
Hz. Ali’ye, “Sizler namaz kılıyor, oruç tutuyor, ibadet ediyor, sorumlu, güvenli, duyarlı, güzel ahlaklı bir hayat yaşamak için kılı kırk yarıp habire uğraşıyorsunuz; oysa ya ahiret yoksa?” diyene Hz. Ali’nin cevabı;
— Senin dediğin gibi ahiret olmasa, ben sorumlu, ahlaklı, ibadetli ve edepli yaşamaktan ne kaybederim? peki ya ahiret varsa ki, mutlak var; işte o zaman kaybeden sen olursun. Zaten ahiret olsa da olmasa da kazanan hep ben, kaybeden sen olacaksın!… Bizim ibadetimiz, yalnız ahiret için de değil; dünya için, insanlar ve insanlık için, dünya ve varlıklar için ahlaklı, sorumlu, duyarlı, güvenli iyi bir insan olmamız içindir.
Bu dünyada Müslümanca yaşayamamanın tek büyük nedeni, tüm yaşanmışlıklarımızdan mutlak hesaba çekileceğimiz gerçeğini aklımıza, vicdanımıza, gündemimize almayışımızdır. Ama bakınca herkes, ahirete inandığını söylüyor; ama bu söylem, kimseyi Müslüman yapmıyor maalesef. Önemli olan ahirete/hesabın mutlaklığına iman etmektir. Yani hesaba çekileceğimiz bilinci ile sorumlu, duyarlı ve ahlaklı yaşamaktır. İnsanın sürekli yalan-yanlış iş yapmasını, konuşmasını, sorumsuz, duyarsız ve ilkesiz davranmasını engelleyecek tek çare, ahirete/mutlak adalete iman etmektir. Bir insan aynı haramları, hataları ve günahları sürekli işliyorsa, farzları (namaz, zekat, oruç, güvenilirlik, güzel ahlâk, sorumluluk vs.) hep terk ediyorsa, bu insanın ahirete/hesaba çekileceği gerçeğine imanı/güveni yoktur. O istediği kadar ahirete inanıyorum desin. “İNSANLARDAN ÖYLELERİ DE VAR Kİ, “Allah’a ve âhiret gününe inandık” der(ler); ama ONLAR MÜ’MİN DEĞİLLER.” (Bakara, 2/8) Bu laubali sözde inanç algımız karşısında sormadan edemiyorum: Peki ahirete iman, bir söylem mi, yoksa eylem mi? “Ben muhakkak dirileceğim. Ve ne yapıp ettiysem, her bir şeyden mutlak hesap vereceğim iman ve güvenim, başta namaz olmak üzere beni, ibadete yöneltmeli, haramdan, yalandan, hadsizlikten, haksızlıktan, içkiden, kumardan, zinadan ve tüm kötülüklerden beni mutlaka alıkoymalı ki, ahirete iman sözümün pratiğini, amelini, bu dünyada yaşamış olayım.” Zira ahirete iman, bir söylem değil; mutlak eylemdir.
Hayata çekidüzen vermek, dürüst, güzel ahlak ve güvenilirlik üzere yaşayabilmek için, sorumlu ve iyi insan olabilmek için, ahirete iman/güven zorunludur.
Günah işlemeyi hayat tarzı haline getiren insanın, ahirete iman etmiş olması söz konusu değildir. Bir insanın günah işlemesinden bahsetmiyoruz. Ama insan bir günahı, bir haramı, bir kötülüğü de sürekli yapamaz. Yapıyorsa ve bunları hayat tarzı haline getiriyorsa onun “ahirete inanıyorum!” demesi sadece kendi egosuna kuru bir teselli ve içi boş bir avuntudur. Çünkü insanın aynı şeyleri sürekli yapması olağan değildir. Bir haramın, bir günahın sürekli işlenmesi veya bir farzın mesela beş vakit namazın sürekli terki, o insanın ahirete görürcesine inanmamasının, ahirete iman/güven duymamasının açık sonucudur.
“İnsan sınanmadıklarının bülbülü, sınandıklarının dilsizidir.” derler. Ya bizim sınanma ve sorgulanmamızın akıbeti ne olacak? Elbette bu dünyada yapıp ettiklerimizin sınanma ve sorgulanması, mutlak adalet günü, ahirettedir. Onun için boşuna dememişler; SÖYLEMESİ KOLAYDIR, YAŞAMAYANA. Hele bir yaşayalım da görelim; el mi yaman, bey mi yaman?… Yok, yok bir yarış, bir atışma değil bu; sadece kendi kendimizle yarışmamız ve kendimizle hesaplaşmamızdır. Rabbimiz yalnız amel çetelemizi, hayat sicilimizi koyacak önümüze. Çaresiz kendimiz keseceğiz kendi fermanımızı. Ya “elhamdülillah, Allahu ekber!” diyerek göz aydınlığı yaşayacağız. “Sicili sağ eline tutuşturulan, haykıracak: “Gelin, hepiniz gelin! Şu sicilimi hele bir okuyun!” (Hâkka, 69/19)
Ya da “yandım Allah! ben ettim kendi kendime!” feryadı ile hüsranı/iflası yaşayacağız.
“Ve [o gün, herkesin dünyada yapıp ettiklerine dair] sicil(ler) önlerine konduğunda, suçluların orada (yazılı) olanlardan irkildiklerini görürsün; “Vah bize! Nasıl bir sicilmiş bu! Küçük, büyük hiçbir şey bırakmamış, her şeyi hesaba geçirmiş!” derler. Ve yapıp ettikleri her şeyi (kaydedilmiş olarak) önlerinde bulurlar; ve Rabbinin kimseye haksızlık yapmadığını da [anlarlar].” (Kehf, 18/49)
Daha Rabbim ne desin?…
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az…