islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
31,0391
EURO
33,6226
ALTIN
2.032,18
BIST
9.374,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
18°C
İstanbul
18°C
Açık
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
15°C
Pazartesi Çok Bulutlu
13°C
Salı Az Bulutlu
15°C

TOPLUMDA DERİNLEŞEN KAYGILAR

TOPLUMDA DERİNLEŞEN KAYGILAR
1 Ağustos 2022 10:25
A+
A-

İster halk olsun, ister aydın olsun, ister kişiler ve toplum olsun, tüm kesimler, bugün elle tutulur, gözle görülür ve duygularda hissedilir bir kaygı içindedirler. Bunun en somut ve sosyolojik belirtisi, birkaç kişi bir araya geldiğinde ya da toplandığında, hemen politik bir tartışmanın ve karşılıklı suçlama yarışının başlamış olduğunu görmekteyiz.

Kaygıları, sadece hayat pahalılığına, ekonomik duruma ve iyi gitmeyen eğitim sistemine bağlamak doğru değildir. Ayrıca ekonomik durumu çok iyi olan ve yurttaşlık bilinci, yoksulların sıkıntısını da günübirlik bir kaygı haline getirecek derecede keskinleşmemiş olan kişilerde de aynı kaygıyı görülmektedir.

Yoksuldaki yerleşmiş ve oluşmuş tevekkül duygusundan yoksunluğu da eklemiş olursak görülecektir ki, ortalıkta dolaşan ve hepimize bulaşan kaygı, yaygın haldedir ve tüm kesimlere sirayet etmiş bir durumdadır.

Bugün A’dan Z’ye toplumun tüm fertlerinde gözlenen kaygı, yeni ölü çıkmış bir mahalledeki tedirginlik gibi gözle görülecek tarzda etrafımızı sarmış ve yaygın hale gelmiştir.

Fakir kitledeki bugünün ve yarının endişesi, öğrencideki isyan ve başkaldırı duygusu, politikacıda onmaz ve dinmez muhalefet etme şekli, iktidardaki usanmaz bir savunma refleksi şeklinde beliren ve ortaya çıkan hırsı, hep aynı kaygılardan beslendiği görülmektedir.

Peki, hepimizde ileri geri adım attıran, güldürücü ya da ağlatıcı durumlar sarkacında bizi sallayan bu sıkıntının kaynağı nedir? Farkında olsak da olmasak da düşüncemizin arka planında duran, neredeyse çocuklarda bile görülecek olan bu kaygı, aslında ve temelde bir “devlet kaygısı”ndan kaynaklanmaktadır.

Bir kara sevda şeklinde beliren ve ortaya çıkan bu kaygı, aslında kendini içinde bulamadığı bir “idare ve devlet düzeni”nin kendi vücuduna değmesini, eroin bulamayan bir eroinman gibi, gelecekten çekip almasını istemek arzusu gibidir.

Bugün toplumun hemen hemen tüm bireylerinin kiminde geçmişe özlem, kiminde bitmez tükenmez bir karamsarlık, kiminde opurtünizme varan bir boş verme, kiminde bir ideoloji pınarına sığınma şeklinde görünen ve hep aynı kaygının bir çıkış ve kurtuluş yolunun aramasından başka bir şey değildir…

Toplumun ayağının altındaki toprak sallanıyorsa, devlet başındakilerden olağanüstü bir güç umulur her zaman… Her devletin gelişmesinde, o devletin kendisi hakkında bir hüküm çıkarması mümkündür. Devletin tarihi hedefleri ve programları, bu hükümden beslenir, büyür ve gelişir. Her devlet, niçin var olduğunun bilincini taşırsa, daha çok var olur, daha çok yerinde oturur, yanlışlarından daha kolay, daha çabuk ve daha az zararla dönebilir.

Bugün böyle mi? 50 yıldır süren ve inatla silahla çözeceğini düşünen bir devlet aklı vardır. Bu anlayış, Kürt meselesinde bir arpa boyu yol alabilmiş midir? Dış politikada sürekli bir gelişme ve devinme çizmiyor mu? Kurumlar, birbirine hatta kendi gelişimine zıt doğrultularda kırık ve çapraz çizgiler içinde bunalmıyor mu?

Günümüzde, kültür ve uygarlık seçiminde bir sarkaç gibi sallanıyor devlet… Tolum ve onu oluşturan kişiler, için için eskilerin ince hastalık dedikleri bir ağrı  taşıyor adeta….

Devlet, sadece var olmak ve varlığını sürdürmek için uğraşmakta, fakat başka işlevlerinin de olduğunu unutmuş gibi görünmekte… Ancak, kaporal (onbaşı) kültürüne sahip aydınlar ve kendi çıkarlarını önceleyen politikacılar, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar ve her türlü baltalamalara rağmen halkların, kendi değerlerine olan bağlılıklarını sürdürmeleri ve bu değerlerini yitirmemeleri, bu çatışma döneminde kendi aydın kadrolarını yetiştirmeleri kaçınılmazdır artık… Bunlar, aydınlık bir devlet kavaramı ve görüşüyle donanmış olarak devletin hayat kaynaklarının başına yerleştirebilirse, bu sadece ülkemizin kurtuluşu olmayacak, Ortadoğu ve hatta bütün İslam dünyasının kurtuluşu olacaktır. Böyle bir durum ve girişim, artık tarihi ve aktüel bir zarurettir…

 

ŞAKİR DİCLEHAN 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.