
NATO toplantısı, Türkiye’de yapılması ve bu toplantının getirebileceği sonuçları, bugün tam olarak açılanabilecek ölçüde net ve belirleyici bir politika olarak ifade edilmesi mümkün değildir. Konuyu, NATO’nun gündemindeki konulardan çok, Batı ile Modernleşme çizgisindeki Türkiye açısından ele almak, daha mantıklı olacaktır.
Batı, 1490’ların sonundan beri, Doğu’ya, hiçbir zaman normal bir şekilde bakmadı. Hep kendisinin üstünlüğünü ve Doğu’nun, daha doğrusu Batı dışındakilerin hep ilkel, yabani ve esrarlı bir karakter taşıdığına kendini inandırdı. Aslında bu tavır, bir yerde kendi üstünlüğünü psikolojik olarak pekiştirme amacını taşıyordu. Sosyal bilimlerden Şarkiyat, Sosyoloji ve Antropoloji, böyle bir anlayışın güdümünde geliştirildi ve Batı’ya üstünlük ve tutarlılık sağlama amacı ile kurgulandı.
Batı, hiçbir zaman, adalet ve ahlakı, başka ülkeler ile olan ilişkilerinde uygulamadı, bazı şahsiyetlerin olumlu tutumu, onun bu özelliğini değiştirici bir güce ulaşmadı. Özellikle Sömürgecilik, yani başka ülkelerin yönetim, imkan ve kaynaklarını ele geçirme çabası, dünyada, milletler bazında en çirkin, zalim ve haksız çabalara yol açtı. Milyonlarca insan bu menfaat ve hakimiyet çabaları sebebiyle öldürüldü, esir edildi, Avrupa ve Amerika’ya götürüldü, ailelerinden koparıldı ve insan dışı bir hayata mahkum edildi. Bununla da yetinilmedi, insanlar hayvanat bahçeleri gibi, “insan bahçeleri”nde demir kafesler içinde beyaz insanı eğlendirmek üzere hürriyetlerinden uzaklaştırıldı.
Bütün bunlar, yapılır; ülkeler dışarıdan yönetilir ve keyfi savaşlar başlatılırken Batı dünyası, “hürriyet, eşitlik ve demokrasi!” gibi sosyal kavramları üretmek ve yaptıkları her yanlış işi, bu sembol kavramlar ile örtmeye çalıştı. Dünyanın gözüne baka baka, yanlışa “doğru kılıflar” bulmaya çalıştı. Dünyada insan hakları, güvenlik ve ekonomik birlik gibi kavramları en yüksek sesle dillendirdi. Fakat, bu kavramların hepsi, Batı’nın amaçlarına ulaşmak, asıl niyetini gizlemek rolünü oynamaktan başka bir işe yaramadı. Nato, da Batı’nın kendi güvenliğini sağlamak için kurmuş olduğu askeri ve güvenlik paktı olarak kuruldu.
Her olayın tarihi, aslında birçok bilinmeyen ve gizli kalmış gerçekleri ortaya koyma görevini yerine getirme imkanına sahiptir. NATO ile Türkiye, Rusya’ya karşı kendini güvene almak için, dönemin idarecilerini bu pakta girme çabalarının bir sonucu olarak ilişkiye girdi. Fakat NATO, diğer paktlar gibi, Türkiye’nin güvenlik ve askeri gücüne önemli bir fayda ve katkı sağlamadı. Batı ittifakı, Türkiye’yi, ihtiyacı olduğu zaman kullanma düşüncesi ile, “gözden çıkarılan” bir ülke olarak gördü. Ne Birleşmiş Milletler, ne de NATO, Türkiye’nin tarihi, jeopolitik ve insan hakları konusunda, fayda sağlayıcı tek bir çaba içinde olmadı. Zaten, uygulamalara bakıldığında, Türkiye, NATO ittifakının asıl bir üyesi hiçbir zaman olmadı.
NATO toplantısının Türkiye’de yapılması, Türkiye açısından kendini Batı dünyasında göstermek ve Batı ile ilişkilerini askeri ve savunma gücü ile birtakım konularda, haksız ve ayırımcı bir politikaya uğramamak için yaptığı bir siyasi manevra olarak görebiliriz. Fakat, NATO’yu oluşturan başta Amerika olmak üzere Batı ülkelerinin Türkiye’ye karşı tavrını değiştirici bir çaba olarak anlaşılmadığını çeşitli tutumlarından anlamak mümkün görünmektedir. Öncelikle Avrupa Parlamentosu’nun, İsrail, Yunan ve Rum lobisinin, Türkiye’yi haksız bir şekilde suçlayıcı ve yalan propagandasına bağlı itham ve suçlamaları NATO toplantısı olurken yapılmıştır. Türkiye, aslında toplantı esnasında, Avrupa’nın bu ikiyüzlülüğünü çok açık ve net bir şekilde dile getirmesi gerekirdi. Fakat, ya bu olayı görecek bir istihbaratı olmamış veya böyle bir toplantıda “Batılı dostlarını” üzmemek için böyle bir hesaplaşmayı uygun görmemiş olabileceğini tahmin ediyorum.
Türkiye’ye her vesile ile haksızlık eden, vatandaşlarımıza kendi ülkelerinde en büyük zorlukları çıkaran, Gazze, Uygur, Batı Trakya ve Kıbrıs meselesinde, inanılmaz yalan ve iftiralar eden Batı karakterini artık anlamamız lazım geldiğini ve bizim değerlerimizle insana ve toplumlara bakmadıklarını bilmemiz gerekiyor.
F 35’ler konusunda net bir tavır koymayan, Catsaa yaptırımları gibi bir ülkenin, bir başka ülke ile olan ilişkilerine bile karışan Amerikan-Batı ideolojik yaklaşımlarda bile henüz çok kesin ifadeler kullanılmayan Nato toplantısının, acaba hangi somut sonuçları getirdiğini gelecek günlerde göreceğiz. Beni üzen konu, iki yüzlü Amerikan ve Batılı ülkelerin liderlerine, bu ikiyüzlü tavırlarını ölçülü bir diplomatik dil ile anlatamamış olmamızdır. İnşallah NATO, renkli görüntüleriyle, bir “umut fiyaskosu” olarak neticelenmez..
Hocam kaleminize yüreğinize sağlık çok güzel ifade etmişsiniz.Maalesef son dönemde Filistin ‘de ki içler acısı tablo da birkez daha Nato ve tüm batı ittifakları ile tekrar “umut fiyaskosu” yaşanmıştı.Bu toplantı da umudumuz bu acı tablonun ölçülü bir diplomatık dille anlatılmasıydı…