islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3883
EURO
53,4166
ALTIN
6.898,89
BIST
15.133,54
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
23°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
23°C

TAĞUT OLAN LAİKLİK AKIL VE BİLİM DIŞI BİR HURAFEDİR

TAĞUT OLAN LAİKLİK AKIL VE BİLİM DIŞI BİR HURAFEDİR
24/02/2026 10:00
A+
A-

Makalemizin başlığı “Laiklik Hadi Din Düşmanlığı Değil, Dinsizlik de mi Değil” şeklinde  idi. Bizde olguların kendisi değil, dile getirilmesi yadırganır olduğu için başlığı hafifletmek istedik. Ama bu durum gerçeği değiştirmez.

AKIL  YÜKÜMLÜLÜK SEBEBİ VE İSLAM’I ANLAMANIN ARACIDIR

Aklı olmayanın dini yükümlülüğü olmayacağı için” akıllılık İslam’a muhatap olmanın olmazsa olmazıdır.

İslam da yasalarını Allah’ın akıllı insanlar için koyduğu dünya ve ahiret hayatını kuşatan bir hayat düzenidir.

Yönetim açısından bakılarak İslam’ı imanlı, erdemli ve liyakatli insanların Kur’an-Sünnet, ortak akıl ve ilmi veriler çizgisinde yönetimde bulunacakları, muhteşem bir yapı olarak da tarif edilebilir. (Tevbe 71; Nisa 68…)

Akıl, yükümlü olmanın ve İslam’ı anlamanın da ön şartı olmakla birlikte işlevselliği, İslam ile ayarlı oluşuna bağlıdır. (En’âm 106…)

LAİKLİĞİN TANIMI

Laiklik, genel kabul geren şekliyle şöylece de tarif edilmektedir:

“Laiklik devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil akla ve bilime dayandırılmasıdır.”

İslam aklı ve bilimi dışlıyormuş gibi böylesi bir tanımla akla ve bilime dayandırılmak istenen laiklik insanlar için aklî de,  bilimsel de olamaz.

HANGİ AKIL VE BİLİM?

Kaynağınız akıl mı? Peki hangi aklı ölçü alacaksınız? Çiftçi aklını mı, sanayici aklını mı, hukukçu aklını mı, mühendis aklını mı, ateist aklını mı deist aklını mı?

İslam vahyi ile yönlendirilmedikçe dayanılabilecek sabit bir akıl yok.

Bilime gelince…Bilim, yapısı gereği son sözü söyle (ye) mez, sonuçları laboratuvar bulgularına  göre değişir.

Bu sebeple akıl gibi bilme de dayanamazsınız.

Akla ve bilime dayandırılamayacak olan laiklik yalnızca hurafe bir inançtır.

İslam’ı ve Laikliği kafamıza göre tanımlayıp dinsizliğe meşruiyet zemini hazırlamamalıyız.

LAİKLİK DİNSİZLİKTİR

İslam, şerîat olarak devlet düzeni ve hukuk kuralları olarak da tanımlanabileceğine göre laiklik, bazıları tarafından din düşmanlığı olarak görül (e)) mese de özellikle yönetim açısından  İslam’ı dışlama  anlamına dinsizliktir. Üstelik akıl ve bilim dışılıktır.

Bizde yönetim planında uygulanagelen baskıcı, dışlayıcı ve ötekileştirici anlamına jakoben laikliğin din düşmanlığı olduğunda ise hiç şüphe yoktur.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Laiklik zaten “ La dinilik/dinsizlik” şeklinde doğru olarak tanımlanmıştır. Ne var ki laiklik günümüzde de açıkça “Dinsizlik” ifadesine yer vermeksizin de dinsizlik anlamına kullanılmaktadır. Bir önek üzerinden görelim:

“… Türk aydınlanması olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde laiklik salt hukuksal alanda din ve siyasetin birbirinden ayrılması olarak algılanmamış, sosyal alanda köklü bir ideolojik yenileşme amaçlanmış ve toplum hayatına yön vermede dini düşünce vicdanlara itilerek bilimsel düşünceyi esas alan bir toplum projesine öncelik verilmiştir. Türk Devrimi, terimin Hıristiyan anlamında bir reformasyon öngörmemekteydi, çünkü bu devrim her şeyden önce dinsel bir hareket değil, siyasal bir devrimdi. Bu bağlamda Türk Devrimi, akıldışı inanç ve dogmalara açık olmayan dünyevi ve laik bir olguydu. (Laiklik İlkesine Tarihsel Bir Bakış Dr. Osman Korkut Kanadoğlu)

İKİ YÜZLÜLÜK

İki yüzlülüğe alıştırıldığımız için doğruların söylenmesine hazımsızlık dönemimizde de devam ediyor. Oysa ki işsiz, dilsiz, yüreksiz, düzensiz ve ülkesiz  gibi kelimeler de görüldüğü üzere “…siz” eki “yokluk ve bulunmama” anlamlarına gelir. Buradan hareketle dinsizlik dinin yokluğu ve bulunmadığı anlamına gelir ki laikliği dinsizlik olarak nitelemekte yadırganacak bir durum yoktur.

LAİKLİKTEN ANLAŞILAN NEDİR?

“Türkiye laiktir laik kalacak” diyenler ülkemizin örneğin eğitim, hukuk ve ekonomik sisteminin maddeci temellerine dayandığını bilmiyorlar mı?

Ak Partisi iktidarında bile laikliğin evrensel hukuk ilkeleri ve demokratik talepler doğrultusunda yapılandırılması için atılım yapılmadığı bilincinde değiller mi?

Kişilerin özel hayatlarında yaşadıkları inançları ve yaşam ölçülerinin görülür olmasına dahi tahammülü olmayan insanlar için laiklik dinsizlik değil de nedir? Laiklik bir diğer anlatımla insanın insan tarafından sömürülmesine alan açmak değil midir?

Daha da basitleştirmek istersek laiklik Allah’a ve Kur’ân yasalarına yer vermeyen ve karşı çıkan bir yaşam;  içki – kumar – üryanlık – zina ve eşcinsellik serbestisi; faiz egemenliği; örtülü gerekçelerle sömürücü kişi ve kurumlar için yasa çıkarma özgürlüğü; tüm kutsalları ret, muhaliflerini dışlama ve ötekileştirip ezme…yani dinsizlik değil mi?

Dinsizliği diretenlerin dine düşman olması da doğal. Laiklikle doğrudan bir bağlantısı olmadığı için yalnızca bir seçim yöntemi olarak onayladığımız Cumhuriyet ile sömürülen yakın tarih dönemi bunun örnekleri ile doludur.

BU, BÖYLE GELDİ DİYE BÖYLE GİDEMEZ

Yeni Anayasa çalışmalarında değil AK Parti, dinsizliğe mail  laik CHP de İslam’ı ve tarihimizi içselleştirmeye mecburdur. Akıl da, bilim de ve hatalar toplamı olan tecrübe de bunu gerektirir.

Kur’ânî kavramları kullanırsak kâfirler var oldu ve olacaktır. Ama İslam’ı  şerîatinden soyutlayarak laikliğe payanda kılan, üstelik onu da sömüren bizden cahil ve bilinçsizleri, muhafazakâr yüreksiz siyasileri temsilcimiz kılmaya mecbur değiliz. Böyle biline.

Ali Rıza Demircan

MİRATHABER.COM -YOUTUBE-

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

Yorumlar
  1. Ahmet Ziya İbrahimoğlu dedi ki:

    Laiklik Tartışması mı, Kulluğun İstikameti mi?

    Muhterem Hocam,

    Yazınızı okurken zihnimde dolaşan soru şuydu:
    Bu ülkede hangi aklın yürürlükte olduğunu gerçekten bilmiyor muyuz, yoksa adını anmaktan mı imtina ediyoruz?

    “Hangi akıl?” diyorsunuz…
    Oysa yaklaşık bir asırdır devlet düzenini kuran, eğitimi biçimlendiren, hukuku çerçeveleyen, makbul vatandaşı tarif eden aklın adı bellidir: Kamalist akıl.

    Bu akıl yalnızca bir yönetim tarzı inşa etmedi; kamusal alanın sınırlarını çizdi, dinin görünürlüğünü tayin etti, meşru olan ile sakıncalı olanı belirledi. Tarafsız bir zemin değil bu; kurucu iradenin şekillendirdiği bir çerçeve.

    Tam burada insanın hatırına Rıza Tevfik’in o keskin sözü geliyor:
    “Saçak öpmeyenleri secde ettiren bir akıl…”

    Düne kadar padişah ve halifeye gösterilen hürmeti eleştiren bir devrin, itaat ve bağlılığı başka bir merkeze yöneltmesini anlatan veciz bir cümle… İtaat ortadan kalkmamış; yalnızca istikameti değişmiştir.

    Eğer tartıştığımız akıl buysa, “hangi akıl?” sorusu cevapsız değildir. Cevap, tarih içinde müşahhaslaşmıştır.

    “Laiklik akla ve bilime dayanır” denildiğinde itiraz ediyorsunuz. Elhak, burada kastedilen akıl vahiy ile irtibatlı değildir. Türkiye pratiğinde bunun karşılığı, kurucu ideolojinin belirlediği çerçevedir. Makbul olanı tayin eden, sınırı çizen, dışına çıkanı hizaya çağıran bir akıl.

    “Laiklik dinsizliktir” hükmünüz tartışmayı en keskin çizgisine taşıyor. Serttir; fakat bu toprakların yaşadığı tecrübeler göz önüne alındığında bütünüyle mesnetsiz de değildir. Başörtüsü yasakları, katsayı uygulamaları, inancı görünür kılanlara reva görülen muamele hafızalarda hâlâ canlıdır. Bunlar nötr bir zeminin değil; yönü belirlenmiş bir zihnin izleridir.

    Fakat artık mesele yalnızca bir kavram tartışması değildir; bir zihniyet muhasebesidir.

    Devletin aklı, milletin inancına sınır çizmeye kalktığında özgürlük sözleri inandırıcılığını kaybeder.
    Beşerî bir çerçeve dokunulmaz kılındığında akıl hakikati aramaz; onu korur.

    Bugün soru şudur:

    Eğer bir ülkede putlaştırılanların huzurunda eğilmek ilericilik,
    Allah’a secde etmek gericilik sayılıyorsa;
    orada mesele laiklik değil, kulluğun istikametidir.

    İtaat şekil değiştirir;
    isimler değişir;
    kulluk değişmez.

    Mesele, kimin önünde eğildiğimizdir.

    Kaleminize kuvvet Hocam.
    Kamalist aklın gölgesinde, saçak öpmek ile secde etmek arasındaki farkı hatırlatmak kolay iş değildir.

    Unutulmamalıdır:
    Secde, eninde sonunda yalnızca Allah’a yapılacağı görülecektir.

  2. Abdullah Yıldız dedi ki:

    Cesur bir yazı Ali Rıza Hocam, Allah razı olsun.