
Yeryüzü/dağlar, uyku/ölüm, gece/gündüz, semâ/güneş derken Nebe/14-16. âyetleri insân da dâhil tüm canlılar için bir başka hayat/diriliş unsuru/kaynağı olan “yağmura/suya” dikkatimizi çekmektedir: “Ve rüzgârın sürüklediği bulutlardan şarıldayan sular indirdik, [indirdik] ki onunla taneler ve bitkiler yetiştirelim, ve ağaçlarla kaplı bahçeler.”[1] Yağmur, arz’a hayat verici yönüyle Kur’ân’da kendisinden sıkça bahsedilen ve maddî olduğu kadar ruhî rahmet anlamında da kullanılan bir örnektir. Anlaşılıyor ki sadece güneş, yaşamın devâmı için yeterli değildir. Bunun yanında yeryüzünü yeşerten, dirilten ve topraktan çeşitli ürünlerin/nimetlerin çıkmasına vesile/aracı olan su da yaşamın olmazsa olmaz hayatî unsurlarından biridir. Bu gerçeklik Casiye/5. âyette şöyle verilir: “Gece ile gündüzün birbirini izlemesinde ve Allah’ın göklerden indirip onunla cansız toprağa hayat verdiği rızık imkânlarında ve rüzgârların değişmesinde, [bütün bunlarda] akıllarını kullanan insânlar için mesajlar vardır.”[2] Bir başka âyetse Yasin/33. âyetidir: “Onlar, ölü toprağa can vermemizde ve beslenmeleri için topraktan ürünler çıkarmamızda [yaratma ve diriltme gücümüzün] işâretini görürler.”[3]
Nebe/14. âyette yağmur getiren/taşıyan bulutlardan “el-mu’sırat” olarak bahsedilmesi çok anlamlıdır. Bu kelime, “sıkmak, bir şeyin suyunu, öz suyunu çıkarmak” anlamına gelen “ı’sar” türemiştir. Yine bu kelimenin “vakit” anlamına gelen “asr”dan geldiği de söylenmiştir.[4] Dikkat edilirse sıkmak anlamıyla vakit anlamı bir kelimede buluşmuştur. Buradan yola çıktığımızda olgunlaşmış, suyunu bırakma anı gelmiş yâni yağma zamanı gelmiş bulutlara neden bu ismin verildiği daha iyi anlaşılacaktır. “Seccâc” ise “harıl harıl yağmak/çağlamak/coşmak/dökülmek” demektir.
Şüphesiz coşkuyla/bereketle çağlayan/yağan bu yağmurların bir amaca yönelik olması gerekir. Bu amacın ne olduğunu da Nebe/15-16. âyetler bize haber vermektedir: “Taneleri/ bitkileri bitirmek ve sık ağaçlı bahçeler/bitki örtüsü oluşturmak.” Başka bir ifâde ile toprağın görünmeyen gizli yönünden bir yeryüzü cenneti ortaya çıkarmaktır. Nebe/16. âyette geçen “elfâf” kelimesi, “birbirine girmiş, bitki ve ağaçları sarmaş dolaş olmuş” anlamına gelmektedir. Görülüyor ki, bütün bu taneli ve bitkili oluşum meydana gelişi insâna ve onun dışındaki canlılara hizmet içindir. Bu konuda daha detaylı bilgi ise Abese/24-32. âyetlerinde şöyle verilmektedir: “Öyleyse insân, yiyeceklerin[in kaynağın]a bir baksın: [nasıl] suyu bolca indirmekteyiz; ve sonra toprağı [daha da büyüterek] parça parça yarmaktayız, bu sayede ondan tahıllar yetiştirmekteyiz, ve üzüm bağları ve yenebilir otlar, zeytin ağaçları ve hurmalıklar, ve ağaçlarla dolu bahçeler, meyveler ve otlar, sizin için ve hayvanlarınızın beslenmesi için.”[5]
Âyetler, “yeniden diriliş” gerçeği çerçevesinde düşünüldüğünde anlaşılıyor ki; sadece canlıların yaşamasını sürdürmelerine yarayan maddî gıdalara işâret etmemektedir. Çünkü bütün bunlar gözlemlenebilir tabiatın belli bir maksada ve plâna göre yaratıldığının kanıtlardır ve Yaratıcı Kudret’in varlığını bize gösterir.[6] Aynı zamanda bu âyetler yağmur/rahmet aracılıyla nasıl kuru topraktan hayat/diriliş ortaya çıktıysa, insânın yeniden dirilişine de îmada bulunmaktadır. Bu benzetim/kıyas, Rûm/50. âyette şöyle vurgulanır: “İşte [ey insânoğlu,] bunlar Allah’ın rahmetinin işâretleridir; (bak,) ölü toprağa nasıl can veriyor! İşte ölüye tekrar can veren de [Allah]tır: zaten O, her şeyi yapmaya kâdirdir!”[7] Bir başka âyet de şudur: “O’dur gökten gerekli miktarda suyu tekrar tekrar indiren: işte, Biz [nasıl] onunla ölü toprağa hayat veriyorsak, siz de böyle [öldükten sonra] yeniden sahneye çıkarılacaksınız.”[8]
Buraya kadar olan âyetlerden anlaşılıyor ki, insân için en büyük/önemli haber kıyâmet ve yeniden diriliştir. Bu en büyük haberi taşıyan Hz. Peygamber de evrensel kıyametin son elçisidir. Allah, yeniden diriliş konusunu tartışmaya açan ve aralarında anlaşamayan müşriklere bu âyetlerle bir fırsat vermekte ve yaratılış rahmetinin âlemdeki yansımalarından onlara örnekler vermektedir. Jeolojiden embriyolojiye, astronomiden ekonomiye kadar uzanan alanda dikkat çekilen bu örnekler, müşriklerin şüphelerini gidermeye yönelik bir benzerlik/kıyas metodu içermektedir. Amaç bilinenden bilinemeyene, görünenden görünmeyene imanı gerçekleştirmeye yöneliktir. Bu âyetlerden sonra artık yeryüzü perdesi kapanmakta “Hüküm Günü”nün sahnesi açılmaktadır.
[1] Nebe/14-16 “Ve enzelnâ minel mu’sırâti mâen seccâcâ(seccâcen). Li nuhrice bihî habben ve nebâtâ(nebâten) Ve cennâtin elfâfâ(elfâfen)”.
[2] Casiye/5.
[3] Yâsin/33.
[4] Olgunlaşmış sıkım zamanı gelmiş üzüm ve meyvelere de bu isim verilmiştir. Bağ bozumu.
[5] Abese/24-32.
[6] Âl-i İmrân/191.
[7] Rûm/50.
[8] Zuhruf/11.