islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5872
EURO
18,5488
ALTIN
1.030,55
BIST
3.458,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
20°C
Perşembe Az Bulutlu
20°C
Cuma Az Bulutlu
21°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C

Malını Kurban Edemeyen, Malına Kurban Olur

Malını Kurban Edemeyen, Malına Kurban Olur
05.09.2017
A+
A-

Bayramı günlerinde ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eden kurban, Allahu Teâlâ’nın lutfettiği varlığa bir teşekkürdür.

Kurban paylaşmaktır. Kurban ibadetinin icra edildiği bayram günlerinde paylaşma ahlakımız daha da pekişmekte; fakirler, yetimler ve kimsesizler hem kesilen kurbanla, hem de ziyaret gibi sosyal etkinliklerle ve diğer ekonomik yardımlarla sevindirilmektedir.

Paylaşma, toplum açısından çok önemlidir. Sosyal adalete hizmet için zengin olan Müslümanlar kurban keser, fakirler de bol bol et yeme fırsatına kavuşur. İnsanların ihtiyacı için her gün yeryüzünde yüz binlerce hayvan kesiliyor. Fakat bunlardan sadece hali vakti yerinde olanlar faydalanabiliyor. Kurban bayramında ise Allah rızası için bir kısım hayvanlar kesiliyor. Bunların etlerinden muhtaç insanlar istifade ediyor. Böylece kurban ekonomik bir mesele, dini ve ahlaki bir mahiyet kazanıyor. Şahsi menfaat yerine, kamunun menfaati hâkim oluyor.

Kurbanın, kurban kesilen ev halkı ve çocuklar üzerindeki psikolojik olumlu sonuçları da aşikârdır. Çocuklarımızda, “Uğruna kurban edeceğimiz, gerektiğinde kurban olacağımız bir değere” bağlılık bilinci gelişir. Kesilen kurbanın paylaşılmasına şahit oldukları için onlarda da paylaşma ahlakı gelişmektedir. “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz.” (Âl-i İmran: 3/92) ayetinin mucibince veren elin, alan elden hayırlı olduğunu yaşayarak öğrenmektedirler. Çünkü iman, sevdiğin şeyi kurban etmektir, gerektiğinde de kurban olabilmektir.

Kurban ibadetinin mahiyetini anlamayanlar, kalplerine henüz yerleşmeyen imanlarıyla kalkıp kurban kesmeyi bir “hayvan katliamı” olarak niteleyerek her yıl bayram öncesi aynı nakaratı tekrarlayıp dururlar. Her gün mezbahalarda binlerce kesilip kasaplara, marketlere, lokantalara dağıtılan oradan da insanlara servis edilen hayvanlardan hiç bahsetmezler. Kurban bayramı günlerinde kesilen hayvanlardan dolayı toplumda et ihtiyacı kısmen azaldığı için o günlerde mezbahalarda hayvan kesilmemektedir. Böylece rutin olarak kesilen hayvan sayısına ekstradan bir ilave olmamaktadır. Yani Kurban bayramı günlerine “Hayvan katliamı günleri” olarak bakmak, meseleyi çarpıtmak ve İslam karşıtı bir duruş sergilemektir. O kişinin durumunu Müslümanlıkla bağdaştırmak mümkün değildir. Kendi mutfağında protein ihtiyacını karşılamak için buzdolabında eti hiç eksik etmeyenler, yılda bir kez de olsa doya doya et yeme fırsatı bulan fakirlere bu hakkı çok görmek isteyenler; karnı tok, sırtı pek sosyete kodamanlarıdır. Bunların, kurban ibadetinin sosyal paylaşımdaki yerini anlamaları mümkün değildir. Bunlar, toplumun değer yargılarından kopuk olarak oluşturdukları çevrelerinde, -bir kurtçuk gibi- ördükleri kozanın içinde hayatlarını sürdürürler.

Hâlbuki Türkiye ile herhangi bir batı ülkesi karşılaştırıldığında, Batıda kişi başına Türkiye’dekinin neredeyse yirmi katı fazla et tüketilmektedir. Bu demektir ki, en iyimser tahminle Batıda Türkiye’dekinin yirmi katı fazla küçük veya büyükbaş hayvan kesimi yapılmaktadır. Üstelik bugün Hıristiyan Avrupa ülkeleri et ihracatının merkezi konumundayken batılı anlayışın hayvan kesimine karşı çıkmasını anlamak mümkün değildir. Bunu İslam karşıtlığından başka bir şeyle izah etmek imkânsızdır.

Kurban kesen medeniyetlerle kesmeyen medeniyetler arasındaki farkları sosyo-psikolojik açıdan değerlendiren Prof. Dr. Ali Murat DARYAL, kitabında şu şekilde dile getirmektedir: “İnsanda bir takım içgüdüler vardır. Saldırganlık, kan akıtma, vurma, kırma, işkence vb. İnsanda var olan bu içgüdüleri dengede tutmak gerekir. Dinin amacı insanı her anlamda olgunlaştırarak Allah’a yaklaştırmaktır. Kurban ibadeti de insana bir takım faydalar sağlayan, kan akıtma, vurma-kırma, yakma gibi bazı içgüdüleri dengeleyen ve etkisini kıran bir özelliğe sahiptir. ‘Kurban kanı akıtmak insan kanı akıtmaya engeldir.’

Kurban kesen medeniyetlerde: Savaşlarda kadın, çocuk, yaşlı, silahsız ve din adamları öldürülmez. Esirlere hiçbir surette işkence ve kötü muamele yapılamaz. Aile içi şiddet ve huzursuzluklar azdır. Boşanma oranları azdır. Sporlarında sadelik vardır. Yüzme, güreş, atıcılık vb. Eğlence tarzlarında şiddet yoktur. Akıl hastalarını tedavide musikiyi kullanmışlar. Toplumda cinayetler, suç oranları yok denecek kadar azdır.

Kurban kesmeyen medeniyetlerde: Savaşlarında herkes öldürülür. Esirler insan muamelesi görmez. Aile içi şiddet ve huzursuzluklar fazladır. Boşanma oranları fazladır. Sporları kan ve şiddete dayanır. Boks, stadyumlarda vahşet, araba yarışları vs. ateş, kan, ölüm. Eğlenceleri şiddete dönüşecek öğeler içerir. Yakma-yıkma, asma-kesme. Akıl hastalarını kırbaçlayarak tedavi yöntemleri uygulamışlar. Toplularında kan olayları çoktur. Suç oranları fazladır. İspanyolların boğa bayramlarında işkence edilerek öldürülen boğalar bunun tipik örneğidir. İnsan avı bir spor olarak bazı yerlerde zengin sporu olarak yapılmaktadır. Neticesi sadece ölüm olan birçok müsabakalar düzenlenmekte ve tonlarca para harcanmaktadır. Aynı şekilde kurban kesmeyen milletlerin ringlerde, arenalarda kanlar içinde can veren, pistlerde veya meydanlarda odun yığınları arasında diri diri yakılan bu insanlar, hep bu medeniyetlerin kendi taraftarlarına tatmin sağlamak için feda etmek mecburiyetinde kaldıkları kurbanlardır.” (Prof. Dr. Ali Murat Daryal, Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri, İst. 1980, s. 71 ve 111)

Aslolan İbrahimî bir iman ile adamak ve adanmaktır. Rabbimiz bize “evladınızı kurban edin” demiyor ama çok sevdiğimiz İsmail kadar değer verdiklerimiz mutlaka vardır. Bunlar bazen çok sevdiğimiz ve kaybetmekten korktuğumuz mal, makam ve sosyal statümüz olabilir. Bazen de çok sevdiğimiz çocuklarımızın geleceği veya hasretini çektiğimiz memleketimiz ya da nefsimiz olabilir. Herkes elbette kendini de, İsmail’ini de bilir. Onun en çok sevdiği ne ise, İsmail’i de odur işte. Gerektiğinde bunları Allah yoluna adamamız İbrahimî bir duruştur.

Sonuçolarak deriz ki, müslümanlar kurban kesmekle Allah’ın emrine itaat etmiş olurlar. Böylece Allah için fedakârlık yapma alışkanlığı kazanırlar. Toplumda yardımlaşma ve dayanışma yoluyla kardeşlik ve dostluk bağları güçlenmiş olur. Sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur ve bir yıl boyu et yeme imkânı bulamayanlar bu vesileyle et yemiş olurlar. Zengin, malını feda ederek şükretme imkânını elde ederken, fakir de bayram vesilesi ile bulduğu bir yiyecek için şükretme imkânına kavuşur. Zengini, eğer varsa, cimrilik hastalığından veya dünya malına düşkünlükten kurtarır. Hayvan piyasasında ticari bir canlanma meydana gelir. Hayvancılık teşvik edilmiş olur. Deri sanayinin gelişimine katkıda bulunulur. Siz malınızı kurban edemezseniz, malınızın kurbanı olursunuz. Kurban Bayramı, malımızı Allah için kurban etme, Allah için fedakârlık yapma gün

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.