islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1817
EURO
53,1100
ALTIN
6.634,62
BIST
14.442,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
11°C
İstanbul
11°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Çok Bulutlu
12°C
Pazar Hafif Yağmurlu
12°C
Pazartesi Çok Bulutlu
15°C
Salı Hafif Yağmurlu
17°C

MELİK’TEN MÜTEKEBBİR’E SEYİR

MELİK’TEN MÜTEKEBBİR’E SEYİR
03/10/2025 09:18
A+
A-

Haşr Sûresi’nin 23. âyeti de tıpkı 22. âyetin başlangıcında olduğu gibi “Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve” yâni “O Allah ki; O’ndan başka ilâh yoktur” ifâdesiyle başlamaktadır. Bizler Allah’ı bu âlemi yarattıktan sonra kendi köşesine/tahtına çekilmiş bir varlık gibi algılamanın yanılgısı içerisindeyiz. Hâlbuki Allah, oluşun içerisindedir veyâ başka bir ifâde ile Allah,  oluşun yâni ilâhi isimlerin tecellî seyrinin adıdır. Bu tecelli seyri değişmez bir realite olarak her an kesintisiz olarak sürmekte ve bu süreç Allah’ın hüviyetinin yâni “” isminin faaliyeti/işleyişi olarak “Rubûbiyet” alanını ortaya çıkarmaktadır. İşte âyet bunu bize ikinci kez hatırlatmakta ve âlemde “”dan başka ilâh olmadığını ve varlıktaki tüm fiillerin aslî kaynağının “O” olduğunu vurgulamaktadır.

Bu vurgunun arkasından da Esmâ’ül Hüsnâ’dan sekiz isim sıralanmakta, sonunda âyet, Allah’ın insânların ilâhlık yakıştırdıkları veya şirk koştukları her şeyden aşkın/münezzeh olduğu ifâdesiyle noktalanmaktadır: “O Allah ki; O’dan başka ilâh yoktur. Melik’tir, Kuddüs’tür, Selâm’dır, Mümin’dir, Müheymin’dir, Azîz’dir, Cabbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, şirk koşulan şeylerden uzaktır.[1]

Önce şunu bilmeliyiz ki; Allah’ın tüm isimleri, Onun âlemdeki/varlıktaki tecellîleri anlamına gelmektedir. Yâni âlem/varlık, Allah’ın sonsuz/sayısız isimlerinden meydana gelmiştir. Aynı zamanda bu isimler, o varlıkların istidadını/yeteneklerini/kabiliyetlerini oluşturmaktadır. Her bir isim Hakk’ın, tecellî bakımından, O’na mahsûs özel bir vechesi ya da özel bir sûretidir ve bu yönüyle de her isim Zât ile özdeştir. Ama bunun yanında isimler, îmâ ettikleri Zât’a bağlı olmaksızın da bizâtihî göz önüne alınabilirler. Başka bir deyimle, bunlara bağımsız “Sıfatlar” gözü ile de bakmak mümkündür. Bu türlü idrâk olunduklarında her isim, kendisini diğer isimlerden farklı kılan kendi hakîkatine sahiptir. Özetle söylemek gerekirse; her isim hem Zât’a hem de ismi olduğu ve isminin özellikle zorunlu kıldığı özel anlama delâlet eder.

Şimdi âyette geçen bu isimleri Zât’a bakan yönleri ile değil de, bize bakan bağımsız anlamlarıyla değerlendirdiğimizde şu karşılıkları verebiliriz. “El Melik”, “görünen ve görünmeyen âlemlerin mülkünün ve bunlara tasarruf yetkisinin tek sâhibi”; “El Kuddüs”, “kemâli, dile getirilen bütün niteliklerinin de ötesinde olan, her türlü eksiklik ve acizlikten, hatadan, kusurdan aşkın, temiz, pak ve uzak, aynı zamanda bütün yaratılmışları maddî ve mânevî kirlerden, ayıplardan temizleyip arındıran; “Es Selâm”, “kullarına rahmet ve bereket ihsân eden, her türlü tehlikelerden kullarını kurtuluşa çıkaran, korku ve endişenin olmadığı, emniyet ve huzurun hüküm sürdüğü sığınak; “El Müheymin”, “Bütün varlıkları koruyan, onların hâl ve fiillerini gözeten, takdirine göre idâre eden”; “El Azîz”, “hakiki ve mutlak surette kuvvet ve üstünlük sahibi, mağlup edilmesi asla mümkün olmayan, sonsuz izzet, azamet, şeref ve onur sahibi, hükümlerinde her zaman mutlak galip olan”; “El Cebbar”, “istediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan, büyüklük ve azamet sahibi, kudret sahibi, imar eden, kullarını ıslah eden, tövbe etmeye döndürüp onları ıslah eden, her şeyi ezeldeki hükmüne göre tecellî ettiren”; “El Mütekebbir”, “hiçbir şeyi ululuğuna ortak etmeyen, her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren” demektir.

Görülüyor ki Melik’ten başlayan ve Mütekebbir’e kadar uzanan bu sekiz esmâ, Allah’ın varlıktaki tecellî faaliyetine göre aldığı isimlerdir. Başka bir ifâdeyle Allah, oluştaki bu faaliyetini bize bu isimlerle tanıtmaktadır. Aynı zamanda bu isimler/sıfatlar, bizim de sıfatlarımızdır ve bizim üzerimizden âleme yansımaktadır. Bu nedenle âyetin sonundaki “subhânallâhi ammâ yuşrikûn” ifâdesi yâni “Allah, şirk koşulan şeylerden uzaktır” uyarısı insâna bütün bu sıfatların aslî sahibinin Allah olduğunu aklından çıkarmaması içindir. Hiçbir insânın Allah’ın isimlerini kendinde dondurmaya ve özdeşleştirmeye hakkı yoktur. Böyle bir tavır Hz. İbrahim’e karşı “Ben de öldürür, diriltirim[2] diyen ve rubûbiyete ortak olmaya kalkan Nemrud’un durumuna benzer. Din dilinde bunun adı şirktir ve Kur’ân’da affı olmayan tek günah budur. Kısaca mülkün tek sahibi Allah’tır ve bu mülkündeki rubûbiyetinin işleyişinde ortağı yoktur. İşte “La ilâhe illâ hû” ifâdesi bu anlamda Tevhid’in bir idrâkidir ve görünen ne olursa olsun sonunda bütün işlerin “”ya döneceğinin bir vurgusudur.[3]

NECMETTİN ŞAHİNLER 

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

[1] Haşr/23   “Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el melikul kuddûsus selâmul mu’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir(mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).

 

[2] Bakara/258

[3] Şura/53

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.