islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0354
EURO
52,7909
ALTIN
6.764,97
BIST
14.594,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
19°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
12°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
13°C

KUR’AN’I NE KADAR CİDDİYE ALIYORUZ?

KUR’AN’I NE KADAR CİDDİYE ALIYORUZ?
13/12/2025 00:32
A+
A-

KUR’AN’I NE KADAR CİDDİYE ALIYORUZ?

Kur’an’ı ciddiye alıp almama hem bireysel hem toplumsal düzeyde yüzleşmemiz gereken önemli bir sorunumuzdur. Zira Müslüman bir fert veya toplum olarak Kur’an’ın fizikî varlığına, güzel okunuşuna ve hat sanatına verdiğimiz değeri; gösterdiğimiz saygıyı ve önemi, maalesef onun muhtevasına, anlaşılmasına ve kurallarının hayatımıza yansıtılmasına gereği gibi göstermiyoruz, ya da gösteremiyoruz. Nitekim Mushaf’ı, belden aşağı tutmamaya azamî özen gösteriyor, onu en güzel kılıf içinde duvara asıyor veya evin en yüksek kısmına koyuyoruz, ama onun ilke ve kurallarını, hayatımıza yansıtmıyor/yansıtamıyor ya da  hini hacette kullanılmak üzere yedekte tutuyoruz. Onu kutsuyoruz, ama onun bizden istediği ve talep ettiği değişim ve dönüşümü, bir türlü gerçekleştiremiyor veya sürekli erteliyoruz. Bu nedenle Kur’an’ın nazil olduğu dönemde olduğu gibi onun muhataplarını dönüştürme gücünden  maalesef yeterince yararlanamıyoruz.

Günlük hayatımızda Kur’an’ı, cenazelerde okutturuyor, hatmetmeye gayret ediyor ve   ezberletmek için olağan üstü çaba sarf ediyoruz, ama ahlak, adalet, emanet, kul hakkı, dürüstlük, liyakat, merhamet gibi Kur’an’ın temel ilkelerini, hayatımıza ve kararlarımıza yansıtamıyoruz. En azından Kur’an’ı yüzünden okumaya ve hafız yetiştirmeye  verdiğimiz önem kadar, bu konulara önem vermiyoruz. Daha da kötüsü, Kur’an’a bütüncül değil, parçacı ve alansal yaklaşıyor ve onun muhtevasını elde etmede seçmeci davranıyoruz. Kur’an, bizi kendi doğrularına çağırdığı halde, biz kendi doğrularımızı ona onaylatmaya çalışıyor ve indî görüşlerimizi, düşüncelerimizi  veya ideolojilerimizi meşrulaştırmak için onu bir  delil olarak kullanıyoruz.

Oysa Kur’an’ın geliş amacı, bizim kendi  doğrularımızı onaylamak değil, bizi kendi doğrularına çağırmaktır. Bu çağrıyı duymak için de ilk önce kendimizle samimi bir yüzleşme yapmamız; onu ciddiye alıp almadığımızı  sorgulamamız ve onun bizim için  ne ifade ettiğini anlamamız gerekiyor, ama biz bu yüzleşmeyi ve sorgulamayı bir türlü yapmıyor, ya da  yapamıyoruz. Çünkü Kur’an’ı düşünce tarzımızın ve bireysel ahlakımızın, temeline bir türlü yerleştiremiyoruz. Bu da Kur’an’ı yeterince ciddiye almadığımızı gösteriyor. Zira  Kur’an’ı anlamadan ve anladıklarımızı içselleştirip hayatımıza yansıtmadan sadece yüzünden okumak, onu ciddiye aldığımız anlamına gelmiyor. Zira Kur’an’ı sadece yüzünden okumak, bizi ahlâkî olgunluğa götürmüyor ve İslâmî bir kişilik kazandırmıyor. Kur’an’ı seviyoruz ve ona hürmette kusur etmiyoruz, ama onun bizi dönüştürücü gücünden ve rehberliğinden yararlanmıyoruz.

Bu konuda kendimize şu soruları sormamız gerekiyor: Kur’an, benim değerler sistemlerimi, kararlarımı, ahlakımı, ilişkilerimi ve toplumsal düzene bakışımı şekillendiriyor mu şekillendirmiyor mu?” Eğer vereceğimiz cevap “kısmen” ise, bu cevap,  onu yeterince ciddiye almadığımızı; “hayır” ise  onu hiç ciddiye almadığımızı; “evet” ise  ciddiye aldığımızı  gösterir.  Bunu anlamamız için de şu sorulara cevap aramamız icap ediyor:

Kur’an, benim için ne anlam ifade ediyor?  Bir bilgi kaynağı mı, bir rehber mi yoksa  belli gün ve gecelerde  sadece sevap kazanmak için okunması gereken bir kitap mı?  Okuduğum ayetleri anlıyor muyum, anlıyorsam bu ayetler bana rehberlik ediyor mu, şayet ediyorsa bu rehberlik, benim düşüncelerimi ve davranışlarımı olumsuzluktan olumluya  değiştiriyor ve beni dönüştürüyor  mu?  Bu sorulara vereceğimiz  samimi cevaplar, bizim Kur’an’ı, ciddiye alıp almadığımızı gösterecektir.  Zira pek çok  insan Kur’an okuyor, ama bu okuma, çoğu zaman  bilgi elde etmek için olmuyor. Bilgi elde etmeye  yönelik  bazı okumalar ise rehberlik düzeyine ulaşamıyor, dolayısıyla da elde edilen  bilgiler, hayata yansımıyor  ve  insanın alacağı kararlarda  bir etkisi  bulunmuyor.

Kur’an’ı ciddiye alan insanın, her şeyden önce Bu hayat tarzım, iş hayatımdaki kararlarım, sosyal sorumluluklarım ve davranışlarım Allah’ın kitabıyla uyumlu mu?”  Diye sorması ve bunu anlamak için de genel bir Kur’an kültürüne  sahip olması  gerekiyor.   Bunu elde etmek için de her Müslümanın meal okuması, bununla da yetinmeyip anlamadığı  ayetlerin tefsirlerine  veya bir bilene müracaat etmesi icap ediyor.

Kur’an’ın temel amaçlarından bir diğeri ise eğitici ve dönüştürücü olmasıdır. Nitekim Kur’an, kendisini okuyan, anlayan, tedebbür eden ve  bu vesile ile onun  anlam dünyasına giren herkesi, kapasitesi nispetinde eğitmekte ve dönüştürmektedir. Şayet bir insan Kur’an okuduğu halde öfkesini kontrol etmiyorsa; adalet konusunda hassas değilse, kibrini yenemiyorsa; başkalarına karşı merhametli davranmıyorsa, bu durumda onun Kur’an ile kurduğu bağ yüzeysel kalıyor ve onu dönüştürmüyor demektir. Zira Kur’an’ı ciddiye almanın en temel ölçütlerinden biri de onu anlayarak okuyan insanı etkilemesi ve dönüştürmesidir. Eğer bir insan, Kur’an okuduğu halde olumsuz duygularını bir türlü terk edemiyor ve o duygularını yaşamaya devam ediyorsa  okuduğu Kur’an,  onu  dönüştürememiş demektir.

Zira gerçek dönüşüm, insanın kötü huylarını terk edip  ahlaklı, karakterli, adaletli, dürüst,  merhametli, sabırlı, alçak gönüllü  olması; emanete ve kul hakkına riayet etmesi, kibirden uzak durması; şükretmesi ve sorumluluk bilincine sahip olmasıdır. Şayet inanan insan, bu ilkeleri içselleştirip hayatına yansıtmamışa, Kur’an, onun hayatında sadece okuma ile sırlı kalan küçük bir alana sıkışıp kalmış demektir. Kısaca Kur’an’ı ciddiye almak; birey olarak sadece kutsal bir kitabın varlığına inanmak, onu okumak ve  ona saygı göstermek değil, aynı zamanda onun ilke ve kurallarına da saygı göstermek, onun rehberliğine müracaat etmek; ilke ve kurallarını,  hem düşünce sistemimizin, hem de  hayatımızın merkezine yerleştirmektir.

Prof. Dr. Celal Kırca

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

ETİKETLER: kuran, ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Tuncer Namlı dedi ki:

    Harika bir yazı hocam. Allah sizden razı olsun. Yöntem ve üslup olarak açıklayıcı ve öğretici bir içerik arzediyor. İzninizler paylaşıyorum.

  2. Ahmet kılıç dedi ki:

    Rabbim sizden razı olsun hocam çok güzel tespitler çok teşekkür ediyorum emeğinize sağlık

  3. Hasan UNKUN dedi ki:

    Teşekkür ederim hocam.K.Kerşmin gerçek gayesine ışık tutuyor kapı aralıyorsunuz.Kur’an hayatımıza yön-istikamet vermek için indirilmiştir.Peygamber efendimiz(sav)’in örnekliğinde,kul olarak aynileşmek bizi taklitten kurtarıp tahkîkî bir hayata evrilmek için indirilmiştir.İman etmekle işbaşı yaptığımızın farkında olmamız gerekir.Hayatımızın her alanına Kur’an dokunmalıdır,dokundurmalıyız.Onu hayatımızın mihengi,kulluğumuzun düstûru kılmalıyız.Malesef fetret dönemleri bizi çok hırpaladı.Çok aşındırdı.Hayatımızın birçok alanında Kur’an’ı tırpanladık,tecrid eyledik.Sorun ve sorumluluk bizdedir.Aczin,zorun,zorlukların içerisindeyiz.Bir de deizmi,tarihselliği yeni nesle hamlettik.Sünneti Kur’an’dan tecrid ettik.Kolayı zor ettik.Zoru da zordan zor ettik.Ehl-i Sünnet bizi bir arada tutardı.Şimdi her biri başlıbaşına bir alem,bin parça olduk.Yol Ehl-i Sinnet ve Ehl-i Bid’at diye çatallandı.Sonra yollar çatallandıkca çatallandı.Hiç bir zaman bizim için kolay olmadı.Hocam zor zamandayız.
    Affen! hürmet ve saygılarımla.

  4. Faruk Saban dedi ki:

    Selamlar, değerli hocam güzel bir konuya güzel üslubunuzla parmak bastınız, Kuran rabbimizin hitabına muhatap olarak bize gelmiş ve insan olmanın da zirvesini ilkeleriyle kurallarıyla ortaya koymuş, bizler ona ne kadar önem verirsek o da bize kendini açıyor,yeterki rabbimiz bizden ne istiyor biz kuranın ilkelerine ne kadar içtenlikle uyabiliriz? çabasıyla bakmamız gerektiğini görev bilinci içerisinde olduğumuzda bize ve hayatımıza doğru istikameti gösterecktir,ama geleneği din haline getirip bu aziz hitabı sadece cenaze, muska büyü vb anlayıştan bakmaya devam ettiğimiz vakit bu kelamı biz amacı dışında algılarımıza göre süsleme ve dinleyerek haz alma anlayışından öteye taşımamış oluruz diye düşünüyorum,Bunu derken Allah kelamını her türlü değerden daha kıymetli olduğunu da elbette gözönünde bulundurmak zorundayız, İnşallah haddimi aşmıyorumdur kıymetli hocam yazılarınızı ne kadar çok kesime ulaşırsa hayırlı bir iş olur düşüncesiyle izniniz dışında da paylaşıyorum affınıza sığınıyorum, Rabbim gayretinizi devam ettirsin kaleminizi bereketli kılsın saygılar ve hürmetlerimi sunuyorum.

    1. Mehmet Yeşilkaya dedi ki:

      Hocam Allah razı olsun. Yazılarınızı Tuncer Namlı ve bazı arkadaşlarımızın paylaşımı vesilesiyle okuyoruz. İstifade ediyoruz. Kur’an’da Rabbimizin emrettiği gibi “İyiliği emredip, kötülükten sakindir ancak hayırlı topluluk”oluşturma gayreti içinde olacak önder şahsiyetlere o kadar çok ihtiyaç var ki…Maalesef önder olduğu iddiasıyla gözönünde bulunan o kadar çok lüzumsuzlar öne çıkarken bilenlerin geride bırakılması toplumu bilenlerden mahrum bırakıyor.. Çok teşekkür ediyorum selamlar saygılar