islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5189
EURO
54,8283
ALTIN
6.186,11
BIST
13.458,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
29°C
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
31°C

Korkunun Gölgesinde Yaşamak: İbn Sina’nın İki Kuzu Hikâyesi

Korkunun Gölgesinde Yaşamak: İbn Sina’nın İki Kuzu Hikâyesi
23/05/2026 13:29
A+
A-

Korkunun Gölgesinde Yaşamak: İbn Sina’nın İki Kuzu Hikâyesi

Rivayete göre İbn Sina, bir gün insan ruhunun beden üzerindeki etkisini anlatmak için dikkat çekici bir gözlem yapar.

Aynı şartlarda iki kuzu beslenir. Aynı yem, aynı su, aynı bakım…

Fakat bir fark vardır.

Kuzulardan biri, karşısına bağlanan bir kurdun gölgesinde yaşamaktadır. Kurt ona dokunamaz belki ama varlığı bile yeterlidir. Kuzu her gün korkuyla uyanır. Her an parçalanacakmış gibi ürkek, huzursuz ve tedirgindir.

Diğer kuzu ise sakin bir ortamda büyür. Ne tehdit vardır ne korku…

Günler sonra ilginç bir manzara ortaya çıkar. İyi beslenmesine rağmen korku içinde yaşayan kuzu zayıflamış, güçten düşmüş, adeta içten içe tükenmiştir. Huzur içinde yaşayan diğer kuzu ise sağlıklıdır.

Bugün modern tıp, stresin insan bedeni üzerindeki etkilerini uzun uzun anlatıyor. Sürekli kaygının kalbi yorduğunu, bağışıklığı düşürdüğünü, insanı hem ruhen hem bedenen tükettiğini söylüyor. Aslında asırlar önce anlatılan bu hikâye, insan fıtratına dair büyük bir hakikati hatırlatıyor:

İnsan bazen açlıktan değil, korkudan yorulur.

Bugünün dünyasına baktığımızda da manzara pek farklı değil. Sürekli kriz haberleri, ekonomik kaygılar, gelecek endişesi, sosyal baskılar, dijital gürültü… İnsan bedeni modernleşti belki ama ruhu hâlâ aynı ruh.

Birçok insanın sofrasında ekmek var ama gönlünde huzur yok.

Oysa insan sadece bedenle yaşamıyor. Umutla, güvenle, merhametle ve huzurla da ayakta kalıyor. Çünkü ruh daraldığında, beden bir süre sonra onu takip ediyor.

Belki de bu yüzden insanın en büyük ihtiyacı yalnızca daha fazla kazanmak değil; biraz daha huzur bulabilmek…

Ruhun Yorgunluğu Bedeni de Çökertiyor

Bugünün insanı belki tarihin en konforlu çağında yaşıyor ama aynı zamanda en huzursuz dönemlerinden birini de yaşıyor. Teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, imkânlar arttı… Fakat insanın iç dünyasındaki fırtına dinmedi.

Modern hayat, insanı sürekli bir yetişme telaşının içine sürüklüyor. Daha fazla kazanmak, daha iyi görünmek, geri kalmamak, sürekli gündemi takip etmek, her şeye yetişmek… İnsan bedeni bir yere kadar dayanıyor ama ruh, sürekli baskı altında kaldığında sessizce yorulmaya başlıyor.

Belki de bu yüzden çağımızın en büyük hastalıklarından biri görünmeyen yorgunluk… Sebebi tam tarif edilemeyen bir iç daralması, sürekli bir kaygı hâli ve tükenmişlik hissi…

İslam düşüncesi ise insanı yalnızca etten ve kemikten ibaret görmüyor. İnsanın bir de kalbi, ruhu ve manevi tarafı olduğunu hatırlatıyor. Kur’an-ı Kerim’de geçen:

“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”

hakikati, modern insanın kaybettiği en önemli dengeyi işaret ediyor.

Çünkü bugün birçok insanın zihni sürekli dolu ama gönlü boş… Sürekli bağlantı hâlindeyiz ama iç huzurundan uzağız. Belki de modern insanın en büyük çıkmazı burada başlıyor: Dünyayı büyütürken iç dünyasını ihmal etmek…

Oysa İslam medeniyetinde huzur; sadece maddi imkânlarla değil, tevekkülle, kanaatle, sabırla ve manevi dengeyle birlikte düşünülüyordu. İnsan her şeye sahip olsa bile korku, hırs ve kaygının esiri olduğunda gerçek huzura ulaşamıyordu.

İbn Sina’ya atfedilen iki kuzu hikâyesi de tam olarak bunu hatırlatıyor aslında. Canlıyı tüketen bazen yokluk değil; sürekli korku hâlidir. Bugünün insanı da çoğu zaman görünmeyen “kurtların” gölgesinde yaşamıyor mu?

Geçim korkusu, gelecek kaygısı, yalnız kalma endişesi, toplum baskısı, dijital dünyanın oluşturduğu görünmez rekabet…

Belki bedenlerimiz modernleşti ama ruhumuz hâlâ huzur arıyor. Ve insan, ne kadar güçlü görünürse görünsün; içindeki huzuru kaybettiğinde yavaş yavaş tükenmeye başlıyor.

Kurdun kuzuyu yavaş yavaş tükettiği gibi, modern hayatın da ruhumuzu, maneviyatımızı ve huzurumuzu sessizce kemirmesine izin vermeyelim. Çünkü insanı ayakta tutan yalnızca bedeni değil; kalbi, ruhu ve iç huzurudur.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.