
Üstat Merhum Mehmet Akif’in; “Ya Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok mu Sabahı?” Başlıklı şiiri üzerinden bazı çevreler ve şahıslar tarafından maalesef yıllardır inancı ve imanı sorgulanmakta olup adeta rahmetliye itibar suikastı yapılmaktadır.
Kendisinin Kur’an şairi olarak anılan ve meal yazacak seviyede ilme sahip olan bir şahsiyetin; itibar suikastı düzenleyen çevrelerce bahsedildiği üzere şirke düştüğünü haşa Allah’ı hesaba çekme cüreti gösterdiği imasıyla ve benzer hususlara dikkat çekerek adeta merhumu neredeyse dinden çıkmış pozisyona düşürmeye çalışılmaktadır.
Halbuki Mehmet Akif’in bu şiiri niçin yazmış olabileceği üzerinde o yıllardaki siyasi, dini ve sosyal atmosferin nasıl bir ortam olduğunu düşünerek; Kur’an’a vukufiyeti son derece yüksek olan bir ilim erbabının imanını, inancını tehlikeye düşürecek bir şekilde cümleler kurmasını düşünmenin ne denli yanıltıcı olacağı anlaşılacaktır. Halen günümüze kadar uzantısı devam eden, o yıllarda daha çok Müslümanların imanî, itikadî ve sosyal yaşantılarıyla ilgili olarak karşı karşıya kaldıkları güncel sorunlarına içtihat kapısını kapatacak kadar devlet destekli mezhepçi bağnazlığın, Kur’an da ki tarifinden uzak bir din anlayışına dönüşmesine karşı verdiği mücadelenin imalı bir şekilde hicvederek Müslümanlardaki İslam inanışının Kur’an hidayetine uygun hale gelmesi için verdiği mücadelenin bir parçasıdır bu şiir. Ayrı bir yazı konusu olan o dönemin devlet başkanı olan Padişah Abdülhamid’e karşı siyaseten eleştirel yaklaşımının bence baş nedeninin bu ızdırabının verdiği manevi acının haykırışından başka bir şey değildir!
Üstadın bu şiirdeki amacının; O günkü toplumun ve devletin resmi olarak benimsediği, koruduğu, aleyhinde söz söyletmediği, mezhep hegemonyası altındaki İslam anlayışıyla neden Allah’ın yardımının gelmediği üzerine Müslümanları tefekküre davet olduğu çok açıktır. Müslümanların dini anlayışlarını ve dini kavramlara yükledikleri manaların sorgulanmasını, ümmetin istikametinin Kur’an’ın vaaz ettiği İslam’a uygun olup olmadığı üzerinde, o günkü devlet otoritesine ve toplumun baskısına muhatap olmadan şiir lisanı ile o günkü Müslüman halkın itirazına mahal bırakmaksızın dikkat çekmekten ibaret olduğu kanaatindeyim. Din alimlerinin mezhep taassubu ve Kur’an-î hidayet tasavvurunun zihinlere yanlış yerleştirilmesi sonucu insanlarda oluşan kadere iman tasavvurunun koskoca bir İslam toplumunu ve Osmanlı devletini nihayetinde ne hale getirdiğinin şiirle anlatılmasıdır merhum Mehmet Akif’in bu şiiri!..
O dönemler mezhep taassubunun dinin aslının önüne geçtiği ve geleneksel yerleşik inanç sistemine muhalif aksi düşüncelerin ifade edilmesi karşısında hem toplumsal hem de devlet baskısı tarafından düşünce sahiplerinin acımasızca linçe tabi tutulduğu yıllar olduğu için Mehmet Akif o günkü ortamda tartışılmasına dahi tahammül gösterilmeyen mezhep taassubu sebebiyle İslam toplumunun ve devletinin düştüğü acziyetin kaynağının aslında zihinlere yanlış yerleştirilen dini düşüncenin sebep olduğunu ince bir nükte ile hicvedilmesinden ibarettir.
Dinin yanlış idraki sebebiyle koskoca bir dünya devletinin, çağın değişimine biçare kalması sebebiyle göz göre göre yıkılmasına seyirci kalınmıştır. Devlet gücünü de heba etmek suretiyle mezhep taassublu din anlayışının koskoca bir merhamet medeniyetini acziyet içerisine düşürmüş milletin perişan olmasına sebep olmuştur. İşte bu sebeple merhum Mehmet Akif, dini tasavvurda ki yanlışların sahiplerini, kendi din anlayışlarında ki istikamet bozukluğunu kendi lisanlarıyla dikkat çekmek için hicvederek yazdığı nazire bir şiirdir bu bence!..
Yoksa Kur’an’a vukufiyeti meal yazacak kadar son derece yüksek olan merhum Mehmet Akif; söylediği sözün şirk ve iman dairesinden çıkaracağını bilmeyecek kadar cahil bir insan değildi.
Maalesef mezhep taassubu dinin aslından daha öne geçmiş; aralarında akademisyen unvanları bulunan kişilerin bile bulunduğu bazı çevrelerin Mehmet Akif’in bu şiirine bilinçli bir şekilde yanlış perdeden bakarak rahmetliye itibar suikastı düzenlemekten çekinmemektedirler. Rahmetlinin eserlerini okuyanların Onun Kur’an şairi istikameti düzgün; “Kur’an dan alıp ilhamını
Asrın idrakine sunmalıyız İslam’ı” Diye haykıracak kadar yüksek karakterli müslimen hanifen bir kişilik olduğundan zerre şüphe duymazlar.
Fehmi YAĞLI
İSLAMİ HABER ‘MİRAT’ – YOUTUBE-
Mehmet Akif’i iman dairesinden çıkartıp küfürle itham edecek değiliz tâbi ki. Allah rahmet etsin, günahlarını affetsin. Ancak, Akif’in malûm şiirinde, hadi haddini aşarak diyelim acı içinde Allah’a haykırışına sebep olarak halkın yanlış İslam tasavvuru, kader anlayışı, mezheb taasubunu göstermeniz çok alakasız. Yanlış olan halkın İslam anlayışı ise halka sitem edersiniz. “Hadi göndersene artık yardımını” diyerek hadsiz bir şekilde Allah’a yakardığınızda, halk ne bilecek kendisine sitem edildiğini?!
O günkü bireylerin, toplumun ve resmi devlet ideolojisinin dini kavram ve tasavvurlarında ki kusurlarını eleştirmek ve açığa çıkarmak için ironi kullanarak zihinlerdeki düşünceyi kışkırtmayı ve değişimi teşvik etmeyi hiciv sanatını kullanmak suretiyle amaçladığını düşünüyorum. Aksi halde Şimsirligil’in haklı olduğunun mantıken kabulü gerekir. Ben Kur’an’a vukufiyeti son derece yüksek olan bir âlimin şiirindeki şirk içeren cümlelerini ve haşa Kuran’nın tarif ettiği Allah’a “had bildirme” hadsizliğini “naz makamı” ile izahı mümkün değildir. Toplumun doğru diye kanıksadığı ve kutsallaştırdığı din adına yapılan yanlışları, insanları muhatap alarak dile getirmenin ortaya çıkaracağı linci ve otoritenin yaşatacağı cezaları göze almak kolay değildir. Selamlar.
Ayrıca, “özgürlük istiyoruz” diye özgürce hakaret ettiği Abdülhamid devrilince ve ileriki yıllarda Cumhuriyet ilan edilince gerçek istibdatın ne olduğunu görmüş, yıllarca memleketine dönememiş ve Mısır’da yaşamak zorunda kalmıştır. Böyleyken Abdülhamid için en hafifinden “saraydaki baykuş ” diye ettiği hakaretleri yeni yönetim için de edemediği gibi eleştirel bir yazısını da bilmiyoruz. Tamam şimşirgil hoca ağır yükleniyor, iman itikat noktasından Akif’e bir şey diyemem, çok çileler çekti, Allah rahmet eylesin ama gördüğümüz yanlışları da söylemek zorundayız