islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,1332
EURO
56,1921
ALTIN
7.145,37
BIST
14.610,92
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
26°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
28°C
Pazartesi Açık
28°C

Kuytulcular Tartışması: Cemaatler İçin Asıl İmtihan Islah mı, Bozgunculuk mu?

Kuytulcular Tartışması: Cemaatler İçin Asıl İmtihan Islah mı, Bozgunculuk mu?
A+
A-

Kuytulcular Tartışması: Cemaatler İçin Asıl İmtihan Islah mı, Bozgunculuk mu?

Adana merkezli soruşturma kapsamında kamuoyunda “Kuytulcular” olarak bilinen yapılanmaya yönelik operasyon düzenlenmesi ve Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul ile eşi Semra Kuytul’un da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alınması, Türkiye’de cemaat ve dini yapılanmaların toplumdaki konumunu yeniden tartışmaya açtı. Soruşturma kapsamında 32 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığı, 5 şirkete yönetim kayyımı atandığı ve çeşitli suçlamaların yöneltildiği açıklandı. Ancak bunların henüz soruşturma aşamasındaki iddialar olduğu ve kişilerin suçluluğunun kesinleşmediği özellikle vurgulanmalı.

Furkan Vakfı, kendi kaynaklarında 22 Kasım 1994’te kurulduğunu ve köklerinin 1980’li yıllara uzandığını belirtiyor. Vakfın açıklanan amacı ise Kur’an ve Sünnet merkezli eğitim faaliyetleri yürütmek, ahlak sahibi ve topluma öncülük edecek bir nesil yetiştirmek ve İslam medeniyetinin yeniden inşasına katkıda bulunmak şeklinde ifade ediliyor. Eğitim, burs, yardım ve sosyal faaliyetler de yapılanmanın öne çıkardığı hizmetler arasında yer alıyor.

İşte tam da bu noktada Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü önem kazanıyor.

Kur’an, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz” diyenleri anlatır. Ardından ise çok ağır bir uyarıda bulunur:

“İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat farkında değillerdir.”
(Bakara, 2/11-12)

Bu ayet yalnızca başkalarını suçlamak için okunacak bir ayet değildir. Aynı zamanda kendisini ıslah edici olarak gören herkesin önce kendisini sorgulaması gereken bir ölçüdür.

Bir cemaat veya dini yapı; Kur’an öğretiyor, insanları ibadete çağırıyor, yardım faaliyetleri yapıyor ve İslam adına hizmet ettiğini söylüyor olabilir. Fakat asıl mesele, bütün bu faaliyetlerin yanında adaletin, kul hakkının, şeffaflığın, hakkaniyetin ve toplum düzenine karşı sorumluluğun nasıl yaşandığıdır.

Çünkü Hz. Şuayb’ın ortaya koyduğu ölçü çok açıktır:

“Ben sadece gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımıyladır.”
(Hûd, 11/88)

Dolayısıyla bugün tartışılması gereken yalnızca “Kuytulcular suçlu mu, değil mi?” sorusu değildir. Hukuki sorumluluk elbette mahkemelerin vereceği kararlarla belirlenecektir. Fakat bunun yanında daha büyük bir soru vardır:

İslam adına faaliyet gösteren bütün yapılar, kendilerini Kur’an’ın ölçülerine göre sorgulamaya hazır mıdır?

Çünkü bir yapının kendisine “ıslah hareketi” demesi, onu otomatik olarak ıslah edici yapmaz. Aynı şekilde bir yapılanma hakkında soruşturma açılması da tek başına onun bozguncu olduğunu göstermez.

Ölçü; iddia değil amel, slogan değil adalet, kalabalık değil hakikat ve aidiyet değil Allah’ın koyduğu ölçüdür.

Bugün Kuytulcular üzerinden yeniden gündeme gelen tartışma, aslında bütün cemaatler için bir imtihandır:

“Biz ıslah ediyoruz” demek kolaydır. Peki gerçekten ıslah ediyor muyuz?

Kur’an’ın sorusu budur. Ve bu soru yalnızca Kuytulculara değil, kendisine dini bir kimlik veren bütün yapılara yöneltilmiştir.

Devletle Gerilimli İlişkinin Geçmişi de Tartışılmalı

Kuytul yapılanmasının bugün yeniden gündeme gelmesi, yalnızca mevcut soruşturmayla sınırlı bir tartışma değildir. Alparslan Kuytul’un geçmiş yıllarda hükümet politikaları, devlet uygulamaları ve yargı süreçleri hakkında yaptığı sert açıklamalar da bu tablonun bir parçasıdır.

Kuytul, 2018 yılında yaptığı açıklamalarda hükümetin bazı uygulamalarını İslami ölçüler açısından eleştirirken, FETÖ soruşturmaları konusunda da devletin yaklaşımını sorgulayan ifadeler kullanmıştır. 2020 yılında yayımlanan bir açıklamasında, FETÖ ile mücadelede esas alınan 17-25 Aralık tarihini eleştirerek, “Asıl tarih 7 Şubat 2012 MİT operasyonudur” demiştir.

Burada dikkat çekici olan husus şudur: Kuytul’un açıklamalarında FETÖ’ye destek veren bir çizgiden ziyade, FETÖ ile mücadelede devletin uyguladığı yöntem ve ölçütleri sorgulayan sert bir muhalefet dili görülmektedir. Nitekim 2018 yılında yayımlanan bir tanıklık yazısında Kuytul’un FETÖ’yü daha önce eleştirdiği ve bu yapıyı tehlikeli gördüğünün ileri sürüldüğü de görülmektedir.

Dolayısıyla burada “Kuytulcular da FETÖ gibi” şeklinde doğrudan bir hüküm kurmak yerine daha temel bir soru sormak gerekir:

Bir cemaat veya dini yapı, devlet politikalarını hangi noktaya kadar eleştirebilir ve eleştirinin dili hangi noktada toplumsal huzur, kamu düzeni ve devlet kurumlarına duyulan güven bakımından sorunlu hale gelir?

Bu sorunun cevabı, herhangi bir cemaatin kendi kendisine verdiği “ıslah edici” sıfatıyla değil, ortaya koyduğu fiillerle ve hukuki süreçlerin sonucuyla belirlenmelidir.

Çünkü Kur’an’ın ölçüsü nettir:

“Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat farkında değillerdir.
(Bakara, 2/11-12)

Öyleyse bugün Kuytulcular üzerinden yürütülen tartışma, yalnızca bir soruşturmanın taraflarını değil, Türkiye’deki bütün dini yapılanmaları ilgilendiren daha büyük bir soruyu gündeme getirmektedir:

Kendisine “ıslah edici” diyen bir yapı, önce kendi söylemini, yöntemlerini ve toplum üzerindeki etkisini Kur’an’ın adalet ölçüsüne göre sorgulamaya hazır mıdır?

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar
  1. Nazmi uckan dedi ki:

    Böyle zamanlarda 1-kime hesap soruluyor. 2-hesabı soran kim ve kim adına soruyor………..yorumsuz cevaplayalım;hesap sorulan Furkan vakfı,hesabı soran,islamı devlet işlerinde devre dışı bırakan laik cumhuriyetin adalet bakanlığı…………