islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

NE ÇOCUKSUZ CAMİ NE SINIRSIZ ÇOCUK

NE ÇOCUKSUZ CAMİ NE SINIRSIZ ÇOCUK
A+
A-

NE ÇOCUKSUZ CAMİ NE SINIRSIZ ÇOCUK

Ramazan geldiğinde sadece sofralarımız değişmez, hayatımızın ritmi de değişir. Aynı ezanı bekleyen kalpler, aynı hurmaya uzanan eller, aynı safta omuz omuza duran bedenler… İslam bize yalnız başına yaşanan bir dindarlık değil, sosyal bir yaşam sunar. Bu yüzden bu dinin içinde çocuk da vardır. Çünkü çocuk görmeden, duymadan, o havayı solumadan öğrenemez.

Eskiden çocuklar hayatın akışına karışarak büyürdü. Uzayan misafirliklerde koltukların birleştiği yerde uyuyakalır, büyüklerin bitmeyen sohbetleri arasında saatlerce ses çıkarmadan beklerdi. Tuttuğu oruç alkışlanmazdı mesela. Uyku saati geldi diye ev sessizleşmez, sigara dumanının zararından söz edilmezdi bile. Bayramlık seçmek değil, alınanı sevinçle giymek vardı. Çocuk hayatın tam ortasındaydı ama çoğu zaman çocukluğu görünmezdi, hayatın temposuna uyması beklenirdi.

Bugün ise başka bir uçtayız. Bu defa çocuğumuz hayatın içinde kaybolmasın diye her şeyi onun etrafında düzenliyor, hayatı çocuğun sıkılma ihtimaline göre düzenliyoruz. Yeter ki mutlu olsun diye sınırları belirsiz bir özgürlük sunuyoruz. Camiye alışsın isterken oranın adabını unutturuyor, sıkılmasın derken beklemeyi hiç öğretmiyoruz. O istemez diye birçok güzelliği erteliyoruz. Çocuğu koruyalım derken onu hayatın dışına itiyoruz. Oysa hayatın dışında büyüyen bir çocuk, hayata dair adabı nerede öğrenecek?

İslam’ın sosyal tarafı tam da burada devreye girer. Bu din sadece seccadede değil, saf tutarken öğrenilir. Sadece bireysel huzurla değil, birlikte sabretmeyi başarabilmekle kemale erer. Çocuk da bunu ancak o hayatın içine girerse öğrenebilir.

Camiye çocuklarıyla gelen annelere;

Yorgunluğunuza rağmen çocuğunuzun elinden tutup caminin yolunu tutmanız ne kıymetli… İftarın ardından çöken rehavete teslim olmak yerine onu o manevi iklimle tanıştırma gayretiniz, bir annenin kalbinde taşıdığı en güzel niyetlerden biridir. Belki çocuk, namazdan anladığınız kadar bir şey anlamıyor, belki sıkılıyor, belki uzun buluyor… Ama orada bulunuyor. Görüyor. Hissediyor. Ve öğrenme tam da böyle başlıyor.

Fakat bir hakikati de göz ardı etmemeliyiz:

Çocuk camiyi severken cami adabını da öğrenmeli.

Çünkü sınırsız bırakılan çocuk özgür olmaz; bulunduğu ortama karşı duyarsızlaşır. Cami bir oyun alanı değildir ama çocuğun uzak tutulacağı bir yer de değildir. Dengeyi kuracak olan bizleriz.

Namaza gelmeden önce yapılan küçük bir tembih…

Yanımıza alınan sessiz bir oyuncak…

“Birazdan namaz kılacağız, sessiz olmaya çalışacağız” diye kulağına fısıldanan bir cümle…

Bunlar hem çocuğun kalbinde camiye dair güzel bir hatıra bırakır hem de ona saygıyı öğretir. Çünkü biz çocuklarımıza sadece camiyi değil, camide nasıl durulacağını da öğretmekle sorumluyuz.

Cami cemaatine;

O safların arasında dolaşan küçük bir çocuk aslında bizim geleceğimizdir.

Bugün varlığıyla dikkatimizi dağıtan o çocuk, yarın o caminin müdavimi olacak. Ama camiyi nasıl hatırlayacağına biz karar veriyoruz. Sert bir bakışla mı, sabırsız bir uyarıyla mı, yoksa şefkatli bir tebessümle mi?

Çocuk dini kitaplardan önce insanlardan öğrenir. Camiye dair hafızasında kalan şey namazın uzunluğu değil, kendisine gösterilen tavırdır. Eğer orada anlayış görürse camiyi sever. Ama öfke görürse kalbinde mesafe oluşur.

Ramazan bize sadece aç kalmayı değil, sabretmeyi öğretir. Biraz da çocuk sesine sabredebildiğimiz kadar Ramazan’ı yaşarız. Saflarımızı sıklaştırırken kalplerimizi daraltmamalıyız.

Ve olması gereken tablo…

Geçen sene Konya’da Mevlana Camii’nde Cuma hutbesi dinlerken yanımda genç bir anne ve küçük oğlu vardı. Anne çantasından küçük arabalar, bir boyama kitabı ve kalemler çıkardı. Eğilip oğlunun kulağına bir şeyler fısıldadı. Çocuk namaz boyunca sessizce oynadı. Ara sıra ön saftaki başka bir çocukla sessizce işaretleşip kıkırdadılar.

Sonra namaz çıkışında yaşlı bir amca çocuğun başını okşadı:

“Maşallah, cumaya gelen paşaya…” diyerek harçlık verdi. Çocuk şaşkınlık ve mutlulukla gülümsedi. Ve ben hayran kaldım gördüklerime.

Ne çocuk caminin dışında kalmıştı ne cemaat huzursuz olmuştu.

Ne anne vazgeçmişti ne de çocuk sınırsız bırakılmıştı.

Denge buydu.

Bizim hayalimiz çocuksuz camiler değil.

Ama sınırsız bırakılmış çocuklar da değil.

Biz çocuklarımızla birlikte saf tutmayı öğrenen bir ümmetin evlatlarıyız.

Onlar o safların arasında büyüyecekler.

Biz sabrı öğreneceğiz, onlar adabı.

Ve belki o zaman camilerimiz sadece namaz kılınan yerler değil, nesillerin birlikte olgunlaştığı mekânlar olacak

Şeyma Demircan Namazcı

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Abdullah Yıldız dedi ki:

    Şeyma Hanım, önemli bir konuya değindiniz teşekkürler. Siz dengeli bir anlatımı tercih ettiniz, çok doğal, anlaşılabilir. Ancak iş artık öyle bir raddeye geldi ki, ben sadece tek tarafına değineceğim; Artık “dur, sus” denilmeyen, iyice şımartılan , evlerde, sokaklarda, okullarda bu şımarıklıklarıyla çekilmez hale gelen çocuklar son yıllarda camilere de sirayet etti. Özellikle teravih namazlarında.. Mahallemizde büyük bir Cami var, çok geniş alanı var; çocukların yaramazlık yapmasına, koşturmasına oldukça müsait!! Bu yüzden bütün yaramaz çocukların gamzız ebeveynleri bu camiyi tercih ediyor; çocukları arka boşlukta oynasınlar, zıplasınlar, kendileri de rahatça namaz kılsınlar diye! Tabi, namazda öyle bir uğultu, gürültü oluyor ki dayanılır gibi değil; ne imamın okuduğundan birşey anlıyorsun, ne kıldığın namazdan.. İmam ve müezzinin uyarıları kâr etmiyor. Artık, dayanamayan cemaatten bazıları “yeter artık” gibi tepkiler gösterince, yaramaz çocukların gamsız babaları da karşı tepki gösteriyor ve kavgalar çıkıyor. Evet, camide kavga, bunu da gördük. İnanılır gibi değil, böyle bir durumda aklı başında bir ebeveyn o çocuğu alıp da bir daha teravihe gelmez, ya da çocuğa cami adabını öğretir. Ama ne oldu biliyor musunuz? Cemaat eksildikçe yaramaz çocuk sayısı arttı. Çoktandır ben de gitmiyordum huşum kaçıyor diye, uzak camileri tercih ediyordum. Merak edip yine gittiğimde gördüğüm manzara şuydu; Artık çocuk gürültüsünden rahatsız olan cemaat, benim gibi o camiye gitmeyi bırakmış, Cami neredeyse olduğu gibi yaramaz çocuklara ve onların gamsız anne babalarına kalmış. Savaşı onlar kazanmış, İstedikleri gibi top koşturuyorlar.!!!

    1. Şeyma Demircan Namazcı dedi ki:

      Kıymetli tespitiniz için teşekkür ederim. Anlattığınız incinmişliği anlamamak mümkün değil; huşûyu korumak da en az çocukları camiye alıştırmak kadar kıymetli. Mesele çocukların varlığı değil, cami adabının ebeveyn rehberliğiyle öğretilmemesi. Cami de bizim, edep de merhamet de… Dengeyi yeniden kurabildiğimiz bir iklim duasıyla.