
Bu konuyu daha önce yazmıştım. TBMM çatısı altında yüksek sesle salât getirilmesi üzerine yeniden ele alıp gözden geçirdim, ama yayınlamadım. Yazarımız Musab Seyithan’ın 14 Ekim 2025 yazısında konuya dolaylı olarak değinmesi üzerine, kültürümüze katkı vermesi ve Peygamberimize manen yaklaşıma vesile olması ümidiyle yayınlıyorum.
***
[AKP İstanbul Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğulları, Leman dergisi karikatürüne sert tepki gösterdi.
TBMM kürsüsüne çıkan Hacıoğulları, Resulullah’a yönelik alay içeren ifadeleri kınadıktan sonra Meclis’te yüksek sesle salavat getirdi.]
TBMMeclisimizde Peygamberimize Salât getirilmesi bir karşı devrim atılımıydı ve bize 1920 Meclisini hatırlatmıştır ve asla dönülebileceği ümidini vermiştir.
Ne var ki salâtın musikili sözlü bir övgü değil fiili bir eylem olduğu bilinmelidir.
İki yıl önce (28/09/2023) “Oturduğumuz Yerde Mırıldanarak PEYGAMBERİMİZE SALÂT VE SELAM GETİRİLEBİLİR Mİ?” başlığı ile bir incelememizi yayınlamıştık. Mecliste salât güzel bir vesile oldu. Bu makalemizi, salât ve selam anlayışımızda olması gereken devrime sebep olması amacıyla daha da geliştirerek yayınlıyoruz.
Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de Kendisinin ve meleklerinin bize Salât ettiğini bildirir:
“Sizi ‘zulümattan nûra’ (karanlıklardan nûra-aydınlığa) çıkarmak için Allah ve melekleri size Salât eder. O, inananlara karşı pek merhametlidir.” (Ahzab 33/43)
Rabbimiz ve melekleri bize Salât ettikleri gibi peygamberimize de salât ederler. Ahzab sûresinin 56. âyetinde şöyle buyrulur:
“Allah ve melekleri Nebiye (Peygambere) Salât ederler…”
Yüce Rabbimiz melekleriyle birlikte bize ve Peygamberimize salât ettiği gibi bize de Peygamberimize Salât ve Selam getirmemizi emreder:
“…Ey iman edenler, siz de Nebinize (Peygamberinize) Salât ve Selâm edin.” (Ahzab 33/56)
Her dini meselemizde olduğu gibi Salât’ın ve Selam’ın anlamı için başvuracağımız ana kaynağımız da bize bu salât ve selam emrinin verildiği Kur’ân’dır. Biz de başvuralım.
Mealini/anlamını arz ettiğimiz Ahzab 43’de Allah bize salât getirdiğini bildirirken bu ayetin içinde bize, bizi karanlıklardan nura/aydınlığa çıkarmak için Salât ettiğini açıklıyor.
Ama Allah peygamberimize salât getirdiğini bildirdiği ayette ona niçin salât getirdiğini açıklamamaktadır. Ona niçin salât getirdiğini biz Hadid 9 ve İbrahim 1 ile Talak 11’den öğreniyoruz. Bu da Peygamberimizin kendisine indirilen kitap olan Kur’ân’ın apaçık olan âyetlerini okuyarak genelde insanları, özelde iman edip salih amel işleyenleri karanlıklarda nura çıkarmasıdır. Görelim:
“Elif, Lâm, Râ. Bu, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura/aydınlığa, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarmak için sana indirdiğimiz bir Kitap’tır. “ (İbrahim 1)
“İman edip salih ameller yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allah size apaçık olan âyetlerini okuyan bir peygamber göndermiştir. Kim Allah’a inanır, faydalı ve güzel işler yaparsa, Allah onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere koyar. Allah, ona gerçekten ne güzel bir rızık vermiştir.” (Talak 11)
Açıkça anlaşılacağı üzere Allah’ın karanlıklardan nûra çıkarmak için bizim üzerimize getirdiği salât, Allah’ın biz insanlara vahiy meleği ve refakatçileri aracılığıyla Kitap indirmesidir/ göndermesidir. ( Vahiy meleğine Refakatçi melekler için bak. Cin 27- 8 )
Allah’ın ve meleklerinin Hz. Muhammed’e salât etmesinin anlamı da budur yani insanları karanlıklardan nûra çıkarması için ona Kitab indirmesi ve görev yüklemesidir:
Hulasa biz müminlerin Salât görevi, Hz. Peygamberin bize tebliğ ettiği Kitap olan Kurân’ın ayetlerini insanlara duyurmada ona; onun manevi şahsiyetine yardım edip desteklemektir.
Açıkladığımız gibi Salât’ın destekleme manasına geldiğine bazı meallerde işaret olunması sevindiricidir. Zaten namaza salât denmesinin bir sebebi gerekliliği, bir diğer sebebi de namaz kılana Cehennem azabından kurtulması için destek vermesidir.
(Salât’a Allah’ın salatı, meleklerin salâtı ve müminleri salâtı şeklinde ayırımlar yapılarak farklı anlamlar yüklenmesinin Kur’ânî ve lugavî temeli yoktur.)
Rabbimiz ve melekleri bize ve Peygamberimize salât ediyor ama selam etmiyor. Salât yanı sıra Selam görevi yalnızca biz müminlere yüklenmektedir. Çünkü Kur’ân ahkamı ile yükümlü olan biziz. Değinelim:
Selam verme görevimiz, Nisa 65’in delaletiyle Hz. Peygamberin tebliğ ettiği Kurânî ilkelere teslim olmaktır.
Ahzab 56’ da ‘SELLİMÛ’ şeklinde emir sığasıyla kullanılan selam, Nisa suresinde müzari formuyla kullanılmaktadır ki “verilen hükme teslim olurlar’ manasındadır:
“Ama hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda seni hakem yapmadıkça ve sonra da senin kararına kalplerinde hiçbir burukluk duymaksızın tam bir teslimiyetle tabi olmadıkça, gerçekten iman etmiş olmazlar.” (Nisa 4/65)
İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmanın tek yolunun Allan’ın kitabı olduğu hakikati, Kur’ân’da bir çok ayette de vurgulanmaktadır. (Bak. Maide 16 ve Talak 11)
Karanlıklardan aydınlığa çıkmak, Sırat-ı Müstekîm olan İslam’a ermektir ki Peygamberimiz de Kur’ân’la Sırat-ı Müştekîm’e ermiş ve erdirmiştir (Bak. Yâ-Sîn 36/1-5 ; Şûra 42/52)
Yaptığımız açıklamalar ışığında Ahzab 56’yı tefsirî olarak şöylece anlamlandırabiliriz:
“Allah’ın melekleriyle birlikte, zulmetlerden nûra çıkarması için Kitap indirerek Peygamberine Salât ettiği gibi siz de bu Kitabın tebliğ edilerek karanlıklardan aydınlığa çıkarması için Peygamberinize ve onun Kıyamete kadar devam edecek elçilik görevine destek çıkarak ona Salât edin ve bu kitabın ilkelerini açıklayıcı buyruklarına tam anlamıyla teslim olarak da ona Selam edin.”
En kısa şeklini Ahzab 56’nın işaret ettiği “Allahümme Salli ve Sellim ala Muhammed” cümlesinin ve en uzun şeklini de namazlarımızda okuduğumuz Salât-ı İbrahimiye’nin oluşturduğu Salât ve Selam getirilmesi konusunda bir çok hadis rivayet edilmektedir.?
Pek çok olan ve oturduğumuz yerde duayı çağrıştıran bu hadisleri ret edip dışlama saygısızlığına düşmeden nasıl izah edebiliriz?
Bir diğer anlatımla, Allah Peygamberimize Salât eder ve bize fiili tebliğle ona destek anlamına salât etmemizi emrederken bizim de ona “Allah’ım! Muhammed’e Sen Salât ve Selam et” şeklinde dua etmemizdeki görülür çelişkiyi, nasıl anlamlandırarak giderebiliriz?
Peygamberimiz hatırlandığı veya yanımızda anıldığında ona karşı Salât ve Selam görevi bilincimiz canlanmalı ve sözlü salâtımız ve selamımızı şöylece anlamlandırmalıyız:
“Allahım ! Bize yüklediğin Peygamberimize salât ve selam görevimiz olan Kur’ân ilkelerini tebliğ ve bu ilkelere teslim olma vazifemizi yapabilmemiz için bize yardım et ve bize kolaylaştır.”
Öğrenme, örnek olma ve fiilen tebliğ etme girişiminde bulunmadan ve risk üstlenmeden oturduğumuz yerde saatlerce mırıldanılsa da Peygamberimize gereğince Salât ve Selam getirilmiş olmaz.
Mesela Ülkemizde Peygamberimizin yaklaşık yüz bin camide okunan ezanlarla her gün bir milyon kez, namaz içinde ve dışında getirilen salât ve selamlarla da milyonlarda defa anılması insanlarımızı küfrün karanlıklardan İslam’ın aydınlığına çıkarıyor mu? Yasalarımızı ve toplumsal yaşamımızı onun önderliğine ve tebliğ ettiği Kur’ân’ın rehberliğine yönlendiriyor, hayat nizamı edinilmesine katkı veriyor mu?
Sözü Peygamberimize ve onun şahsında bize verilen ve de Salât ve Selam görevimizin bir bölümünü oluşturan âyetle bitirelim:
“ Allah’ın karanlıklardan aydınlığa çıkaran ayetlerini açıkça yalanlayan inkârcılara ve inkârlarını gizleyen münafıklara sakın itaat etme. Onların engellemelerine, eziyet verici sözlerine aldırmadan yoluna devam et ve görevini yaparken yalnızca Allah’a güven. Unutma ki, her konuda güvenilir bir vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab 33/48)
Ali Rıza Demircan
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ