
…Başlangıçta pek yararlı hizmetler yapmış olan bu Teali-i İslam Cemiyeti, maalesef tarihte bir beyanname skandalıyla anıla gelmiştir.
İstanbul’u işgal eden İngilizler, Milli Mücadele aleyhinde bir beyanname yayınlatmayı planlıyorlar. Bunun halk üzerinde etkili olabilmesi için milletin kabulüne mazhar olmuş Teali-i İslam Cemiyeti adına yayınlatılmasında ısrarlılar.
Bu nedenle İngilizler, hazırladıkları beyannameyi zorla Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin aracılığıyla cemiyete onaylatmaya çalışmaktadırlar. Beyannamenin hazırlanıp Yunan uçaklarıyla Anadolu’da dağıtılacağına dair duyum alan Tahirü’l-Mevlevi, cemiyetin başkanı olduğu için derhal vaziyeti Mehmet Atıf Hoca’ya bildirir.
Birlikte Mustafa Sabri Efendi ile görüşmeye karar verirler. Daha sonra İstiklal Mahkemesi’ndeki sorgusu esnasında kendisine yöneltilen en önemli suçlardan biri olarak gösterilen bu beyanname (bildiri) konusunda Konyalı Tahirü’l-Mevlevi, “Matbuat Âlemindeki Hayatım ve İstiklal Mahkemesi Hatıraları” adlı eserinde konuyu şöyle naklediyor:
“İskilipli Atıf Hoca’ya Beyazıt’ta rastladım. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi tarafından çağrıldığını, Teali-i İslam Cemiyeti namına yazdırılmış ve bastırılmış bir beyannamenin cemiyet mührüyle mühürlenmesi emrine maruz kaldığını, idare heyetine danışılmadan böyle bir şeyin yapılamayacağı cevabını verdiğini haber aldım.-Beyanname neye dair diye sordum-Kuva-yı Milliyye aleyhinde ve cezalandırılması hakkında, cevabını alınca:
Tahirül’l Mevlevi, olayın duyuluşunu böyle açıkladıktan sonra, Atıf Hoca ile birlikte doğru Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin yanına gittiklerini, İstanbul hükümetinin emri üzerine böyle bir bildiri hazırlandığını oradan da öğrenirler.
Atıf Hoca bu işten cemiyetin haberinin olmadığını söyleyince Şeyhülislam’ın bunun fuzuli bir nikah kabilinden bir şey olduğu şeklindeki cevabı, birden bire ortamı gerer.
Mustafa Sabri Efendi, ısrarla bunun bir hükümet icraatı olduğunu vurgular. İş aceleye geldiği için cemiyetle istişareye fırsatları olmadığını ifade eder. Aslında hükümet icraatı ise hükümet bildiri şeklinde yayınlanması gerekmez miydi, sorusunun cevabı verilemez.
Bu tartışmalardan sonra cemiyet idare heyeti, toplanıp bu beyanname konusunu müzakere etmeye karar verirler. Toplantının yapılacağı mekanın kapısında Memurin (personel) müdürü Sağır Emin Efendi beklemekte ve gelenlere “Efendinin selamı var, sakın itiraz etmeyesin. Hakkında böylesi hayırlı olur.” diyerek gelenlerin kulaklarına fısıldamakta ve baskı yapmaktadır.
O gün toplantı, her zamankinden daha kalabalıktı. Zira hiçbir toplantıya gelmeyen üyeler bile o gün gelmişlerdi. Şeyhülislamlık makamının mektupçusu ve Mustafa Sabri Efendi’nin damadı Bergamalı Zeki Efendi de böyle birisiydi. Zeki Efendi: “Hükümet namına söylüyorum ki…” mukaddimesiyle söze başladı. Bu beyannamenin olağanüstü önemine binaen derhal kabul edilip mühürlenmesi lazım geldiğini, aksi hareketin vatana ihanet sayılacağını uzun uzun anlattı
Bu ve benzeri tehditlerin havada uçuştuğu bir ortamda Tahirü’l-Mevlevi ve Atıf Hoca, bu beyannameyi asla kabul etmeyeceklerini söylerler.
Bunun üzerine Zeki Efendi:-Siz kabul etseniz de etmeseniz de hükümet bu beyannameye Anadolu’ya gönderecek, dedi. Tahirü’l-Mevlevi de:-Tekzip ederiz deyince,-Matbuat müdürlüğüne emir verdim, tekzip edemezsiniz, diyerek tehdidini sürdürdü.
Sonunda beyanname, yönetim kurulunun oylarına sunuldu. Onca baskılara rağmen on kişiden beşinin kabulüne karşın beşi de red oyu kullanmıştır. Cemiyet başkanı olarak Atıf Efendi de red oyu kullandığı için hukuken beyanname reddedilmiştir. (Bak: Tahirü’l-Mevlevi; Matbuat Âlemindeki Hayatım ve İstiklal Mahkemesi Hatıraları, sh: 79-83)
Teali-i İslam Cemiyeti idare heyetinin kararı böyle olmasına rağmen bu beyanname, cemiyetin mührü olmadan fakat cemiyet adı kullanılarak Eskişehir semalarında Yunan uçaklarıyla dağıtılmıştır. Bu duruma çok üzülen Atıf Hoca, o dönemde İstanbul’da yayınlanan ve Milli Mücadele’ye destek veren Vakit Gazetesi’ne bir tekzipname (Yalanlama) yazısı göndermiş ve bu beyannamenin cemiyet tarafından kabul edilmediğini açıklamıştır. Bu tekzip yazısı, Vakit Gazetesi’nin 1034 nolu nüshasında yayınlanmıştır.
Bildiri oylamasında olumsuz oy kullanan Tahirü’l-Mevlevi, memuriyet görevinden azledilmiştir. Atıf Hoca da bu olaydan sonra Teali-i İslam Cemiyeti’nden tamamen alakasını kesmiştir.
Medrese hocalarının haklarını korumak, fakir öğrencilere yardımcı olmak, sınırlarımız dışında kalan Müslümanlarla bağlarımızı güçlendirmek gibi ulvi gayelerle kurulan cemiyetin işgal altındaki İstanbul’da çizgisini uzun süre koruyamayacağı herkesçe tahmin edilebilir.
İngilizlerin baskısı altında bulunan İstanbul hükümetinin bu tür cemiyetleri siyasi emellerine alet etmesi zaten beklenmekteydi. Bu durum, Atıf Hoca ve arkadaşlarının bu tür faaliyetlerden çekilmesine neden olmuştur. Ama Atıf Hoca, İstiklal Mahkemesi’nde bu yüzden sorguya çekilip suçlanmaktan da kurtulamamıştır.
Olayın böyle olduğu hiç anlatılmadan sadece beyannamenin uçaklardan atılışı ve altında da Teali-i İslam Cemiyeti isminin bulunuşu esas alınmak suretiyle pek çok tarih kitabında bu cemiyetin adı zararlı cemiyetler listesine girmiştir. Dolayısıyla cemiyet başkanı Atıf Hoca da vatan haini, İngiliz uşağı gibi damgalarla anılmıştır. Hakikat ortaya çıkmasına rağmen, bu yanlış veya kasıtlı suçlamalar ısrarla sürdürülmüştür.
“İSKİLİPLİ M. ATIF HOCA ‘‘HAYATI DÜŞÜNCELERİ VE İDAMI’’ isimli eserden sayfa 33 ve devamı.
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
Resmi tarihin yalanlarına aldırmadan, yaranma ve yalakalık ihtiyacı hissetmeden, yanıltanların etkisinde kalmadan, doğruyu ve ecdadını savunmak bir erdemdir. Atıf Hoca dik durmuş, yanlışa ve zulme boyun eğmemiş yiğit ve ihlaslı bir alim. Onu ancak Erdemli olanlar anlayıp takdir eder.