
ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasında savaşı sona erdirmeyi amaçlayan 14 maddelik mutabakat metnini elektronik ortamda imzaladı. Taraflar arasında imzalanan mutabakatın yürürlüğe girdiği duyuruldu.
Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump‘ın anlaşmayı imzaladığı bildirildi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de mutabakat metninin İran ve ABD liderleri tarafından imzalandığını açıkladı.
ABD‘li üst düzey bir yetkili, düzenlediği telekonferansta basın mensuplarına anlaşmanın ayrıntılarını aktardı. Yetkili, 14 maddeden oluşan mutabakat metninin tamamını incelediğini belirterek, İran‘ın bu anlaşmayla nükleer silah edinmeyeceğini kabul ettiğini söyledi.
Açıklamaya göre, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, İran‘ın elindeki zenginleştirilmiş nükleer stokların tasfiyesi ve dondurulmuş fonlarının serbest bırakılmasına ilişkin süreçlerin de müzakere edilmesi kararlaştırıldı.
Mutabakatın ilk maddesine göre taraflar, Lübnan dâhil tüm cephelerde askerî operasyonların derhal ve kalıcı şekilde sona erdirildiğini ilan edecek. ABD ve İran, birbirlerine karşı yeni bir savaş veya askerî operasyon başlatmamayı taahhüt edecek.
Anlaşmada ayrıca her iki tarafın da birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesi, iç işlerine müdahale etmemesi ve nihai anlaşmanın en geç 60 gün içinde tamamlanması öngörülüyor.
Mutabakat kapsamında ABD, İran‘a yönelik deniz ablukasını kaldırma sürecini başlatacak ve bu uygulamayı 30 gün içinde tamamen sonlandıracak. Ayrıca ABD‘nin İran sınırlarına yakın bölgelerde bulunan askerî unsurlarını nihai anlaşmanın ardından geri çekmesi planlanıyor.
İran ise ticari gemilerin İran Körfezi ile Umman Denizi arasında güvenli geçiş yapabilmesi için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirecek. Hürmüz Boğazı’ndaki gelecekteki denizcilik ve yönetim düzenlemelerinin ise bölge ülkeleriyle yapılacak görüşmeler sonucunda şekillendirilmesi hedefleniyor.
Mutabakatın dikkat çeken maddelerinden biri de İran’ın ekonomik kalkınmasına yönelik taahhütler oldu. ABD’nin bölgesel ortaklarıyla birlikte İran’ın yeniden inşası ve ekonomik gelişimi için en az 300 milyar dolarlık bir plan hazırlamayı kabul ettiği belirtildi.
Bu planın uygulanmasına ilişkin ayrıntıların, taraflar arasında 60 gün içerisinde imzalanması öngörülen nihai anlaşmada netleştirileceği ifade edildi.
Anlaşma kapsamında ABD, Birleşmiş Milletler kararlarıyla bağlantılı yaptırımların yanı sıra İran’a yönelik tek taraflı yaptırımların kaldırılmasını müzakere etmeyi kabul etti.
Ayrıca İran’a ait dondurulmuş veya kısıtlanmış fonların kullanıma açılması, İran petrolünün ihracatına yönelik muafiyetlerin sağlanması ve finansal işlemler üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması da mutabakatın önemli başlıkları arasında yer aldı.
Mutabakatın nükleer programla ilgili bölümünde İran, nükleer silah geliştirmeyeceğini bir kez daha teyit etti. Taraflar, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının tasfiyesi ve nükleer faaliyetlerin denetlenmesi konusunda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde çalışılması konusunda uzlaştı.
Nihai anlaşma imzalanıncaya kadar İran mevcut nükleer program seviyesini koruyacak, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgeye ilave asker sevk etmeyecek.
Mutabakatın son maddesine göre, taraflar arasında hazırlanacak nihai anlaşma bağlayıcı bir karar hâline getirilmek üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından onaylanacak.
Anlaşmanın uygulanmasını denetlemek amacıyla ortak bir yürütme mekanizması kurulacak ve taraflar nihai anlaşmanın hayata geçirilmesi sürecini birlikte takip edecek.
HABER YORUM

Amerika ile İran arasında yapılan barış anlaşmasının sahaya ne kadar yansıyacağını şu an için bilemiyoruz. Zira İsrail yönetimi, yapılan anlaşmanın kendilerini bağlamayacağı yönünde açıklamalar yapıyor. Bölgedeki gerilimin tamamen sona erdiğini söylemek için henüz erken.
Ancak varılan bu mutabakat metninde gün gibi aşikâr olan bir gerçek var…
O da Amerika’nın “yenilmezlik algısının” yerle yeksan olduğu gerçeğidir.
ABD ve İsrail;
-İlk etapta İran’da sokakları karıştırarak rejimi yıkmayı hedefledi.
-Netanyahu denilen cani bile çıkıp İran halkını rejimden kurtaracaklarını açıkladı.
-Tüm bunlar söylenirken Venezuela Devlet Başkanı Maduro örneği gündeme taşındı.
-Zaten yıllardır ambargo altında bulunan ve kaynaklarına el konulan İran’a yönelik ekonomik kuşatmanın daha da artırılacağı ilan edildi.
-Askerî tehditler havada uçuştu.
-İran’ın bölgesel etkisinin tamamen sona erdirileceği iddia edildi.
-Ve hatta Amerika savaş bakanı tarafından resmen İslam düşmanlığı yapılarak, Şii’lerden sonra sıranın Sunni’lere geleceği açıklamaları yapıldı…
Fakat sonuçta ne oldu?
İran’ın teslim olduğu bir tablo ortaya çıkmadı.
Tahran yönetimi yıkılmadı.
Ülke parçalanmadı.
İran ordusu dağılmadı.
Aksine, bütün dünyanın gözleri önünde Amerika, yıllardır “şer ekseni”, “terör destekçisi”, “tehdit unsuru” olarak tanımladığı bir ülkeyle masaya oturmak ve anlaşma imzalamak zorunda kaldı.
Bu durumun tek başına bile uluslararası siyasette ciddi anlamlar taşıdığı kanaatindeyim.
Çünkü burada sadece İran ile Amerika arasında imzalanan bir mutabakat söz konusu değildir.
Asıl mesele; dünyanın uzun yıllardır maruz bırakıldığı “Amerika isterse yapar”, “Amerika isterse devirir”, “Amerika isterse haritayı değiştirir” algısının ağır yara almış olmasıdır.
Afganistan’da yaşananlar, Irak’ta yaşananlar, Suriye’de ortaya çıkan tablo ve şimdi İran konusunda gelinen nokta gösteriyor ki; askeri güç her zaman siyasi sonuç üretmeye yetmiyor.
Elbette İran’ın eksikleri, yanlışları ve eleştirilecek birçok yönü vardır. Ancak bugün tartışılan konu İran’ın iç politikası değil; küresel güç dengelerinin değişmeye başlamasıdır.
Belki de bu anlaşmanın en önemli sonucu, metindeki maddelerden çok dünyaya verdiği mesaj olacaktır:
Hiçbir güç mutlak değildir.
Hiçbir imparatorluk sonsuza kadar yenilmez değildir.
Ve hiçbir millet de sadece tehditlerle teslim alınamaz.
Önümüzdeki günlerde bu anlaşmanın ne kadarının uygulanacağını göreceğiz. Ancak şimdiden söyleyebiliriz ki; bu sürecin, yalnızca İran-Amerika ilişkilerinde değil, küresel güç dengelerinde de yeni bir dönemin kapısını aralama ihtimali yüksek.
Amerika ile İran arasında yapılan barış anlaşması, sahaya ne kadar yansır şu an için bilemiyoruz. Zira İsrail, yapılan bu anlaşmanın kendilerini bağlamayacağı açıklamalarını yapıyor…
Ama varılan bu mutabakat metninde gün gibi aşikar olan bir gerçek var…
O da Amerika’nın yenilmezlik algısının” yerle yeksan olduğu gerçeğidir…
Sonuç olarak;
Dünyaya korku salarak her istediğini yaptırabileceğini düşünenler, sonunda oturup müzakere etmek zorunda kalmışlardır.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“İşte o günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz…” (Âl-i İmrân, 3/140)
Evet…
Gün gelir güç sahipleri zayıflar, gün gelir zayıf görülenler direnerek sabır ve metenetle ayakta kalır.
Gün gelir tehdit edenler masaya oturur, gün gelir tehdit edilenler şartlarını kabul ettirir.
Çünkü nihai hüküm ne Washington‘ındır, ne Tel Aviv‘indir, ne de başka bir gücündür.
Nihai hüküm, mülkün gerçek sahibi olan Allah’ındır.
Tarihin bize öğrettiği en büyük hakikat de budur.
İSLAMİ HABER “MİRAT”