
RAMAZAN’DA EKRANLARIN MANEVİ REHBERLİĞİ: İFTAR PROGRAMLARININ TOPLUMSAL VE DİNÎ İŞLEVİ
Ramazan ayı, İslam dünyasında yalnızca açlık ve susuzlukla geçirilen bir zaman dilimi değil; aynı zamanda tefekkürün, paylaşmanın, arınmanın ve yeniden hatırlamanın ayıdır. Gün boyu süren orucun ardından iftar vakti, Müslümanların hem bedenen hem ruhen huzura eriştiği müstesna bir ana dönüşür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, “Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde duyduğu sevinç, diğeri ise Rabbi ile buluştuğu zamanki sevincidir.” buyurarak bu vaktin yalnızca dünyevî değil, uhrevî anlamını da ortaya koymuştur.
Bu nedenle televizyon kanallarında Ramazan boyunca yayınlanan iftar programları, sıradan yayın akışının ötesinde; toplumsal hafızayı besleyen, dinî bilgiyi görünür kılan ve Ramazan’ın manevi atmosferini evlere taşıyan önemli içerikler olarak değerlendirilmektedir.
İftar saatine yakın dilimde ekranlara gelen bu programlar, izleyicilere:
Oruç ibadetinin hikmeti,
Ramazan’ın faziletleri,
Günlük hayata dair dinî rehberlik,
Ahlâk, sabır, paylaşma ve kul hakkı gibi temel değerler
konularında güvenilir ve anlaşılır bilgiler sunmaktadır.
Modern şehir hayatında cami sohbetlerine veya ilmî halkalara katılma imkânı bulamayan geniş kitleler için bu yayınlar, adeta “dijital vaaz kürsüsü” işlevi görmektedir. Böylece iftar vakti, sadece sofraların kurulduğu değil; bilginin, hikmetin ve hatırlayışın da paylaşıldığı bir zaman dilimine dönüşmektedir.
Ramazan geleneğinde iftar sofraları tarih boyunca yalnızca yemek yenilen yerler değil; muhabbetin, ilmin ve gönül birlikteliğinin yaşandığı mekânlar olmuştur. Günümüzde bireyselleşen yaşam tarzı ve dijital yalnızlık, bu sohbet iklimini zayıflatmıştır.
İftar programları ise:
Aile bireylerini ekran başında ortak bir içerikte buluşturmakta,
Paylaşma ve dinleme kültürünü yeniden hatırlatmakta,
Toplumsal birlik duygusunu güçlendirmektedir.
Bu yönüyle televizyon yayınları, geleneksel “sohbet halkasının” çağdaş bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
İftar programlarında yer verilen tasavvuf musikisi ve ilahiler, sadece estetik bir unsur değildir. Musikinin evrensel dili:
Kalbe hitap ederek mesajın duygusal derinliğini artırmakta,
İzleyiciyi gündelik telaştan manevi atmosfere taşımakta,
İslam’ın tebliğinde yumuşak ve kuşatıcı bir anlatım imkânı sunmaktadır.
Tasavvuf geleneğinde musiki, “kalbi terbiye eden bir vasıta” olarak görülmüş; söz ile anlatılamayan hakikatlerin nağme ile hissedilebileceği kabul edilmiştir. Televizyon programlarında bu geleneğin yaşatılması, kültürel süreklilik açısından da önemli bir rol üstlenmektedir.
Ramazan ayı boyunca yayınlanan iftar programları, yalnızca izlenen televizyon içerikleri değil; aynı zamanda:
Dinî bilginin yaygınlaşmasına katkı sağlayan,
Toplumsal değerleri hatırlatan,
Manevi atmosferi görünür kılan,
Modern hayat ile gelenek arasında köprü kuran
yayınlar olarak öne çıkmaktadır.
İftar vakti, Müslümanın gün boyu süren sabrının rahmete dönüştüğü andır. Bu mübarek zaman diliminde yapılan yayınlar da, o anın ruhuna uygun olarak kalpleri aynı duada buluşturmayı hedeflemektedir. Böylece ekranlar, sadece seyir aracı değil; Ramazan’ın hikmetini taşıyan birer irşad mecrasına dönüşmektedir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”