyız ve sadece O’ndan daimî yardım ve kalıcı hidayet istemeliyiz. Kadere iman, Allah ile kul arasındaki bütün engelleri ortadan kaldıran hayatî bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendiren Müslümanlar, cüz’î irâdelerini doğru kullanır.

Ne var ki cüz’î irâdelerini doğru kullanan Müslümanlar dahî dünyada yine de bazı ummadık sıkıntılar yaşayabilir. İşte şuurlu Müslümanlar, böyle zor durumlarda da kadere iman noktasında hiçbir surette geri adım atmaz. Çünkü külli irade, bazen cüz’î irâdenin üzerinde hükmünü icra eder ve kulu, imtihana tâbi tutar. Nitekim bu hususta C. Hak, hazırlıklı olmamız bağlamında bizlere bilgi vermektedir:

“Andolsun ki mutlaka sizi birazcık korkuyla, açlıkla, mal, can ve ürün noksanıyla sınayacağız. Müjdele sabredenleri.” (Bakara: 155).

İşte C. Hak tarafından takdir edilen musibetlerle her insan imtihan edilebilir. Zihnimizde karamsarlığa yer vermemeliyiz. Peygamberlerin yaşadıkları ıstırapları hatırlamamız yeterlidir. O halde doğal, sosyal ve ekonomik afetler ve bireysel sorunlar karşısında kadere inancımızı sükûnet ve teslimiyet içinde korumalıyız ve ilahî müjdenin tahakkukuna kadar aktif sabır göstermeliyiz. Unutmayalım: Kadere iman, hayatı manen güzel kılar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here