
Derin Bakış | Yalanla Çıkar Arasında Sıkışan İnsan
İnsan, kendi çıkarını korumak için ne kadar ileri gidebilir? Bir makamı kaybetmemek, bir menfaati elde etmek, bir hatayı gizlemek veya bir başkasının gözüne girmek için hakikati eğip bükebilir mi? Günümüzde bu sorunun cevabını, hayatın hemen her alanında görmek mümkün.
Yalan bazen bir evin kapısından içeri girer, bazen bir iş yerinin koridorlarında dolaşır, bazen de insanların birbirine güvenini sessizce tüketir. Üstelik çoğu zaman büyük bir günah olarak değil, küçük bir mazeret olarak sunulur: “Ne yapalım, mecbur kaldım!”

Peygamber Efendimize (s.a.s.) sorulur:
“Ya Resûlallah! Mümin korkak olabilir mi?”
“Evet.” buyurur.
“Mümin cimri olabilir mi?”
“Evet.” buyurur.
“Mümin yalancı olabilir mi?”
“Hayır.” buyurur.
Bu rivayet, İmam Mâlik’in el-Muvatta adlı eserinde, “Sözler” bölümünde yer almaktadır.
Hadisin bize verdiği mesaj son derece açıktır: Korku, insanın fıtratında bulunan bir duygudur. Cimrilik ise insanın taşıyabileceği bir zaaf ve kötü ahlaktır. Ancak yalan, müminin sahip olması gereken doğruluk vasfıyla bağdaşmayan bir davranıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Bu hadis, yalan söyleyen kişinin otomatik olarak imandan çıktığı anlamına gelmez. İslam âlimlerinin açıklamalarında da günah ile imanın tamamen ortadan kalkması birbirinden ayrılır. Hadis, yalanın müminin ahlakında bulunmaması gereken ciddi bir zaaf olduğunu vurgular.
Bir düşünün…
Eşine karşı gerçeği saklayan, çocuğuna verdiği sözü tutmayan, borcunu ödememek için bahane üreten, kendi hatasını başkasının üzerine atan bir insan, zamanla güven duygusunu nasıl ayakta tutabilir?
Aile, doğruluğun ilk öğrenildiği yerdir. Çocuk, anne ve babasının sözleriyle davranışları arasındaki uyumu görerek büyür. Evde yalan sıradanlaşırsa, çocuk için hakikat bir değer olmaktan çıkar; işe yaradığı zaman kullanılan bir araca dönüşür.
Yalanın en tehlikeli tarafı da budur. İnsan bir kez söylediği yalanı korumak için ikinci bir yalana, ardından üçüncüsüne ihtiyaç duyabilir. Böylece hakikatin yerini, kendi kurduğu hikâyeyi ayakta tutma çabası alır.
Asıl dikkat çekici manzaralardan biri de iş hayatında karşımıza çıkıyor.
Patronuna yaranmak için gerçeği saklayanlar, amirinin gözüne girmek için arkadaşını kötüleyenler, yapılmayan işi yapılmış gibi gösterenler, bir haksızlığı sırf makam sahibini memnun etmek için görmezden gelenler…
Bütün bunlar aynı soruyu gündeme getiriyor:
Bir insan, geçici bir menfaat uğruna doğruluğunu satabilir mi?
İş yerinde amire saygı göstermek başka, yanlışını doğru göstermek başkadır. Patronun gönlünü hoş etmek başka, onun hoşuna gitmeyen hakikati gizlemek başkadır. Bir Müslüman, makam sahibinin değil, önce Allah’ın huzurunda sorumlu olduğunu unutmamalıdır.
Çünkü makamlar değişir. Amirler gelir, amirler gider. Patronlar değişir, iş yerleri değişir. Fakat insanın söylediği söz, yaptığı haksızlık ve taşıdığı sorumluluk kendi vicdanında kalır.
Yalanın bir başka yüzü de ticarette karşımıza çıkıyor.
Malın kusurunu gizlemek, eksik tartmak, kalitesiz ürünü kaliteli diye satmak, müşteriyi yanlış bilgilendirmek… Bütün bunlar, helal kazanç arayan bir Müslümanın uzak durması gereken davranışlardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir gün yiyecek satan bir adamın yanına uğrar. Elini yiyecek yığınının içine sokar. Parmaklarına ıslaklık gelir. Satıcıya bunun ne olduğunu sorar. Adam, yağmurdan ıslandığını söyler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Bizi aldatan bizden değildir.”
(Sahih Müslim, Îmân, 164; ayrıca bk. Tirmizî, Büyû‘, 74.)
Bu hadis, ticarette doğruluğun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Çünkü alışveriş, yalnızca malın para karşılığında el değiştirmesi değildir. Aynı zamanda güvenin, dürüstlüğün ve kul hakkının da devreye girdiği bir ilişkidir.
Bir esnaf, sattığı malın kusurunu gizleyerek belki o gün daha fazla kazanabilir. Bir tüccar, müşterisini yanıltarak belki kısa vadede kazancını artırabilir. Ancak kazancın çokluğu, onun helal olduğu anlamına gelmez.
Ticarette asıl mesele, ne kadar kazandığın değil; nasıl kazandığındır.
Bir insan, müşterisini kandırarak kazandığı parayla evine ekmek götürüyorsa, o kazancın ahlaki sorumluluğundan kurtulmuş olmaz. Çünkü karşısındaki insanın hakkı, kendi menfaatinden daha değersiz değildir.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Ölçü ve tartıda hile yapanların vay hâline!” (Mutaffifîn, 83/1)
Bugün ticarette olduğu gibi, hayatın her alanında da aynı ölçü geçerlidir: İnsan, başkasına reva gördüğü davranışı kendisi için de kabul edebiliyor mu?
Kendi çıkarı için yalan söyleyen, başkasının hakkını küçümseyen ve menfaatini hakikatin önüne koyan insan, yalnızca bir müşteriyi değil, toplumun güven duygusunu da zedeler.
Çünkü ticarette güven kaybolursa, kazanç artmış görünse bile bereket azalır. Müslümanın hedefi, sadece çok kazanmak değil; helalinden kazanmak, kimseyi aldatmamak ve kazancını temiz tutmaktır.
Bir toplumda insanlar birbirinin sözüne güvenmiyorsa, orada sadece ahlak değil, hayatın kendisi de zarar görür.
Ticarette güven kaybolur. Ailede huzur azalır. Dostluklar şüpheye dönüşür. İş yerlerinde liyakat yerine yaranma, hakikat yerine menfaat öne çıkar.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzâb, 33/70)
Doğru söz, yalnızca dilin bir süsü değildir. O, insanın şahsiyetidir. Müslüman için doğruluk, çıkarların değişmesine göre şekil alan bir davranış değil, her şartta korunması gereken bir emanettir.
Kendi çıkarı için yalan söyleyen insan, belki o an istediğini elde eder. Bir makam kazanır, bir hatasını gizler, bir başkasının gözünde değerli görünür.
Ama hakikatin karşısında kaybettiği şey çok daha büyüktür: Güven.
Unutmayalım; insanları kandırmak kolay, güvenlerini yeniden kazanmak zordur. Bir yalan, bazen yıllarca inşa edilen bir itibarı bir anda yıkabilir.
Müslüman, korkabilir. Zaafları olabilir. Hatalar yapabilir. Fakat hatasını örtmek için yalanı bir alışkanlık hâline getirmemelidir.
Çünkü iman, insanı kusursuz bir varlık hâline getirmese de hakikate bağlı bir kul olmaya çağırır.
Menfaat için söylenen yalan, insanı geçici olarak kurtarabilir; fakat doğruluğu kaybettirirse, geride ne kalır?
İSLAMİ HABER “MİRAT”