islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,9123
EURO
16,8290
ALTIN
929,71
BIST
2.394,83
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Perşembe Açık
21°C
Cuma Açık
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C
Pazar Az Bulutlu
21°C

Mensubiyette Tercih Mekan mı? İnsan mı?

Mensubiyette Tercih Mekan mı? İnsan mı?
16.02.2018
A+
A-

Yeryüzünde din kaynaklı mekanların ve sembollerin kutsallık derecesinin Müslüman kimse tarafından zihinsel olarak kendi gündeminde hangi seviyede koşullandırması gerektiğinin doğru bilinmesi şarttır. Sahiplenmede ki mensubiyet derecesinin seviyesi ve Kur’an’a göre bu dünya hayatında insanoğlunun vazgeçilmezlerinin neler olduğu;  Tek İlahımız, Yaratıcımız Allah’a nispet ettiğimiz zihnimizde ki kutsallık derecesinin, kutsadığımız diğer canlı cansız varlıklarla karşılaştırmada seviyesinin nasıl olması gerektiği hususunda yeterli Kur’ani bilgiye  sahip olmak bu dünyada istikamet üzere olmanın dolayısıyla ahiret sınavını da kazanmanın yegane şartıdır.

ABD Başkanı’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmesiyle  Müslümanların mevcut takındıkları tavır ve tepki ile takınılması gereken tavrın ve tepkinin günümüz dünyasında Kur’an açısından uyuşup uyuşmadığının sorgulanması gerektiği kanaati oluştu bende. Nasıl olması gerektiği hususunda zihnimde bir sürü yansımalar olduğunu itiraf etmeliyim.

Bence günümüz Müslümanlarının çektiği sıkıntılarının altında yatan en büyük sorun; Dünyada yaşanan olaylara ve yaşadıklarına Kur’an vahyi doğrultusunda bakmamasından kaynaklanmaktadır. Bu sebepledir ki Müslümanlar Osmanlı Devletinin yıkılışı ile birlikte perişan duruma düşmüş ve perişanlığı da halen devam etmektedir. Osmanlı Devletinin yıkılış sebeplerinden birisinin de taklidi bir din anlayışından resmi devlet otoritesinin kurtulamaması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Taklidi bir din anlayışı nedeniyle kutsanılan mekanlar, şahıslar, semboller,işaret ve zamanlar Kuran vahyine arz edilmediğinden zamanla zihinsel sapmalara sebep olmuştur. Dinde ki mezhepsel fıkhı karmaşalar o denli sapmalara uğramış ki adeta teferruat asıl derecesine çıkarılmış, asıl teferruata dönüşmüştür. Bu karmaşa nedeniyle Müslümanlar çağın bilimsel gelişmelerine ayak uyduramamıştır. Beşeri manada ki dünyevi güç; Adına “Batı Medeniyeti” dediğimiz gayrimüslimlerin lehine dönmüş, uhdesine geçmiştir. Bu güç beşeri manada yeryüzü hakimiyetiyle birlikte öncelikle İslam alemini bertaraf etmiş daha sonra ikinci dünya savaşıyla kendi aralarında kimin güçlü olduğunu tespit amacıyla savaş nedeni olmuştur. O gün bugündür Batı medeniyeti bilimde ki üstünlüğünü sürdürmekte olup yeryüzü hakimiyetini elinde tutmaktadır. İslam Alemi ise kendi içine kapatılmış, bilimsel çalışmalardan uzak, mezhepsel ve etnik çatışmalarla kısır bir döngü içerisinde boğuşmaya bırakılmıştır. Müntesibi bulundukları Osmanlı Devletinin dünya hakimiyeti sürecindeki rahatlık rehavet ve taklidi din anlayışının oluşturduğu yaşantı, bilimin ve çağın gelişmelerini küçümseme, duyarsız davranarak görmezden gelme ve “kafir” olma korkularına kapılmaları kaçınılmaz sonu getirmiştir. İmparatorluğun son zamanlarında bazı alimler tarafından devlet otoritesinin  taklidi din anlayışından tahkiki din anlayışına geçmesini sağlama gayretleri netice vermediğinden kaçınılmaz sonla karşılaşılmıştır.

Afganistan,Irak,Suriye,Libya, kısmen Türkiye vb. İslam beldelerinde milyonlarca Müslüman mezhepsel farklılıkları sebebiyle birbirlerine “öteki” gözüyle bakarken ve fırsatını bulduğunda telef ederken; Kafirlerin yapmadıkları işkence ve zulümleri birbirlerine karşı yapmışlar ve yapmaya da devam etmektedirler. Böylesi çarpık bir duruma gösterilmesi gereken tepki, takınılması gereken Kur’ani tavırdan bihaber olarak yaşamaktayız. Milyonlarca Müslümanın kanı ortalığa saçılmışken, göz yaşları akarken İsrail’in işgali altında ki Kudüs’ün ABD tarafından başkent olarak tanınmasıyla takınılan tavrın ve tepkinin Müslümanların kendi aralarında ki düşmanlıklara ve husumete karşı benzer tavır ve tepkinin konulmamasında ki çarpıklığa bir türlü zihnimde cevap bulamıyorum.

Asla ve kata okuyucularım nezdinde ABD nin Kudüs kararına karşı Ümmetin ortaya koyduğu tepkileri ‘küçümsüyor, tasvip etmiyor’ gibi bir yanlış anlaşılmaya düşmek istemem. Ancak zihnimde cevabını bulamadığım bu çarpıklığın nedeninin de Kur’an talebesi olarak sorgulanmasının gerekliliğine inanıyorum.

Son yüz yıldır, Müslümanların birbirlerini telef ettiği bu sürecin bundan sonraki safhasının da gayri müslimler eliyle sürdürülmemesi için Kur’an vahyi ile mücehhez akılların devreye alınmasının, ümmeti yönlendirmesinin şart olduğunu düşünüyorum.

Şayet bizim dinimizin fıtrata ve evrenselliğe hitap ettiğinden şüphemiz yoksa; Kitabımız Kur’an-ı, bırakınız yeryüzü insanlığının idrakine sunmayı kendimize ve  “Müslümanım” diyen insanların idrakine sunmaktan aciz oluşumuzun izahını yapmak zorunluluğu üzerimize farzdır.

Günümüz yeryüzü idaresini elinde bulunduran Firavun ve Karunları önümüzde ki on yıl içerisinde Dünya’nın bir ucundan diğer ucuna 6,5 saatte ulaşabilecek uçaklar ve oturdukları yerden düşmanlarını imha edecek bilimsel teknolojik cihazlar yapmakla meşgulken Biz Müslümanların bir bölümü “Allahüekber” nidalarıyla birbirilerini öldürmeye devam etmekle meşgul.

Korkarım ki mekansal hassasiyetin kaşınması; Milyonlarca dindaşının telef olmasını umursamayan Müslümanların kalan kısmının telef olması için yeni bilimsel teknolojilerin devreye alınmasının beklenildiği bir süreç olmasın!..

Kudüs’ün başkent ilan edilmesi karşısında gösterilen duyarlılık ve hassasiyetin milyonlarca Müslümanın birbirini telef ederken ki gösterilen duyarlılık ve hassasiyetten farklılık arz etmesi hatta kanıksanması karşısında Mekan mı? İnsan mı? diye sormadan kendimi alamıyorum. Cevap olarak da Ümmet olarak zihinlerimize format çekip Kur’an mesajıyla yenilenmemizin şart olduğunu ifade etmek istiyorum. ‘Lütfen geç olmadan basiret, feraset, izan ve Kur’an’ diye bağırmaktan kendimi alamıyorum.

Kur’an vahyi ile mücehhez bir Müslüman; İster din, ister milliyet, ister mekan, ister sembol, ister bilim-teknoloji de olsun mensup olduğu özelliklerini üstünlük aracı haline getiren milletler güçlü olduklarında zalim, zayıf olduklarında telef olmaya mahkum olacaklarını bilir.

Mensubiyetinin üstünlüğüne ve ayrıcalıklığına inanmanın insani değil şeytani bir tavır olduğu her ne denle olursa olsun her kimse bu hastalığa yakalandığı takdirde fıtrata ve evrenselliğe aykırı olduğundan insanlıktan uzaklaşır ve yeryüzünde fesada sebep olur.

Bu durumdan kurtulmanın yolu ise üstünlüğün ancak takva da olduğunu söyleyen İslam’ı doğru anlayıp yaşamaktan geçer. Kur’an mesajını doğru anlayan ve yaşayan Müslüman güçlü olduğunda zalim olmaktan zayıf, olduğunda telef olmaktan kurtulur, yaşantısıyla ve düşünceleriyle Kur’anın insanlığın idrakine girmesine vesile olur. Böylece hakkın batıla üstünlüğü tecelli eder. Şayet bu süreçte ölümle karşılaşma mecburiyetinde kalırsa Ademin oğlu Habil gibi veya  şehrin uzağından koşarak gelen adam  misali şahidliğin şehadet şerbetini tadarak ölümsüzlük diyarında kestirme yoldan ebedi saadete erer.

Siyonizm doğrudan Allah’ın lanetine uğramış bir zihniyet olduğu bir kısım yahudilerin de kabul ettiği gibi hepimizin bildiği Kur’an-i bir gerçektir.

“İsrailoğullarından nankörlükte ısrar edenler, Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyankarlıkları ve sürekli taşkınlık yapmaları yüzündendir.” (Maide-78/Hayat Kitabı Kuran)

“Allah’ın lanetledikleri işte bunlardır; Allah’ın lanetine uğrayan biri de asla kendisine yardımcı bulamaz.” (Nisa-52/Hayat Kitabı Kuran)

“Mâide 21 ve devamı âyetler, Yahudilere vaat edilen toprakları gösterir. Emre uymayınca 40 yıl oraya giremediler. Bakara 40 ve devamına  göre Kuran’a uymazlarsa oraya hakim olamazlar ve İsra 8’e göre büyük  bir darbe yerler. Bu gidişle o büyük darbeden kurtulamayacaklardır!” (Prof.Abdulaziz Bayındır)

Siyonizm ve benzer yeryüzü müstekbirleri ile mücadelenin fıtrata uygun ve yeryüzü insanlığını muhatap alan uydurulmuş değil indirilmiş İslamın sözde değil özde yaşanmasıyla mümkün olacaktır.

Müslümanların bu süreçte ve gelecekte yapacakları: “Ey İman edenler, iman ediniz!” tavsiyesine uymak, Kur’an-i mesajları doğru anlamak, yaşamak ve zayıfken telef olmaktan, güçlü iken zalim olmaktan kendilerini koruyucu Kur’an-i çizgi de politikalar izlemek olmalıdır.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.