islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5710
EURO
18,5552
ALTIN
1.029,86
BIST
3.458,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
20°C
Perşembe Az Bulutlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C

TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN BİR ESİNTİ…

TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN BİR ESİNTİ…
15.09.2022
A+
A-

Tarihin derinliklerinden gelen bir esinti yaşadım 11 Eylül Pazar günü. 741. Düzenlenen Ertuğrul Gazi’yi anma törenlerinde, II. Abdülhamid Han’ın torunu ve Devleti Aliyye ocakları başkanı Sayın Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu’nu Söğüt’te misafir etmenin verdiği heyecan ile gelen bu esinti, yüreğimi ferahlatan bir esintiydi…

Bu esinti, Ertuğrul Gazi’den geliyordu, Osman Gazi’den geliyordu, Fatih Sultan Mehmet’ten geliyordu, Kununi’den geliyordu, II. Abdülhamid Han’dan geliyordu, Vahideddin’den geliyordu… Huzur veren bir esintiydi bu…

Yadırgamayın beni… Ya da yadırgayın umurumda bile değil… Bendenizi rahatlatan bu esinti, II. Abdülhamid Han’a kızıl sultan diyen Fransızların, Vahdettin’e vatan haini damgası vuran İngilizlerin, Kraliçelerine ve Krallarına gösterdiği saygı ve sevgiden daha farklı bir duyguydu…

Kraliçenin cenazesinin geçtiği yerlerde yol boyuna toplanan ve gözyaşı döken insanları, traktörleri ile saygı duruşuna geçen çiftçileri görünce, ecdadımızın emaneti olan insanlara sahip çıkmanın esintisiydi bu…

Tarihimize sahip çıkmanın esintisi bir nebze de olsa rahatlattı beni…

Zulüm 1453’de başladı diyenlere inat, II.Abdülhamid Hanı kızıl sultan ilan edenlere inat, Vahideddin’e  vatan haini damgası vurmaya çalışanlara  inat, tarihin derinliklerinden gelen ve mutluluk veren bir esintiydi bu…

Mutlu oldum… Bu tarihi esinti yüreğimi o kadar rahatlattı ki…

Medeniyetler kuran ve dünyaya insan hakları, hayvan hakları, kadın hakları konusunda örnek olmanın esintisiydi bu…

  1. Yüzyıla kadar saraylarında tuvaletin bile olmadığı batıya, tuvaleti ve yıkanmayı öğreten bir medeniyetin esintisiydi bu…

Yine 19 Yüzyıla kadar, “kadın insan mıdır değil midir, kadın İncil’e el sürebilir mi süremez mi?” diye tartışan Batı’ya, insan hakları konusunda ders veren ve öncülük eden bir medeniyetin esintisiydi bu…

1492’de İspanya da Yahudiler ve Müslümanlar katledilirken ve bütün dünya bu katliama seyirci kalırken, Yahudilere Osmanlı devletinin sahip çıkması ve taa o zaman insan hakları konusunda dünyaya ders veren ecdadımızın esintiydi bu…

1453 yılında İstanbul’un fethiyle gönüllerin fethine kapı aralayan Fatih Sulatan Mehmet’in, Peygamberimiz (sav)’in Medine sözleşmesini referans alarak, bütün din mensuplarını dini ve sosyal yaşayışların da serbest bırakmasının verdiği huzur ve mutluluğun esintisiydi bu…

Millet olabilmek için ortak bir tarih anlayışına sahip olmak gerektiğinin bilincinde olan ama ortak tarihi olmayan toplumların uydurma tarih hazırladığı bir dünyada; Ertuğrul Gazi’nin huzurunda onun torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu ile birlikte, sessizce, Osmanlı gibi medeniyet kuran bir ecdada sahip çıkmak, hatırlamak ve yâd etmek bendenize huzur veren bir durumdu.

Hiçbir kimsenin ve hiçbir dönemin la-Yüs’el olmadığının bilinciyle yüreğimi rahatlatan bu esinti, gün gelir rüzgara dönüşür ümidiyle dua ettim Ertuğrul Gazi’nin kabri başında…

Yüzyıllarca İslam alemine Haçlı seferleri düzenlemeyi, insanları katletmeyi ve sömürmeyi medeniyet sayan, kendisinden başka millet ve din mensuplarını insan yerine bile koymayan; Batının batık kültürüne baş kaldırmayı kulaklarıma fısıldayan bir esintiydi bu…

Ertuğrul Gazi’nin kabri başında dua ederken, kulağıma i’lây-i Kelimetullah diye fısıldadı bu esinti… Ben de “Kızıl Elma” diye cevap verdim bu esintiye…

Sonra beynimde şimşekler çaktı ve… Evet, bulmuştum Osmanlı’nın başarısında ki sırrı… Parola “i’lây-i Kelimetullah’dı, Kızıl elmaydı”

Sonra yüreğimi rahatlatan ve huzur veren bu esintiye Bir soru sordum:

“Sen, mutluluk ve huzur veren esinti! Rüzgâra dönüşebilir misin?”

Esinti, tebessüm ederek yüzüme baktı ve:

“Bu sana bağlı” dedi.

 

TUNÇ SOYER’E BİR SORU

Kurtuluş savaşının Yunanlılara değil de Osmanlı’ya karşı verildiğini söyleyecek kadar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olan siyasilerin ve insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz…

Cehaletin daniskası…

1908 yılında padişahı darbeyle indirip, koskoca Osmanlı’nın başını yedikten sonra savaşı kaybedince, Alman denizaltısıyla kaçan ittihatçıları, Tunç Soyer nereye koyuyor ve nasıl tanımlıyor acaba?

Selam, saygı ve muhabbetlerimle….

Şaban DOĞAN

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.