islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Açık
18°C
Salı Çok Bulutlu
18°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
13°C

KURBAĞA KONFORUNDA GAZZE’Yİ KONUŞMAK   

KURBAĞA KONFORUNDA GAZZE’Yİ KONUŞMAK   
11/04/2025 09:00
A+
A-

Kanıksama. Bu kelime ile zaman zaman hepimiz karşılaşırız. Kelimenin anlamı sözlükte tam olarak şöyle geçer: Çok tekrarlama sebebiyle yadırgamaz olmak; alışmak.  Bu kelime, daha çok olumsuz durumlar ve olaylar için kullanılır. Kişinin hiç istemediği halde sık sık tekrarlanan şeylere alışmak zorunda kalması, kanıksamak olarak nitelendirilir. Kanıksama hem toplumsal hem de bireysel olarak gerçekleşebilir. Yaşarken neleri kanıksıyoruz, bir düşünelim.

Bu toprakların insanları; darbeleri, neredeyse her gün yapılan zamları, yolsuzlukları, rüşveti, kadın cinayetlerini, başıboş köpek terörünü ve daha nice usulsüz tutum ve davranışları kanıksar oldular. Dünyadaki pek çok noktada yaşanan zulümleri, soykırımlarını, açlık ve sefaleti de kanıksadı artık insanlar. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ (h)ata sözü düşüncelerin merkezine kurulmuş. Acılar; hayatımızın odağında yer almaya başladığında feryat edecek takatimiz olacak mı, doğrusu bu soruya olumlu cevap verilebileceğinden pek emin değiliz. Tepkisizlik, doğal davranış şekline dönmüş durumda.

Bu hale bir konfor sonrasında geldiğimizi söyleyebiliriz.  Buna kurbağa konforu demek de mümkün. Farklı yerlerde de karşımıza çıkan kurbağa sıcak su ilişkisini bir hatırlayalım: Bir kurbağayı kaynayan suya koyarsanız, çılgınca zıplayarak kaptan çıkmaya çalışacaktır. Fakat eğer onu ılık suya koyar ve suyu yavaşça ısıtırsanız, suyun içinde uslu uslu oturacaktır. Su yavaşça ısındıkça, kurbağa rahat bir uyuşukluk haline geçecektir, tıpkı sıcak bir banyo yapan bir insan gibi. Su yavaşça ısındığı için kurbağa tehlikeyi fark etmeyecektir. Ve içine girdiği rehavetle, sonunda kaynayan suyun içinde son nefesini verecektir. Hikâyenin mecazi olduğunu savunan bilim insanları vardır ki doğrudur. Bu olaya; birilerinin davranışlarımızı, tepkilerimizi alıştıra alıştıra değiştirdiklerini görmemiz gerektiği üzerine anlatılmış bir kıssadır, diyebiliriz. Küresel toplum mühendisleri içinde bulunduğumuz hayat kazanının altını diziler, sosyal medya fenomenlerinin saçmalıkları, gazetelerdeki sıradan haberlerle yavaş yavaş ısıtıp bizi rehavete sürükleyip önce zihnen sonra davranışsal olarak öldürüyorlar. Kazandaki kurbağa da aslında insanlığımız..

Rüşvet alan da veren de mel’undur, ilkesinden rüşvet alan da veren de memnundur, durumuna gelinmiş olması yukarıdaki kıssayı doğrular nitelikte değil midir? Ya da ‘bal tutan parmağını yalar’ sözü, usulsüzlüklerin başlangıç noktası olmadı mı? Bir kereden bir şey olmaz, pek çok insanın artık kabullendiği bir ilkesizlik duruşu değil midir? Hayasızlık hastalığımıza ‘Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayalım’ kılıfını hazırlayıp yoz bir topluma doğru yol almadık mı? Edebi, edebiyat derslerinde aruz ölçüsünün içine hapsedip eskilerin hikayeleri olarak görmedik mi? Toplumsal ahlaka ait değerlere ‘köhnemiş’ gözüyle bakıp burun kıvırmadık mı? Bütün bunları yavaş yavaş kabullenmedik mi?

Küresel egemen emperyal kötülük merkezleri, uzun vadeli planlarla özellikle yeraltı kaynakları açısından zengin ülkeleri kendilerine bağlı ve bağımlı hale getirip onları yoksullaştırdılar. Bu, herkesin bildiği bir gerçektir artık. Örneğin kendi topraklarında bir karat dahi elmas bulunmayan Belçika, bugün dünya elmas piyasasını elinde bulunduruyor. Bu çelişkiyi izah etmek güç olmasa gerek. Petrol yataklarının üstünde bulunan ülkelerin yöneticilerinin çoğunun, bahsettiğimiz merkezlerin kuklaları olarak ekranlarda bir piyesin figüranları olarak sadece rol kesmelerini ibret, hayret ve esefle izliyoruz. Bu duruma isyan edenler de var elbette. İşte Afrika ülkeleri. Bazıları bağımsızlıklarını daha yeni yeni ifade edip Fransa gibi sömürgecileri ülkelerinden kovuyorlar. Afrika kıtasında ülkelerin resmi dillerinin İngilizce, Fransızca, İtalyanca… olmasının tek izahı vardır: Sömürgecilik. Sömürgecilik de kanaatimizce bir çeşit kanıksama ile başlamıştır.

Şimdilerde kanıksadığımız yeni olaylar, durumlar var. Bunların en canlı ve en gözümüzün önünde olanı Gazze’dir. İlk günlerdeki hassasiyeti kaç kişi koruyor? Sürekli boykotu devam ettirenler kimler? Ekranları pür dikkat izleyenlerimiz var mı hala? Daha doğru soru şu belki: Gazze ilk günlerdeki gibi ekranlarda yer alıyor mu? Bir muhterisin ihtiraslarının analizi kadar kıymeti yok mu öldürülen çocukların? Yoksa Gazze’nin durumuna alıştık ve onu kabullendik mi? Yani kanıksadık mı orada olanları? Korkarım ki bu sorulara verilen cevapların çoğu ‘evet’ olacaktır. Oysa bırakın aynı inanca sahip olmayı insan olmak evet, sadece insan olmak yeryüzünün hangi noktasında olursa olsun yapılan zulümlere karşı durmayı gerektirir. Çok farklı yerlerden bireylerin ya da küçük grupların yaptıkları birtakım işler var ama bu işler de bir etkinlik olmaktan öteye geçememektedirler. Zalimler, mazlumların üzerine ölüm yağdırmaya devam ediyorlar. Açlık, susuzluk, ilaçsızlık ve daha nice eksikliğe rağmen hayata tutunmaya çalışanların halini anlamak ve onlara gereken desteği vermek için var gücümüzle çalışmak yerine onlarla ilgili haberlere kulak tıkamaya başladık. Ve bu tam da bir kanıksama.

Dünyanın birçok yerinde ve özellikle Gazze’de süren zulme seyirci kalarak onların Allah katında kazandıkları/kazanacakları ecirlere bizler de nail oluruz, diye düşünen varsa onlar; öncelikle şu ayeti okuyup üzerinde tefekkür etmeliler: ‘’Yoksa siz ey iman edenler, sizden önceki ümmetlerin başına gelen sıkıntılar, bela ve musibetler sizin de başınıza gelmeden öyle kolayca cennete girebileceğinizi mi sandınız? Hayır; cennete girmenin bir bedeli vardır ki sizden önceki ümmetler bu bedeli ödediler: Onlar öyle zorluk ve sıkıntılarla karşılaşmış, öylesine ağır ve çetin imtihanlarla sarsılmışlardı ki nihayet o zamanki peygamber ve beraberindeki müminler, “Artık dayanacak gücümüz kalmadı, Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek hâle gelmişlerdi. Dayanın, sabredin! Şunu iyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır!’’ (Bakara 214 Mahmut Kısa Meali)       

Yaşam konforundan feragat etmeyen bizler, çağın sahabeleri nitelemesini hak ettiklerini düşündüğümüz ve böyle adlandırabileceğimiz başta Gazzeli kardeşlerimiz olmak üzere zulüm altındaki diğer mazlumlarla ile kendimizi aynı kefeye koyamayız. Onların ödediği bedellerin karşılığı olarak va’d edilen mükafatlara ortak olma düşüncesini zihnimizden bile geçiremeyiz. Sanırım yazıyı okuyan herkes zaten bu düşüncededir. O halde en azından yaşanan bu soykırımı unutmayalım ve kanıksamayalım. Orada yaşananlara karşı duyarlılığımızı yitirmeyelim. Zulme alışmayalım. Komutla değil yürekle hareket edip daima mazlumların yanında olalım. Alıştıklarımız, bir süre sonra inandıklarımıza dönüşmesin. İçinde bulunduğumuz konfor kazanında insanlığımızı kaybetmeyelim.

EYYUP YÜKSEL

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.