islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1623
EURO
53,9803
ALTIN
6.093,03
BIST
13.981,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Pazartesi Açık
32°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
29°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C

SOSYAL PROBLEMLERİMİZİN SEBEBİ NEDİR

SOSYAL PROBLEMLERİMİZİN SEBEBİ NEDİR
06/07/2026 10:09
A+
A-

SOSYAL PROBLEMLERİMİZİN SEBEBİ NEDİR

Böyle bir soru ile çoğu zaman karşı karşıya kaldığımızı söyleyebilirim. Bu durum, sadece şahsi değil, aynı zamanda toplumsal problemlerimiz için de geçerli. Aslında, burada kişi ve toplum arasındaki sarsılmaz ve köklü bir bağın varlığını dile getirmiş oluyoruz. Böyle önemli bir sorunun cevabını da, aslında iki boyutlu olarak vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Sosyal Problemler, Ne zaman Kaçınılmazdır

Bir insan, davranışlarını düşünerek ve bilerek gerçekleştirir. Daha doğrusu böyle olması gerekir. Çünkü, insana yakışan böyle bir özelliktir. Toplum da, kurallarını yaşanmış ve tecrübe edilmiş olayların içinden seçer. Demek ki ne insan ve ne de toplum, düşüncesizce bir kuralı veya sistemi benimseyemez.  Pek, benimserse ne olur? İşte orada, her şey allak bullak olur.

Hayatın problemli hale gelmesi, aslında birçok işin ve kararın, düşünülmeden yapılmış olmasından kaynaklanıyor!..

Bu cümle, birçok kişiyi şaşırtabilir. Neden insan ve toplum, düşünmeden bir konuda karar verip, tesadüflerin veya çeşitli etkilerin doğrultusunda, şuursuzca hareket eder?

Burada göz ardı edilen konu, kişinin bilgiyi alırken, bilgileri değerlendirme sürecinden geçirmeyişidir!.. Yani, bilginin hep doğru olarak görülmesi ve onun yanlış veya eksik olabilecek bir özelliğinin bulunmasının düşünülmemesidir! Bu özelliğin bir diğer adı da “şartlanma”dır.

Bu durum, günümüz yoğun medya ve sosyal medya baskısı altında, insanların herhangi bir bilgiyi incelemeden ve hatta düşünmeden o bilgi doğrultusuna hareket etmek gibi, son derece inanılmaz bir tutumun varlığından kaynaklanmaktadır.  Bu tavrın en önemli sebebi, kişilerin belli bir kültürün sahibi olmamaları sebebiyle gerçekleşmektedir.

Modern toplumun en önemli yönü, belli güç merkezlerinin, kişi üzerinde önemli bir baskı kurması ve onu “kendi haline bırakmaması”dır!.. Aslında, bu cümle Batılı bir sosyoloğun cümlesidir ve Batı toplumlarının durumlarını anlatır! Bunun manası, bizler öyle yoğun bilgi ve haber bombardımanı altındayız ki, doğru ve yanlışı araştırıp, ona göre hareket edebilecek imkandan mahrum bulunmaktayız!..

Hal böyle olunca da, insan neye karar vereceğini bilmeden, önüne gelen seçeneklerden birini kabul etmektedir. Bu arada, çeşitli konulardaki reklamlar, insanı sersemletircesine yüzlerce defa tekrar edilerek, bir yanlış veya yalanı, doğru kabul edilebilir noktaya getirmektedir.

Bakar Kör veya Duyar Sağırlık mı?

Halk arasında “bakar kör” ifadesi, baktığı halde görmeyen kişiler için kullanılmaktadır. Bu durum, aslında o kişinin gözleri bir yöne bakarken, aklının başka yerde olmasından kaynaklanan bir çelişki halini ifade etmektedir. “Duyar, Sağırlık” hali de, bu durumun başka bir versiyonu olarak açıklanabilir.

Burada, insanların idrak ve dikkatlerini normal bir şekilde çalıştırmayan bilgi ve haber yoğunluğundan bahsetmek gerekiyor. Bu bilgilendirme, cep telefonları ve internet ile olduğunda, herkesin dikkati farklı konu ve ilgi alanlarına normalden çok yüksek bir  etkileme seviyeside ulaştığını görüyoruz. Bu durum, özellikle kültür ve fikir durumları yetersiz ve gelişmemiş kesimlerde kendisini göstermekte ve etkiyi, normalin üzerinde bir frekansla gerçekleştirmektedir. Sonuçta da, ipnotize edilen bir kitleden bahsedebiliyoruz.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, kültürel alt yapısı sağlanmamış bir kitlenin, kendine ulaşan her türlü bilgiyi değerlendirmeden, kabul etme tavrına mahkum olmasıdır.

Dolayısıyla iş, genç ve yetişkinlerin kültürel ve fikri seviyelerinin yükseltilerek, her türlü bilgiye açık ve mahkum olmalarının önüne geçmek olmalıdır.  Fakat bu uzun vadeli bir çalışmadır. Buna yönelik çalışmaların başlatılmadan önce, kişilerin ve özellikle gençlerin, bu “düşük seviyeli” bilgilendirilme etkisinden kurtulması gerekiyor. Bu konu da, siyasi ve bürokratların çabasıyla mümkün olacaktır. Aksi halde, gereksiz ve zararlı bilgi ve haberlerin, sağlıksız besinler gibi, ruh ve zihin dünyasını zehirlemeleri, kaçınılmaz bir son olacaktır.

Prof. Dr. Sami Şener

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Ahmet Ziya İbrahimoğlu dedi ki:

    Muhterem Hocam,

    Yazınızı dikkat ve itina ile okudum. Ele aldığınız mesele günümüzün en mühim sosyal problemlerinden biridir. Özellikle bilgi bombardımanı, medya yönlendirmesi, reklam kültürü ve insanların sorgulamadan kabul etme alışkanlığının doğurduğu tehlikelere dikkat çekmeniz son derece kıymetlidir.

    Bununla birlikte, Kur’ân ve Sünnet zaviyesinden bakan bir eğitimci olarak, meselenin temel sebebinin biraz daha derinde aranması gerektiğini düşünüyorum.

    Kanaatimce sosyal problemlerin asıl kaynağı, sadece bilgi eksikliği veya kültürel yetersizlik değildir. Bilginin doğru kullanılmasını sağlayan esas unsur; sağlam bir iman, diri bir vicdan, sahih bir ahlâk, nefis terbiyesi ve Allah korkusudur. Bu esaslar zayıflayınca, doğru bilgiye sahip olan insanlar bile çoğu zaman yanlış tercihler yapabilmektedir.

    Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati şöyle ifade eder:

    “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)

    Yine başka bir âyette:

    “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı.” (Rûm, 30/41)

    Bu iki ilâhî ölçü göstermektedir ki sosyal bozulmanın kökü, insanın iç dünyasında başlayan bozulmadır. Dış dünyadaki krizler, çoğu zaman bunun bir neticesidir.

    Evet; medya yönlendirmesi, dijital bağımlılık, reklâm psikolojisi ve bilgi kirliliği çağımızın ciddi imtihanlarıdır. Ancak sağlam bir iman, sahih bir ilim, güçlü bir şahsiyet ve muhkem bir aile terbiyesi alan kimse, bu fırtınalar karşısında kolay kolay savrulmaz. Sorun yalnızca bilginin çokluğu değil; hikmetten, basiretten ve furkan vasfından mahrum oluşumuzdur. Zira Kur’ân, takvâ sahibi olanlara hakkı bâtıldan ayıracak bir ölçü (furkan) verileceğini haber vermektedir.

    Bu sebeple çözüm de sadece kültürel seviyeyi yükseltmekten ibaret değildir. Kültür elbette önemlidir; fakat kültürü istikamet üzere tutacak olan, vahyin rehberliğinde inşa edilmiş bir eğitim anlayışıdır. Eğitim; bilgi yüklemekten önce insan yetiştirmeyi, karakter inşa etmeyi, vicdanı diri tutmayı ve kul olma şuurunu kazandırmayı hedeflemelidir.

    Dolayısıyla aile, okul, cami ve bütün eğitim kurumları; çocuklara ve gençlere sadece bilgi değil, aynı zamanda hikmet, muhakeme, basiret, sorumluluk, doğruluk, emanet ve Allah’a karşı hesap verme şuuru kazandırmalıdır. Böyle bir nesil yetiştiğinde medya da, propaganda da, yanlış ideolojiler de onları kolay kolay yönlendiremeyecektir.

    Netice olarak ifade etmek gerekirse; sosyal problemlerin asıl çözümü, vahyin rehberliğinde iman, ahlâk, ilim, hikmet ve adalet ekseninde yeniden insan inşa etmektir. İnsan düzelmeden toplum düzelmez; toplum düzelmeden de kurumlar kalıcı şekilde ıslah edilemez. Islahın başlangıç noktası insanın kalbi, aklı ve vicdanıdır.

    Kaleminize bereket diliyor; bu kıymetli çalışmanızın, Kur’ân ve Sünnet’in rehberliğiyle daha da zenginleşerek geniş kitlelere ulaşmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyorum.