

24 yıllık hasreti bitirmek için sahaya çıkıyoruz…
Ama insan ister istemez şu soruyu soruyor: Dünya bu haldeyken, bu maçın anlamı ne?
A Milli Takım, Priştine’de kader maçına çıkıyor. Rakip Kosova, hedef 2026 Dünya Kupası. Kağıt üzerinde bu, sadece bir play-off finali. Ama zaman, sıradan bir zaman değil.
Bugün dünya; savaşların, krizlerin, parçalanmış coğrafyaların içinde kıvranıyor. Gazze’den Ukrayna’ya, Afrika’dan Asya’ya kadar birçok yerde insanlar hayatta kalma mücadelesi veriyor. Böyle bir atmosferde, bir futbol turnuvasına katılmanın anlamı ister istemez sorgulanıyor.
Ve bir başka gerçek:
Bu turnuva, ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde yapılacak.
Yani sadece bir spor organizasyonu değil; aynı zamanda küresel güçlerin gölgesinde şekillenen bir vitrin.
Futbol her zaman sadece futbol olmadı.
Bazen bir milletin sesi oldu, bazen de acıların üstünü örten bir perde.
Bugün Türkiye için bu maçın anlamı iki uç arasında gidip geliyor:
Belki de asıl mesele şu:
Biz bu turnuvaya neden gitmek istiyoruz?
Sadece futbol için mi?
Yoksa dünyaya “biz hâlâ buradayız” demek için mi?
2026 Dünya Kupası’nın ABD merkezli olması da ayrı bir tartışma konusu.
Bugün birçok ülke, küresel politik dengeler nedeniyle bu organizasyonlara farklı gözle bakıyor. Avrupa’da bile bazı çevrelerde katılım ve boykot tartışmaları gündeme geliyor. Örneğin İspanya içinde dahi bu tür sorgulamaların dillendirildiği bir atmosfer var.
Bu da şunu gösteriyor:
Artık Dünya Kupası sadece bir spor etkinliği değil, politik bir sahne.
Eğer Türkiye bu maçı kazanırsa, sadece bir bileti değil, aynı zamanda bir mesajı da almış olacak:
“Zor zamanlarda bile ayağa kalkabilen bir ülke”
Ama kaybedersek?
Belki de hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü asıl mesele zaten skor değil.
Bu akşam sahada 11 kişi koşacak.
Ama tribünlerde ve ekran başında milyonlar sadece golü değil, anlamı arayacak.
Belki de bu maçın gerçek sorusu şu:
Dünya yanarken, biz neyin peşindeyiz?
İSLAMİ HABER “MİRAT”