islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0299
EURO
52,8499
ALTIN
6.833,11
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
16°C
İstanbul
16°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
18°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Çok Bulutlu
13°C

MÜTEVÂZI YA DA KİBİRLİ OLMAK

MÜTEVÂZI YA DA KİBİRLİ OLMAK
25/01/2025 09:33
A+
A-

Her olumlu duygu, dışa yansıtıldığında insanları mutlu, her olumsuz duygu da rahatsız  eder.  İnsanı mutlu eden ve günümüzde en fazla ihtiyaç hissedilen duygulardan  biri  ve en önde geleni de tevazudur; insanı  rahatsız eden  duygu ise  bunun zıddı olan kibirdir. Tevazu, alçak gönüllülüğü ifade eder, insanı böbürlenmekten, gurur ve kibre kapılmaktan alıkoyar.  Bu nedenle Ahmet Rıfat,Tasvir-i Ahlâk isimli eserinde tevazuyu, “Cenab-ı Hakkın büyüklüğünü ve kendi küçüklüğünü anlamak ve idrak etmek esası  üzerinde gelişen fikre ve  vicdana dayalı bir his” [1] olarak tanımlar. Bu hissi, yaşayan ve bir yaşam tarzı olarak  davranışlarına yansıtan kişilere  de mütevazı[2] denilmektedir.

Tevazu, olumlu ve mutedil bir duygudur, dolayısıyla bunun eksikliği, tekebbüre /büyüklenmeye; aşırılığı ise zillete sebep olmaktadır.  Nitekim eğitilen ve iyi yönetilen tevazunun, insanı hamlıktan ve çiğlikten kurtarıp olgunlaştırdığı ve  bu sayede insanı kibirli olmaktan ya da zillete düşürmekten kurtardığı görülmektedir.  Bu nedenle İslâm, kibri ve zilleti, yasaklar.  Nitekim Kur’an’da yer alan şu ayetler bunu ifade etmektedir:

Rahmanın kulları yeryüzünde tevâzu içinde yürürler. Ca­hiller kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söyler­ler[3] ;Kibirlenip de insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez”[4]  ve “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma!” [5]

Ayrıca Hz. Peygamber’in de kibri hakikati inkâr etmek ve insanları küçümsemek” olarak tanımlaması[6]  ve “Bir kimse Allah için alçak gö­nüllülük gösterirse Allah onu yücel­tir” [7] sözüyle de mütevazı olmayı teşvik etmesi, Müslümanlara verilmiş önemli bir mesajdır. İslam’ın bu  mesajlarına rağmen kimi Müslümanın, özellikle de servet ve ilim sahibi kişilerin tevazudan uzaklaşarak kibre kapıldıkları ve egosantrik/benmerkezci  bir davranışa sahip oldukları biliniyor.  Bunlara ilaveten kimi Müslümanın da ibadet kibri, siyaset kibri, makam kibri vs. gibi farklı kibirlere sahip oldukları da görülüyor. Nitekim Prof. Dr. Nevzat Tarhan,  bir uzman olarak  kibir konusunda şunları söylüyor:

“Kibir, kişinin büyüklük duygusunu yoğunlukla yaşamasıdır. Narsistik kişilik dediğimiz kişilik yapısı vardır. Bu kişilerin hayatlarının en büyük teması, büyüklük duygularının yüksek olmasıdır. Kendilerini özel, üstün ve seçilmiş görürler. Diğer insanları da küçük görürler. Bu kişilerin hak duyguları kendilerine yöneliktir. Bu kişiler sıra beklemekten hiç hoşlanmazlar. Trafikte sen benim kim olduğumu biliyor musun diyen kişiler tam narsistik kişilerdir. Kendilerini inanılmaz üstün ve ayrıcalıklı görürler ve bu ayrıcalığı her yerde kendilerine tanınmasını beklerler.”

“Narsistik kişinin kendine hayranlık hastalığıdır. Kişiliğindeki en büyük ana tema da büyüklük duygusudur. Büyüklük duygusu olan kişiler sarımsak yemiş kişiler gibidir. Tevazulu gibi gözükürler ama tevazuunun arkasında kendini büyük görme vardır. Hatta kibirli birisi tevazuunun prim yaptığı bir ortama girmiş, aşırı tevazulu davranmış. ‘Sen niye böyle davranıyorsun önceden böyle değildin?’ diye sorulunca da ‘Ben tevazuda da en büyük olmalıyım’ demiş. İnsanoğlunda en önde olma, en iyi olma gibi bir duygu vardır. Bu, insanın ilkel ve vahşi bir duygusudur. İnsanın bu duygusunu eğitmesi lazım. Bu duygu herkeste az ya da çok var. Modernizm, kapital sistemde özgüven adı altında gururlu ve kibirli olmayı empoze ediyor. Kendini övmeyi beceri olarak sunuyor.”[8]

Nitekim Kur’an da Karun’u, servet kibrine örnek olarak  göstermekte ve  Müslümanlardan onun gibi olmamalarını istenmektedir. Servet kibrinden başka insanların en fazla müptela olduğu diğer bir tekebbür çeşidinin de entelektüel kibir olduğu görülüyor. Entelektüel kibir deBasit tanımıyla bildiğini sanma ve sandığına inanma, inandığını dayatma, inanmadığını değiştirmeye çalışma, değiştiremediğini küçümseme ve aşağılama duygusudur diyebiliriz. Bu duygu mürekkep yalamış, içinden çıktığı toplumun değerleriyle bir sebepten çatışmaya girmiş, genellikle akademik kariyer sahibi, olmasa bile en azından birkaç kitap okumuş olmanın getirdiği özgüveni yanlış yorumlayan kişilerde görülür. Başlıca belirtileri küçümseme, aşağılama, tepeden bakma, bilgiçlik taslama ve yaşamadığı şey/yapmadığı iş üzerinden ahkam kesmedir. Normal şartlarda edinilen bilginin tevazu kazandırması beklenir. Ancak bu duygunun oluşumunda süreç tersten işler. Kişi kazandığı bilgiyi çeşitli gerekçelerle, içinden çıktığı topluma karşı bir silaha dönüştürür. Sahip olduğu bilginin kendisini üstün kıldığı zannına kapılır. Fakat bu bilgi genellikle sadece şeklin bilgisidir. Kabuk kırılamamıştır ve kişi içindeki yemişinin lezzetinden habersizdir.”[9]

Nitekim  “Boş başak dik, dolu başak eğik durur” sözü de bir anlamda entelektüel kibir ile entelektüel tevazuyu anlatır.  Zira  bazı insanların, yeterli bilgi birikimine ve donanımına  sahip olmadığı halde, kendilerini göstermek amacıyla bilgiçlik tasladıkları, gösterişe düşkün oldukları ve bu nedenle de kasıldıkları görülüyor. Bu tür insanlar için Ahmet Rıfat, “Azizim! Büyüklenen kişileri adam yerine koyma! Başı yukarı servi ağacı, mezarlara yaraşır. Ondan meyve beklenmez. Sen meyveyi, meyve veren ağaçlarda ve aşağıya eğilen dallarda ara ”[10] tavsiyesinde bulunur. Zira tekebbürün hangi türü olursa olsun, her kibirli insan, servi ağacına; mütevazı insan ise  meyveli ağaca benzer. Bu nedenle  kibirli insanlar, kibirlerini davranışlarına, hatta yürüyüşlerine yansıtmaktan çekinmezler.  Bu tip insanlar için Allah Teâlâ, “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin[11] der.

Kimi insanlar da zengin, bilgili ve âbit de olsa alçak gönüllüdür; sahip olduklarıyla öğünmezler, kasılmazlar, bilgiçlik taslamazlar, gösteriş meraklısı olmazlar, tutum ve davranışlarında samimi ve mütevazıdırlar.   İnsana yakışan da bu değil mi?

Prof. Dr. Celal Kırca

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

[1] Ahmet Rıfat, Tasvîr-i Ahlâk, İstanbul tarihsiz, Tercüman 1001 Temel Eser, s.340.

[2]Mütevazı  kavramı ile mütevazi  kavramı,  çoğu  kere bir bine  karıştırılmaktadır. Alçak gönüllü anlamına gelen kavram, mütevazıdır, mütevazi ise birbirine paralel olan demektir.

[3] Furkan: 25/63.

[4] Lokman,31/18.

[5] İsra,17/37.

[6] Müslim, İman, 147.

[7] Müslim,Birr,69.

[8] Nevzat Tarhan, Kibir Hastalık Belirtisi mi? uskudar.edu.tr, 19 Ekim2020

[9] blog. edebiyatdefteri.com, silüet 25 Nisan 2021.

[10] Ahmet Rıfat, Tasvîr-i Ahlâk, s. 341-342.

[11] İsra, 17/37.

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Neşet Kaya dedi ki:

    Teşekkür ederim Hocam.
    Allah sizlere sağlık sıhhat ve afiyet versin.

  2. Neşet Kaya dedi ki:

    Teşekkür ederim Hocam.
    Allah sizlere sağlık sıhhat ve afiyet versin.
    Kaleminizin boyası bitmesin

  3. Faruk dedi ki:

    Selamlar değerli hocam dilinize kaleminize sağlık,Kibir herhalde İnsanlıkla yaşıt olsa gerek gerekli kibir veya gereksiz kibir misâli,Kibir kontrollü bir ruhi hastalık gibi duruyor,Dediğiniz gibi makam mevki maddiyat vs yetersiz kişilik eğitimiyle birleşince kibir ortaya çıkıyor.Selam ve saygılar sağlık afiyetler.

  4. Emine KIRCA dedi ki:

    Kıymetli Amcacığım, yüreğinize sağlık. İslam dininin insani değerlere büyük önem verdiğini biliyoruz. Olgunlaşan, derinleşen, bilgi birikimi yüksek, islam inancını özümsemiş, insan olarak had sınırını bilen kişilerde görebiliyoruz tevazuyu… Kibir de şirke varacak kadar yaşam ve inanç boyutunun sınırlarını aşmış, madde aleminin içinde var olmaya çalışan, maneviyattan uzak bir duygunun içinde esir bir ruhun yansımasıdır… Kainatın ve yerin göğün sahibi Yaradanımızdır. Ölçü budur, bence…

  5. Recep dedi ki:

    “Basit tanımıyla bildiğini sanma ve sandığına inanma, inandığını dayatma, inanmadığını değiştirmeye çalışma, değiştiremediğini küçümseme ve aşağılama” çok önemli ve güzel bir izahat.👍👏