
Doğarsın, ağlamak istemsizce yaptığın en anlamlı eylemin olur. Bir başkaldırı örneğidir bu ilk haykırışın. Merhaba, dediğin dünyanın saldırısına maruz kalmaya isyanındır bir nevi. Ve aynı zamanda çevreni saran sevdiklerine, beni yalnız bırakmayın, mesajını verirsin ağlayarak. Herkes etrafında pervaneyken isyanını anlatmak için seçtiğin yolu çoğu anlamaz. Doğuşunla başta ebeveynlerinin sonra da sevdiklerinin hayatını değiştirirsin.
Zaman ritmik saymalarını sürdürürken sen de sana sunulan desteklerle fiziksel ve ruhsal değişimlerini sürdürürsün. Önce emekler, sonra yürürsün. Bu yürüyüşünün farklı anlamlar içereceğini sonraları öğrenecek ve daha iyi anlayacaksın. Sen çoğu zaman ‘e sesine yaslanarak’ uyurken çevrendekiler, ağzından çıkacak anlamlı ilk kelimenin ne olacağını merak eder ve o merak içinde sabırla beklerler. Sonra bir gün tekrarladığın bir hece dökülür dudaklarından: Baba. Senin için anlamsız gibi görünen bu heceyi haftalar, aylar hatta yıllarca özlemle bekleyenler var oysa. Baba, ne güçlü ve sihirli bir kelime.
Baba nedir, bilir misin? Önceleyendir. Ama kendini değil çocuklarını ve eşini önceleyendir. İkinci planda kalmayı sorun etmeyen bir gölgedir o. O nedenle kamyon arkası yazılarda ‘gölgesi yeter’ ibaresi yazılır bazen o kastedilerek. Bir daha asla yaşanmamasını temenni ettiğimiz Şubat depremlerinde kendisine yardım ve ikram olarak verilen bisküvileri enkaz altında kalan ve oradan çıkıp çıkmayacağı belli olmayan çocuğu için saklayan kocaman bir yürektir baba.
Baba nedir, bilir misin? Sönmüş görünen ancak içten içe kaynayan bir volkandır o. Mevzulara kayıtsız kaldığı düşünülen ama aslında onları bir şekilde ve kimseye hissettirmeden çözmek için çabalayandır o. ‘Hallederiz’ cümlesini öylesine söylemiş gibi görünse de İsviçre çakısı gibi çok yönlülüğüyle gerçekten sorun çözücü olur çoğu zaman. İstisnai durumlar da olur zaman zaman elbette. Ancak burumlar onun müstesna kişiliğe sahip oluşunu değiştirmez.
Baba nedir, bilirsin misin? Bazen evin en çatık kaşlısı bazen de herkesi güldüren palyaçosudur. Anneler onunla korkuturlar evlatlarını, çatık kaş devreye girer o zaman. Düşen suratlar dayanamaz koca yürek bu kez de evlatların en iyi oyun arkadaşı olur. Kâh sırtına binilir, kâh omuzlarına çıkılır. Bir meddah edasıyla rolden role, kılıktan kılığa girer bazen. Bazen de detone oluşuna aldırmaksızın bildiği şarkı, türkü ne varsa söyler çocuklarına. Yepyeni oyunlar icat eder bir çırpıda. Bir kurmaca ustası oluverir bir anda. ‘Umudunu Kaybetme’ filminin etkileyici hikâyesini burada anmak isterim.
Bir de Tevfik Fikret’in ‘Balıkçılar’ şiiri; babaların yaşadığı duyguları anlamamıza yardımcı olur, diye düşünürüm. Baba nedir, sorusunun cevabını bu coğrafyada yaşayan pek çok kişi Halepçe katliamı ile özdeşleşmiş fotoğraf karesi ile verir. Evladını korumak üzere gövdesini ona siper ederek üstüne kapanan babanın fotoğrafıdır bu. Yine asli coğrafyamızın pek çok noktasında zalimlerce işlenmiş zulümlerin acılarını anlatan fotoğraflarda babalar da öne çıkar, evlatlar ve anneler kadar. Baba bir nevi belaları üstüne çekerek evlatlarının zarar görmemesi için uğraşan bir belatoner vazifesi görür âdeta.
Bütün bunlardan farklı olarak biyolojik olarak baba olan lakin bunun dışında babalık vazifesine iğne ucu kadar yaklaşmayan nice insan görünümlü bireylerin varlığını da burada anmak isteriz. Evlatlarına acı çektirmek dışında hiçbir iş yapmayan bu insan müsveddelerinin varlığı baba kavramını kirletmez elbette.
Tekrarlanan iki hecenin içinde sonsuz duygular gizlidir zira. Baba bir duygu hazinesindir. Bu gizli defineyi ortaya çıkarmak için sıcak bir bakış, içten bir tebessüm ve biraz empati yeterlidir. Gönül işçileri bu malzemelerle ne çok katı yüreği yumuşatmış ne çok girilmez kaleleri fethetmişlerdir.
Onları kaybettiğimizde eksikliklerini daha derinden hissederiz. O nedenle babası yaşayanlar, onlar hayattayken her gün ama her gün onlara sarılmak için bahaneler üretin. Sonra çok geç olabilir. Kötü bir şey yapmayın, diye üzerinize dikilen o bir çift gözü çok ararsınız da bulamazsınız sonra. Hep ikinci planda kalan babalar, yerlerinden rahatsız değiller sadece hak ettikleri ilgiyi görmek isterler.
Cemal Süreya’nın “Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?” şiiri, babasının ölümünün şair üzerinde yarattığı derin acıyı ve kaybı anlatan bu duygusal metnin bir kısmını buraya alıyorum: Sizin hiç babanız öldü mü? / Benim bir kere öldü kör oldum / Yıkadılar aldılar götürdüler / Babamdan ummazdım bunu kör oldum. Babalar Günü mü, o bizim dünyamızda geçerliliği olmayan, sevgi ve saygıyı bir güne indirgeyen kapitalizmin tüketim oyunudur. Biz sürekli sevgimizle bu oyunları bozarız.
EYYUP YÜKSEL
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-
Yüreğine sağlık amca o güzel yüreğinden öpüyorum