islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,9321
EURO
16,8243
ALTIN
928,07
BIST
2.394,83
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
22°C
İstanbul
22°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
16°C
Perşembe Açık
21°C
Cuma Açık
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C

RETORİK GÜNDEMLER

RETORİK GÜNDEMLER
29.04.2022
A+
A-

Bir toplumun gündemi, konuşmalar, ilişki düzeyleri, ilgilenilen konular ile meseleleri ele alış biçimi, o toplumun yakın ve uzak geleceği hakkında ipuçlarını içinde barındırmaktadır. Bu bağlamda özellikle sosyal medya takip edildiğinde, son kertede kullanılan kelimelerden geliştirilen retoriklere kadar bir dizi olgusal durum bize ciddi ipuçları vermektedir.

Bu mesele hakkında hiç şüphesiz geniş analizler yapılabilir. Ancak biz önemli olduğunu düşündüğümüz üç sorunun altını çizmek istiyoruz. Birincisi, toplumda yaşayan insanlar arasında gerek ideolojik gerekse dini, etnik, mezhebi ve siyasi parti farklılıkları anlamında ciddi bir kutuplaşma söz konusudur. Bu kutuplaşmanın iki önemli sonucuna temas etmeliyiz. İlkin, bu kutuplaşma toplumda sinirlilik katsayısını artırdığı gibi, insanlar birbirlerine farklılıklarını baz alarak dinlemektedirler. Bir başka deyişle, insanlar birbirlerini aidiyetlerine göre muamele geliştirdikleri için aslında bir dinleme faaliyeti de söz konusu değildir. Diğer husus da, tarafgir konuşma ve dinlemeler de nihayetinde “hakikat”in ortaya çıkarılmasının önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. Zira eleştiri alan her kesim hemen ve derhal diğerinin günah galerisini faş etmeye çalışmaktadır.

Kutuplaşmaların taraftarlarının söylemlerine baktığımız zaman, her bir tarafın tarihsel ve sosyolojik anlamda dile getirdiklerinde haklılık payı bulunabilir. Büyük oranda “siz şöyle yaptınız” şeklindeki iddia ve ilzamlar diğer tarafta “siz de şöyle yaptınız” şeklindeki cevaplarla “kıssatun la tentehi” şekline dönüşen bir kısır döngü ile karşı karşıyayız. Doğrusu bu fenomen üzerine düşündüğümüzde şu soruyu mutlaka sorarım; “Türkiye dışından acaba bu durumumuzla nasıl görünmekteyiz?” Verdiğim cevap şudur; “dışarıdakilerin ayrıca bize kötülük yapmalarına gerek kalmadan; zaten biz kendimize kötülük yapmaktayız.” Bir kere hangi dini, mezhebi, etnik, ideolojik vb. angajmana sahip olunursa olunsun, ilk olarak bu ülkenin insanlarının yukarıda belirtilen kısır döngüden kurtulmaları gerekiyor.

İkincisi, tarafgirlikler öyle boyutlara ulaşıyor ki, söylemler hakikat ve gerçeklikten hızla uzaklaşarak algı yönetimine dönüşmektedir. Tam da postmodern bir nitelik burada kendisini göstermektedir. Zira postmodernlikte “yorum” gerçekliğin önüne geçtiği için ya da tabiri caizse “yorum her şeydir” mentalitesi işlediğinden görüntüler ve söylemler herhangi bir çıpası olmadan havada uçuşmaktadır. Özellikle İslamcı söylemin gerçeklikten kopuşu, en başta söylemin kendisini topluma bir teklif olma niteliğinden uzaklaştırmaktadır.

Her kesimden söylemlere baktığımızda dikkat çeken bir diğer husus, gerçeklikten kopuşla birlikte retoriğin kendisini göstermesidir. Ekranlarda, sosyal medyada ve gündelik konuşmalarda retorikler, toplumda dolaşıma sokularak kitleler gerçek sorulardan uzaklaştırılmaktadır. İslami söylemlerin retoriksel konumu birkaç şekilde görünür olmaktadır. Burada sıklıkla bağlamlarından uzaklaştırılmış şekilde âyet ve hadis aktarımları dikkat çekmektedir.

Öte yandan insanlar tarafından kurulan cümlelerin, iş halletmeyen bir retoriğe dönüşmesi sözkonusudur. Söylemin “iş halletmiyor” oluşu, afakilik, rasyonellikten uzaklık ve cari insani ilişkilere (ki o anda o cümleyi kuran ve onları kabul eden insanlar tarafından bile uygulanmayan) uzaklığından kaynaklanmaktadır. Fakat tüm bunlara rağmen bu cümlelerin kullanılmaya devam etmesi, hiç sorgulanmaması hayali bir dünya yaratılmasını ve “söz”ün belirli insanlar arasında dolaşan bir ranta dönüşmesini sonuçlamaktadır. Bu bağlamda handikaptan kurtulmak üzere atılacak ikinci önemli adımın da, “söz”ün olgu, rasyonellik ve gerçeklik içinde anlam bulmasını sağlamak olduğu söylenebilir.

Prof. Dr. Mustafa TEKİN

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.