
Ortadoğu’da jeopolitik gerilim tırmanırken Türkiye kendisini doğrudan bir savaşın içinde değil, ancak stratejik bir kuşatmanın tam merkezinde buluyor. Ankara ne Batı’nın askeri aparatı olmayı kabul ediyor ne de İran eksenine eklemlenen bir hat izliyor. Bu ara pozisyon, Türkiye’yi hem en riskli hem de en kritik aktörlerden biri haline getiriyor.
Türkiye bugün cephede değil; ancak cephelerin kesişim noktasında bulunuyor.
Haritaya bakıldığında Türkiye yalnızca bir ülke değil, kıtalar ve kriz bölgeleri arasında stratejik bir kilit taşıdır.
Türkiye;
• Ortadoğu
• Kafkasya
• Balkanlar
• Doğu Akdeniz
arasındaki jeopolitik geçiş hattını kontrol eden merkez ülkedir.
Bu nedenle:
• ABD için vazgeçilmez bir NATO müttefiki
• İsrail için dikkatle izlenmesi gereken bölgesel güç
• İran için dengeleyici komşu
• Rusya için zorunlu stratejik ortak
konumundadır.
Böylesi bir coğrafi ağırlık, Türkiye’yi edilgen değil belirleyici bir aktör haline getiriyor.
Türkiye NATO üyesi olarak Batı güvenlik mimarisinin resmî parçasıdır. Ancak son yirmi yıl Ankara’ya önemli dersler verdi:
• Irak savaşı
• Suriye krizi
• PKK/YPG’ye verilen destek
Bu gelişmeler Türkiye’ye şunu gösterdi:
ABD’nin müttefikliği stratejik değil, çıkar temellidir.
Bu nedenle Ankara:
• Doğrudan askerî angajmandan kaçınır
• Üslerin sınırsız kullanımına mesafeli yaklaşır
• “Güvenlik” gerekçelerini otomatik olarak kabul etmez
Türkiye için Washington ile ilişkiler zorunlu; fakat sınırsız değildir.
İsrail açısından Türkiye;
• Kontrol edilmesi zor
• Bölgesel etkisi yüksek
• Halk desteği güçlü
bir aktördür.
Gazze savaşı ve İran gerilimi, Ankara–Tel Aviv hattındaki kırılgan dengeyi daha da sertleştirdi. Türkiye, İsrail’in bölgesel genişleme stratejilerini yalnızca diplomatik bir mesele olarak değil, doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak okumaktadır.
Bu durum iki ülkeyi açık çatışmaya sürüklemese de stratejik rekabeti derinleştirmektedir.
Türkiye–İran hattı tarihsel rekabet ile zorunlu komşuluk arasında şekillenmiştir.
İlişkilerin temel karakteri:
Ne tam ittifak
Ne açık düşmanlık
Ortak noktalar:
• Bölgenin dış müdahalelerle parçalanmasına karşı duruş
• Devlet bütünlüğü ve sınır güvenliği hassasiyeti
Ayrışma alanları:
• Suriye politikası
• Mezhepsel nüfuz rekabeti
• Bölgesel liderlik mücadelesi
Ankara, İran’a yönelik bir yıkım senaryosunun bölgesel domino etkisi oluşturacağını ve sıranın kendisine gelebileceğini hesap eden bir güvenlik refleksiyle hareket etmektedir.
İran merkezli bir savaşın büyümesi halinde Türkiye doğrudan etkilenir.
Çünkü:
• Enerji hatları Türkiye üzerinden geçmektedir
• Ticaret koridorları Türkiye’ye bağlıdır
• Güvenlik dengeleri Türkiye sınırlarında kırılgandır
Daha kritik senaryolar ise şunlardır:
• İran’ın zayıflaması
• Irak’ın tamamen dağılması
• Suriye’nin kalıcı biçimde parçalanması
Bu gelişmeler Türkiye’yi yalnızca komşu değil, doğrudan hedef ülke konumuna iter.
Bu yüzden Ankara için mesele İran’a yakınlık ya da uzaklık değildir.
Asıl mesele, bölgesel çöküşün Türkiye’yi içine çekme ihtimalidir.
Batı merkezli ekonomik düzen Türkiye’yi ikili bir stratejiyle yönetir:
• Tam bağımsız bir güç olmasını istemez
• Ancak tamamen kaybetmeyi de göze alamaz
Bu nedenle uygulanan politika çoğu zaman şudur:
Baskı + İş Birliği
Tehdit + Pazarlık
Kriz + Finansal Destek
Türkiye ise bu denklemin içinde denge politikası izler:
Ne bütünüyle boyun eğmek
Ne de radikal kopuş yaşamak
Ankara’nın amacı; sistem içinde kalarak alan açmak ve stratejik özerkliğini korumaktır.
Türkiye bugün:
• Savaşa doğrudan girmemeye çalışan
• Ancak savaşa zorlanabileceğini bilen
• Kuşatmayı gören
• Fakat henüz kırılmayan
bir ülkedir.
Bu nedenle İran savaşı Türkiye için dış politika başlığı değil, bir gelecek senaryosudur.
Ortadoğu’daki kuşatma daraldıkça Ankara iki seçenekle karşı karşıya kalacaktır:
Denge kuran özne olmak
veya
Küresel güçlerce yönlendirilen nesneye dönüşmek
Türkiye’nin önündeki asıl sınav budur.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Bu resim, “Türkiye merkezli” çekilmiş, “yerli ve milli”dir, dolayısıyla Türkiye’nin milli çıkarlarını referans almaktadır.
Peki, aynı resim “ümmet”in izzeti ve felahını, “insanlar için çıkarılmış, ma’rufu emreden, münkerden sakındıran “hayırlı ümmet” perspektifinden çizilse, nasıl bir tablo çıkardı?