islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
14°C
İstanbul
14°C
Çok Bulutlu
Cumartesi Çok Bulutlu
16°C
Pazar Az Bulutlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
19°C

KUR’AN’DA İMAM KELİMESİ

KUR’AN’DA İMAM KELİMESİ
23/07/2025 09:00
A+
A-

‘İmam’ kelimesi Kur’an’da yedi âyette tekil, beş âyette de çoğul (eimme şeklinde) olmak üzere 12 yerde ve bir kaç anlamda geçmektedir.

-İmam-ı mübîn (apaçık imam)

İki âyette geçmektedir. Yani apaçık bir önder, yol gösterici, birleştirici, önde olandır.

 “Şüphesiz biz, ölüleri biz diriltiriz; onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini de yazarız. Zaten biz her şeyi apaçık olan ana bir kitapta (imam-ı mübín’de) sayıp tesbit etmişizdir.” (Yâsîn 36/12)

Âyette geçen “imam-ı mübîn” pek çok tefsirciye göre Levh-ı Mahfuz’dur. (Beydaví, Tefsir, 2/278. Zamahşerí, el-Keşşâf, 4/7)

Bazılarına göre “imam-ı mübîn”, insanların işlerinin yazıldığı amel defterleri (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili, 6/403), ya da Allah’ın her şeyi kuşatan ezelí ilmidir. (Kutub, S. fi-Zılâli’l Kur’an, 5/2960)

 “Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) imam-ı mübîn’dedir (açık bir yol üzerindedir).” (Hıcr 15/79)

Buradaki “imam-ı mübin”; açık bir yol, apaçık gözönünde olan şey anlamına gelmektedir. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 2/316)

Azgınlıklarından ve zalim olmalarından dolayı cezalandırılan Eyke ve Medyen halkının durumu bellidir. Ya da onların harab olmuş yurtları açık bir yol üzerindedir, göz önündedir.

-İbrahim’in (as) imam olması

Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu:

“Ben seni insanlara imam (önder) yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.” (Bekara 2/124)

Allah (cc) onun duasını kabul etti. Onu “imâmet-i kübrâ-en büyük önderlikle” öne geçirdi, insanlara imam (önder) ve onu kendisine uyulan bir rehber yaptı.

İbrahim (as) Rabbinden gelen denemeleri, ağır imtihanları başarıyla tamamlayınca bu büyük rütbeye nail oldu. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 1/115)

-İbrahim’in neslinin imam kılınması

Allah (cc), Hz. İbrahim’e (as), ‘insanların imamı’ sıfatını vermekte, onu oğullarıyla beraber hidâyet imamları kıldığını söylemektedir.

Ve onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren imamlar (önderler) yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi. (Enbiyâ 21/73)

Başta İbrahim (as) olmak üzere onun soyundan gelen İsmail, İshak, Ya’kub ve Lût peygamberlerin hepsi de sâlih kimselerdi. Seçilmiş insanlardı. Onlar insanların kendilerine uyduğu, uyarak doğru yolu buldukları hidâyet önderleridir.

Yine onun soyundan gelen Dâvûd, Süleyman ve Muhammed (as) de insanlık için hidâyet imamı (önderi) kılınmıştır.

-Müslümanların takva sahiplerine imam olma isteği

Müslümanlar şöyle dua ederler:

“Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (kimseler) armağan et ve bizi takva sahiplerine (müttakilere) imam (önder) kıl” diyenlerdir.” (Furkan 25/74)

İslâm’a teslim olmuş müslümanlar, Allah’ın indirdiği Kitab’a ve ‘imam’ olarak gönderdiği peygambere inandıkları için hidâyet üzerindedirler.

Onlar, hayra davet etme, iyilikleri yaygınlaştırma ve kötülüklerle mücadele açısından insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir ‘ümmet’ olurlar. (Âli İmran 3/104)

Ümmet kavramındaki önderlik anlamının olduğunu hatırlarsak, müslümanların niçin müttakilere ‘imam-önder’ olmak istedikleri daha iyi anlaşılır.

-Müstez’afların imam kılınması

Allah (cc) güçsüz bırakılan, ezilen ve horlanan müstaz’afları yeryüzünde Musa’nın kavmi örneğinde olduğu gibi ‘imam’ yapmak istediğini bildiriyor.

“Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.

Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları imamlar (önderler) yapalım ve onları varisler kılalım.” (Kasas 28/4-5)

Hz. Musa’ya (as) ve onun ümmetine onları yeryüzünde önderler yaparak lütfeden Allah (cc) tarih boyunca kendi yolunda olan müstez’aflara aynı şekilde yardımını gönderdi, gönderir. Zalimlerin haksızlık ettiği mazlumlara yine lütfeder, onları insanlık ailesi için hidâyet önderleri yapabilir. Dilerse  onları tıpkı Hz. Musa (as) gibi firavunun sarayında yetiştirir.

Bu lütfu hak edebilmenin şartı vahye tabi olmak, firavun zihniyetine teslim olmamak ve Allah’ın dini uğruna çalışmaktır.

-Herkesin kendi imamıyla çağrılması

İmam aynı zamanda örnek alınan kişi ya da şeydir. Bu, sözü veya fiili örnek alınan bir insan da olabilir, -hakka veya bâtıla götürürsün- bir kitap ya da benzeri bir şey de olabilir…

Kur’an kıyâmet günü her ümmetin kendi imamı ile hesap vermek üzere çağrılacağını haber veriyor.

“Bütün insanları kendi imamlarıyla (önderleriyle) birlikte çağıracağımız günü hatırla. (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (İsrâ 17/71)

Âyette geçen “kendi imamları” ifadesi hakkında dört görüş var: 1.Kendi liderleri ya da örnek aldıkları kimseler, hidâyet önderleri de olabilir, sapıklık önderleri de olabilir. 2.Herkesin kendi ameli (yaptıkları). 3.Kendi peygamberleri. 4.Amellerinin kaydedildiği kitapları (amel defterleri) veya Allah’ın kendilerine inzâl ettiği ilâhi kitap. (el-İsfehânî, R. el-Müfredât, s: 28. Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an 2/1854. İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 822)

Şu âyet dördüncü görüşü destekliyor:

“O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına (imamına) çağrılır. (Onlara şöyle denilir:) “Bugün (yalnızca) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.” (Câsiye 45/28)

Bu manada İslâm ümmetinin imamı Muhammed’tir (sav). (İbni Manzur, Lisânü’l-Arab, 1/157)

Ebu’s-Suud’a göre buradaki ‘imam’ kişinin tabi olduğu din, ya da emrine uyduğu kitabıdır. (Ebu’s-Suud, Tefsir, 3/343)  Ya da her peygambere indirilen ilâhí kitap veya âhirette herkese verilecek olan amel defteridir. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili, 5/314) Ya da her ümmetin kendi peygamberidir. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 2/389) Nitekim Allah (cc) şöyle buyurdu.

“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.” (Yûnus 10/47)

Bir başka görüşe göre “kendi imamlarıyla…” sözünden murad, her ümmetin, her toplumun tabi olduğu, peşine gittiği kimselerdir. Mü’minler peygamberlere iman edip onlara, kafirler ve müşrikler ise kendi önderlerine tabi olurlar.

-Küfrün imamları (önderleri)

Bu terkip Kur’an’da bir âyette çoğul olarak (eimmetü’l küfr-küfrün imamları) şeklinde geçmektedir.

Bu kalıp ifade Allah’a verdikleri sözde durmayan, müslümanlarla yaptıkları anlaşmaları bozan, onların dinlerine husumet besleyen inkârcıları tanımada önemli bir kavramdır.

Her ne kadar Kur’an’da bir âyette yer alsa da ve Peygamber (sav) zamanında antlaşmalarına uymayan müşrikleri anlatan âyetlerin içinde geçse de; taşıdığı anlam geneldir ve özellikleri Kur’an’da anlatılan Hak dinin düşmanı küfür öncülerini tanıtmaktadır.

“Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa, bu durumda küfrün imamlarıyla (önderleriyle, liderleriyle) savaşın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir, belki cayarlar (veya düşmanca tutumlarına son verirler).” (Tevbe 9/12)

Yani küfrün reisleriye… Zira imam aynı zamanda reis demektir.

Müslümanlarla belirli konuda anlaşma yaptıktan, ya da onların haklarına ve dinlerine saygı duyacaklarına dair söz verip yemin ettikten sonra, bu ahidlerinden vazgeçenler ve İslâm’la alay etmeye, müslümanlara zulmetmeye başlayanlar, inkârcılara bu konularda öncülük yapanlar küfrün imamı, elebaşları veya öncüsü olurlar.

Müslümanlar bu zalimlerin faaliyetlerine engel olmak ve haklarını korumak için, günün şartlarında, ellerindeki meşru imkanlarla mücadele etmek durumundadırlar.

Şüphesiz haktan sapmış, azmış ve yoldan çıkmış günahkâr kimseleri imam-önder edinenler, Âhirette zarara uğrayacaklardır.

-Ateşe çağıran imamlar (önderler)

İmam-önder  konumunda olan kimseler, insanları hidâyete ve kurtuluşa götürdükleri gibi, peşine gidenleri ateşe sürükleyebilirler.

Kur’an, Hz. Musa’ya karşı çıkan ve askerleriyle beraber yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayan, sonra Allah’a dönmeyeceklerini sanan firavun ve adamları hakkında “ateşe davet eden imamlar” sıfatını kullanıyor.

Biz onları, ateşe çağıran öncüler (imamlar) kıldık. Kıyâmet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.” (Kasas 28/41)

Yani onlar, zulüm işlemek, hakikatı inkâr etmek, sonuna kadar inkârda direnmek ve Hakka karşı bâtılı savunmak için çeşitli araçiarı kullanmakta sonraki kuşaklara öncü ve örnek oldular. İnsanlara bâtıl ve yanlış yolları   gösterip Cehennemi boyladılar. Şimdi onların izlerini takip edenler de aynı felâkete doğru koşmaktadır. (Mevdudí, E. Tefhimul’-Kur’an (Çev.), 4/187)

Hüseyin K. Ece

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.