
Emevi Devletinin Kuzey Afrika Valisi Mûsâ b. Nusayr, yaklaşık 500 kişilik bir birliği 710 yılının ilkbaharında keşif gayesiyle İspanya’nın güney kıyılarına yollar. Keşif gayesiyle giden birliğin bol miktarda ganimetle dönmesinden sonra İspanya’nın fethi için hazırlıklara başlar. 711 ilkbaharında Târık bin Ziyâd kumandasında 7 bin kişilik bir orduyu, arkasından da 5 bin kişilik bir takviye birliğini İspanya’ya gönderir. İlginç olan şudur ki, Müslümanların fetih hareketleri sırasında İspanya’da taht kavgaları ve toplumsal çatışmalar yaşanmaktadır. İslam ordusunun İspanya’ya çıkmasında, bölgede bazı hakim güçlerin yardımı olmuştur.
Haçlı seferleri ve Moğol istilaları sırasında Müslüman devletler arasında görülen siyasi çıkar ve şahsi menfaat çatışmaları, İspanya’daki krallıklar arasında da yaşanmaktadır. İspanya’daki güç odakları arasında süren kavgalar, Müslümanların İspanya’yı fethine olumlu bir zemin hazırlamıştır. Hatta bazı krallar hasımlarına karşı Müslümanlara yardım etmiş, Müslümanlardan yardım istemiştir.
Müslümanların, Haçlılardan ve Moğollardan farkı ise, girdikleri coğrafyalara işgal ve istila gayesiyle değil fetih ruhuyla girmeleridir. Fethettikleri yerlerde ahaliye hiçbir zulüm yapmamışlar, asla katliamda bulunmamışlar, hakkı hukuku gözetmişlerdir. Müslümanların bu tavrından memnun olan birçok bölgede kale kapıları, İspanya krallarından gördükleri zulümden bıkan ahali tarafından gönüllü olarak açılmış, Müslüman komutanlara anahtarları teslim edilmiştir. İlk sıralarda “Fi-Sebilillah” olarak devam eden fetih hareketleri kısa sürede akamete uğrayarak Müslümanlar arasında dünyevileşme başlamıştır.
Miladi 711 yılında başlayan Fetih hareketleri, 732 yılında Müslümanlarla Fransızlar arasında yapılan Puvatya muharebesine kadar sürer. Bu tarihten sonra artık fetih hareketleri durmuş, Müslümanlar dünyevileşmeye başlamıştır. Makam mevkii hırsı, dünyevi kazanç peşinden koşma, büyük kırılmaya yol açmıştır.
Araplar ve Berberiler arasında yaşanmaya başlayan toprak kavgaları, Berberilerin Araplara karşı isyan hareketine dönüştü. Bir yıl süren Müslümanların kendi içindeki savaş, binlerce insanın ölümüne neden oldu. Berberilerin isyanı Suriye’den gelen Emevi ordusu tarafından bastırıldı. Fakat isyanın bastırılmasından sonra ortaya başka bir sorun daha çıktı. Endülüslü Araplar, Emevi askerlerinin Endülüs’e yerleşmelerine karşı çıktı. Bu kez de iki taraf arasında büyük ve kanlı savaşlar oldu. Bu olaylardan sonra Endülüs Müslümanlarının kendi aralarındaki karışıklıklar ve husumetler hiç bitmedi.
Endülüs Müslümanlarının kendi içindeki siyasi çıkar çatışmaları, güçlerini giderdiği gibi, Avrupalı güçlere de cesaret verdi. İşin en acı boyutu ise, birbiriyle savaşan birçok emirlik, diğerine galip gelebilmek için yer yer Hıristiyan krallardan yardım istedi. Sonuçta 711 yılında İspanya’da kurulan Müslümanların hakimiyeti, Hıristiyanlar tarafından şehirlerin yakılıp yıkılması, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadan Müslümanların vahşice katledilmesiyle 1492’de sona erdi.
Tarihe baktığımızda, dünün bugünden çokta farklı olmadığı, feraset sahibi her insan için aşikârdır. Tarihten hiçbir ibret almayan toplumlar, tarihin tekerrürüyle sürekli yüzleşmek zorunda kalır. Yaşadığımız çağın Müslüman toplulukları da, tarihin tekerrürüyle zorunlu olarak yüzleşmektedir. Dünyanın ahirete tercihi, modern tabirle sekülerleşme, iman iddiasında bulunan toplulukları gönüllü intihara sürüklemektedir.
YAKUP DÖĞER
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-