islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1847
EURO
52,8022
ALTIN
6.674,07
BIST
14.311,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
13°C
Pazartesi Çok Bulutlu
15°C

TÜRKİYE MÜSLÜMANLARI YENİDEN İMAN ETMELİYİZ

TÜRKİYE MÜSLÜMANLARI YENİDEN İMAN ETMELİYİZ
07/03/2026 10:30
A+
A-

TÜRKİYE MÜSLÜMANLARI YENİDEN İMAN ETMELİYİZ

Asıl olan İslam Dini’nin inanç  esaslarına imandır. İmanlı ölüm  Cennet, imannsız ölüm Cehennem’dir. Bu sebeble ne derece günahkâr olursa olsun bir mümini bir ateist ve deistle kıyaslayamayız. Ama “Kabe’de Hacılar” türü  bir ilahi ile mutlu olacak hale geldiysek imanımızı ve yaşamımızı sorgulamalıyız.

Bismillah…

Şimdi size Türkiye’nin en dindar kişi ve kurumlarını sayınız desem…

Tatlımsı ama faydasız ve amaçsız konuşmaları sebebiyle bazılarınız falancı;  sakalı, sarığı ve cübbesi nedeniyle  bazılarınız  da filancıdır, der yani menkıbecileri ve hurafecileri söyler.

Mensubu olduğu için Diyanet  diyenler  olur.

İslam’ı öğrettikleri zannıyla İlahiyat fakülteleri diyenler çıkabilir.

Çok büyük çoğunluk ise Menzil, İsmailağa, İskenderpaşa ve Erenköy cemaati ve diğerlerini sayar  ve onların şeyhleri ve bağlılarını da Cennetlik olarak  niteler.

Bu kişiler ve kurumlar da bir hakikat üzerindeymişler gibi kendilerini farklı ve ayrıcalıklı konumda görürler.

İstisnalar elbette vardır ama kuralı bozmaz.

GERÇEK İSLAM’IN UZAĞINDADIRLAR

Bunlar yetişme tarzları sebebiyle İslam Dini’ni yalnızca kişisel yaşamla alakalı bir inanç ve ritüeller dizisi gibi görürler. Yasalarını alemlerin Rabbi olan Allah’ın koyduğu insan hayatını itikadi, siyasi, iktisadi, hukuki  ve sosyal yönleriyle kuşatan bir hayat düzeni olarak tanımaz ve bilmezler.

Bunların Ülkenin inanç sistemi, siyaseti, eğitimi, ekonomisi, hukuku ve sanatının bir buçuk asrı aşkındır sömürücü NİFAK’ın ve zalim KÜFR’ün egemenliği altında oluşu ile alakalı BİLİNÇLERİ   ve YÜREK İSYANLARI yoktur.

Bunları  daha dindar görünebildikleri için diğerlerine de şamil olmak üzere tarikatçılarla örneklendirelim:

ZİKİR YAPARIZ AMA ALLAH’A GÜVENİMİZ YOKTUR

Her gün zikir yapılır ama Allah’a güven yoktur. Çünkü gerçek zikrin uzağındayız.

Çünkü, hakiki  zikir Kur’ândır, Kur’ân’ın içeriğidir. (Enbiya 50;  Sad 2)

Allah’ı zikretmek aslında Allah’ın Kur’ân ile  bildirdiği iman ölçülerini, hayatımızı bütünüyle yönlendirici emirleri ve yasaklarını hatırlamak, öğrenmek, yaşamak ve tebliğ etmektir.

Ve Allah’ı zikretmek aslında Ülkeyi Kur’ân’sız temeller üzerinde oturtup ona demokratik seçim yoluyla dönüşü bile Anayasal suç haline getiren zalimlere karşı Kur’ân ile kültürel cihadda bulunmaktır.

Bunlarda bu açıklanan anlamda zikir yoktur.

SALÂT EMRİNİ DE ALLAH’A İADE EDERİZ

Şanı yüce olan Allah müminlere Resulüne  salât etmelerini yani  Kur’ân ile insanları karanlıklardan nura çıkarmada Hz. Muhammed’in çizgisinde yürümelerini emreder (Ahzab 56) Ama bunlar Allah’ın verdiği salat  emrini Ona iade ederek “Allah’ım! Muhammed’e Sen git salât et” derler..

MİLYONLARCA SALAVAT GETİRDİKLERİ HZ MUHAMMED’İN TBMM DAHİL HİÇBİR RESMİ KURUMA SOKULMADIĞINI ANLAYAMAZLAR. HER ANIŞTA ELLERİNİ ÜZERİNE KOYDUKLARI KALPLERİ SIZLAMAZ, ÖFKELERİ GÖRÜLMEZ.

Bunlar, her dem Allah – Peygamber, halâl – haram, Cennet – Cehennem derler. Ama hep kendileri için, kendi kendilerine mırıldanırlar, ötesi yoktur. Ötesi olmadığı için Arafat konuşmamızda  Peygamberimizin Kur’ân çizgisinde “ayaklarımın altındadır” dediği  faiz sömürüsünü ülkemiz örneği ile dile getirdiğim için bana “keşke siyaset yapmasaydın” diyen cahil ve de  ahmak  tüccar gibi size suçluymuşsunuz gibi bakarlar..

ŞİMDİ BUNLARA GÜNCEL YAŞAM ÜZERİNDEN SORALIM

Çocuklarını gönderdikleri  okulda Kur’ân ve Sünnet İslam’ı var mı?

Kendileri ve çocukları, eşlerini insana saygılı Kur’ân hükümlerine göre boşayabilirler mi ?

Kendilerinden yardım alarak beslendikleri iş adamlarının faizle Allaha ve Elçisinde savaş açtıklarını ve milletimizi de fakirleştirdiklerini biliyorlar mı?

Sahâbilerin cihad  menkıbelerini anlatan bu yüreksizlerimizin dışlayıcı, baskıcı ve ötekileştirici sekülarist – laik sistemlerle  bir problemi ve mücadelesi var mı? Giderek artan zina, eşcinsellik, cinsiyetsizleştirme, uyuşturucu ve sosyal adaletsizlikle mücadeleleri var mı?

EY LAİKLER! SİZE KALSAYDİ LAİKİKLİK YIKILIRDI

Ey Laikler, Kamâlistler, Deistler!   Sizin gibilere kalsaydı insan doğası ve eğilimleriyle çatışan egemen düzeniniz çoktan yıkılırdı. Çürüttüğünüz insanlar eliyle biterdi.

Ama rahat olun, kendilerini Cennetin ta ortasında görerek İslam karşıtı düzeninizi koruyan   Diyanet var, İlahiyatlar var, sistemin  yönettiği tarikatler, siyasiler var, dünya ve ahiretlerini düşünmeyen ve düşündürtülmeyen milyonlar var. Bir ilahi ile mutlu olanlar var.

Yeri gelmişken değinelim. Geçen gün bir araya geldiğimiz bir bilge dostla Kur’ân bilgini olarak temayüz etmiş akademisyen olan ve olmayan kişileri anımsadık.

Bu nasıl Kurân adamlığıdır ki bir tanemizde  olsun KUR’ÂN TOPLUMU için açıktan mücadele bilinci, stratejisi, azmi  ve öncülüğü yok.

HA HEMEN ELEŞTİRİYE VE SAVUNMAYA KALKIŞILMASIN BU SATIRLARIN YAZARI DA İSTİSNA  DEĞİL

Şimdi dilinin altındaki baklayı çıkar diyeceklere açıkça deriz ki:

Korku salınıp can alınarak ikame edilen ve bir asırdır İslam aleyhine  propaganda edilerek yaşatılan devrimlere ve son devir  Osmanlı yönetimine  insan hakları adına öfkemiz var.

İslam’a dönüşü engelleyen yasalara ve milletimizin şahlanışını engelleyen Batıcı yaşam köleliğine demokratik isyanımız var.

Bu manevi esarete onay veren ve verdirilen Diyanet’e, ilahiyatlara, tarikatlere ve cemaatlere İslamî bilgi ve bilinçle yeniden  iman edilmesi  çağrımız var.

Müslüman milletimiz içinden çıkarak ateizme-deizme yuvarlanan örneklerini; izzeti/yüceliği küfürde ve kâfirde gören misallerini gördükçe,  “ Ey kalpleri yönlendiren Allahım! Kalbimi dinin üzerinde sabit kıl.” şeklinde  Rabbimize sığınmaktan ve kendimizi de muhatap kılarak yeniden iman çağrısı yapmaktan başka çare bulamıyoruz:

“Ey iman sahibi olduğunu iddia edenler! Allah’a, Elçisine ve gerek Elçisine indirdiği bu Kitaba, gerek daha önce indirmiş olduğu diğer Kitaplara gerçek anlamda ve yeniden iman edin!

Şunu iyi bilin ki, her kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse, haktan tamamen uzaklaşmış ve gerçekten derin bir sapıklığa düşmüş demektir!” (Nisa 136)

ALİ RIZA DEMİRCAN

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

Yorumlar
  1. Abdullah Yıldız dedi ki:

    Muhterem Hocam, yazınızda katıldığım yerler var, katılmadığım yerler var. Yani, bu ülkede Müslümanlar tam olarak ne yapmalı? Tamam, sizin dediğiniz gibi, bilinc eksikliği var, Müslümalığı çok güzel yaşadığını zannedenler var, laik sekuler düzenden rahatsız olmadan namazını kılıp ibadetlerini yapanlar var. Peki, Müslümanlar bu konuda bilinçlendi diyelim, eylem olarak ne yapmalılar? O zaman bu ülkede kendilerini selefi olarak tanımlayan gruplar haklı mı? “Diyanet’e imam olmayız, memur olmayız, memurun arkasında namaz kılmayız, bu düzenin değirmenine su taşımayız” diyorlar. Tekfirciliklerini saymazsak bu yaklaşımları sizce doğru mu? Yanlış anlaşılmasın, Hocamın fikirlerini değerli buluyorum ve gerçekten öğrenmek için soruyorum.

    1. Nuh dedi ki:

      Sayın Abdullah bey, mümin inancını taklidi değil, tahkiki olarak yaşamalı, bunu da ilahi kitabı ve sünetullahı okuyarak anlayacak ve uygulayacaktir. Kuru taklitçilik ve teslimiyet müslümanları örfi,siyasi ve uydurulmuş, çarpıtılmış bir şekilde bu dindir diye yaşatılır olmuş. Müslüman araştıran, sorusturan ve akleden insandır. Müşrükler gibi yaşayıp kendini mümin zannetmek ahmaklık olur. Ayetlere bakarak ve aklederek iman halis iman olur inşallah.

  2. Ahmet Ziya İbrahimoğlu dedi ki:

    Muhterem Hocam,

    Yazınızı dikkat ve itina ile okudum. Ömrünü Kur’ân’a, Sünnet’e ve ümmetin izzetine adamış bir hoca olarak yıllardır omuzlamaya çalıştığınız tebliğ yükünü ve İslâm’ın izzetini savunma uğrunda verdiğiniz mücadeleyi bilen biri olarak, bu makalenizdeki “yeniden iman” çağrısı gönlüme dokundu.

    Haklısınız: İman yalnız kalpte saklanan bir tasdik yahut dilde tekrar edilen bir söz değildir. İman; insanın hayatını bütünüyle kuşatan, siyasetten iktisada, hukuktan eğitime kadar bütün alanlara yön veren bir teslimiyettir. Zikrin hakikatinin Kur’ân’ın muhtevasını öğrenmek, yaşamak ve tebliğ etmek olduğunu; salâtın ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) insanlığı karanlıklardan nura çıkaran yürüyüşüne fiilen katılmak anlamına geldiğini hatırlatmanız gerçekten isabetli ve kıymetlidir.

    Özellikle “Kâbe’de Hacılar” gibi bir ilahi ile teselli bulan sathi bir dindarlığın sorgulanması gerektiğine dair tespitiniz, vicdanlarda sızı uyandıracak bir ikazdır. Faiz düzenine, ahlâkî çözülmeye ve İslâm’ın hayattan dışlanmasına karşı suskun kalan kesimlere yönelttiğiniz sorular da ümmetin kanayan yaralarına temas etmektedir.

    Bununla birlikte muhterem Hocam, yazınızın bazı yerlerinde yer alan genellemelerin ve sert ifadelerin, belki de uzun yılların biriktirdiği bir ıstırabın ve hayal kırıklığının yansıması olduğunu düşündüm. Ancak içlerinde samimi gayret gösteren, imkânları ölçüsünde hizmet etmeye çalışan nice kardeşimizin de bu ifadelerden incinebileceği kanaatini taşıyorum. Tebliğin kalplere ulaşmasında Kur’ân’ın işaret ettiği “hikmet ve güzel öğütle davet” (Nahl 125) ölçüsünün, böylesi sertlikler karşısında daha kuşatıcı bir merhameti hatırlattığını düşünüyorum.

    Buna rağmen, Nisa sûresinin 136. ayetini merkeze alarak hepimize yönelttiğiniz “yeniden iman edin” çağrısı, içinde bulunduğumuz çağın en hayati uyarılarından biridir. Dahası, bu çağrıda kendinizi de muhatap kılmanız, sözünüze ayrı bir samimiyet ve ağırlık kazandırmaktadır.

    Rabbim kalplerimizi din üzere sabit kılsın. Bizi Kur’ân’ın hakikatine yalnız sözle değil hayatla bağlı kullarından eylesin. Ümmete yeniden diriliş ufku açacak şuurlu bir uyanışı nasip etsin.

    Dualarınızı bekler, selam ve hürmetlerimi arz ederim.

    Ahmet Ziya İbrahimoğlu

    1. Nuh dedi ki:

      Hocamızın gönül kapısı açık elhamdülilah, setlikte yumşak bile kalmış, tebiğcilete rabbimizin ikazı yehudi ve hırıstiyan din adamları gibi olmayın, az bir menfaat uğruna Allah’ın ayetlerini satmayın diyor, Alemlerin rabbi. Selam ve dua ile.

    2. Şefik Küçükvardar dedi ki:

      Çok kıymetli hocam;
      Hikmet ve güzel öğütle davet kafire yapılabilir. Ama zaten Müslüman olduğunu iddia eden ve hayatındaki eylemlerin kaynağını Kur’an’dan değil de batıl bir takım dogmalardan alan kişilere yapılacak bir şey yoktur!
      Buradaki durum müslüman olduğun iddia eden bir kişi referanslarını Kur’an’dan almıyorsa ve dahi Kur’an a aykırı bir çok davranışta bulunuyorsa… bu Küffara karşı beni de zan altında bırakıyor.
      Bak diyorlar yüzlerce kişi bu şekilde yapıyor sen yanlış yapıyorsun. Hayır efendim onlar yanlış yapıyor! Bu konu son derece teknik bir konu aslında. Yazınızın sonunda çok güzel duanız gibi Kur’an’ın hakikatine sözle değil hayatla bağlı olmalıyız. Hayatla Kur’an’a bağlı olmayan bir kişinin samimiyeti sorgulamak ancak Allah’a kalmış bu iştir. İnşallah Allah affeder ama ben gerçekten bu insanları benim hayatımda yarattıkları zorluklar sebebiyle zor affedeceğim gibi… Ali rıza hocamın vurguladığı en önemli yerlerden biri de bu iş deistlere kemalistlere kalsaydı çoktan biterdi. Hak geldi batıl zayi olurdu. Ama maalesef batılı öyle bir hak örtüsüne giydirdiler ki… Kur’an’ı çok iyi bilen bir kişi bile bunlara laf etmeye çekiniyor. Ben kıymetli Hocamı bu açıklıkla bunları dile getirdiği için yürekten tebrik ediyorum. AllahCC Siz çok değerli hocalarımızdan aldığımız bu güzel eğitimleri hayatımıza tatbik edebilmeyi bizden sonraki nesillere aktarabilmeyi nasip etsin inşallah. Dualarınızı bizlerden etmeyin.

  3. Nuh dedi ki:

    Hocam Allah razı olsun, bu yazınızla gerçek reel durumu haykırarak gönlümüzü ferahlandırdınız. Rabbimiz şevkimizi ve imanımızı artırsın. İmanımızı daim ve kuvvetli kılsın. Rahman yar ve yardımcımız olsun.

    1. Mustafa yüksel dedi ki:

      AllahüEkber.Muhterem Kardeşim.Evvelen,yine doğruları doğruca ifade etmekteki samimiyyetinizden dolayı tebrik eder,devamını bekleriz.Eğer,sizin gibi ve seviyenizde yeteri kadar kişi olsa,inanıyorum ki Rabbimiz merhametini sağanak gibi akıtır.Ne var ki,takdir kazaya dönüşürken mü’minlerin niyet ve de samimi oluşuna bakılır.Zaman zaman sizinde değişik olarak işaret ettiğiniz vechile,”1958 denberi mezun veren İmamHatip,Kuran Kursları,İlahiyatlar,Diyanet camiası vb.kurumsal planda.Medreseler,tüm dini grup ve de adını sayamacak kadar çok olan tarikat-cemaat topluluğu nüfusun yüzde 30 unu(aileleriyle) oluşturur.Ben de dahil,eee nerede?.Evet,yazınızın konusu olan YENİDEN İMAN ETME şart ve gerekli.Burada bir soru?Bu çoğunlukla işi nasıl,ne şekil ve de zamanda.İşte düğüm burada.Hangi birimize sorsalar”Aykırı düşünen var mı? Diye,belki çok azı müstesna.Nedenmi?Artık bıktık.Müslümanlığımızı tartışır hale geldik.Bizi devşirdiler,moda tabirle entegre ettiler.Ne Müslüman haşa,ne gavur.Sistem içi hertür anlayış ve yaşayış seküler ve teşvik görür.Müslümanlık ise görece ve vicdanlarda.Muhterem kardeşim,bu yazdıklarımı bilmeyen aklıbaşında olan herkes biliyor.Ama birtürlü çıkış yapamıyor.Haa şu da bir gerçek.Bu durum bizde böyle de,halkı Müslüman olan diyarlarda ayrı mı?Hayır.Fark,yere düşüş ilkin bizde de ondan.Allah,sıhhatinizi,azminizi,daim eyleyip ömrünüzü müzdat kılsın .Amin.Vazifenizi yaptığınızda emin olunuz.Mevla görelim neyler,neylerse güzel eyler.Arif onu seyreyler,zannetme ki ğayreyler.M.yüksel.
      .

  4. Cenk Cemil dedi ki:

    Mehmet AKif merhum, zamanımızdan bilmm kaç yıl önce, bu yazınınözetini bir-kaç mısraya sığdırmış….
    “””Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…
    Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
    Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
    Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;”””
    Günümüzde şu bir hakikat ki, sureta müslümanlık ve içi boş, boö-boş bir görünüşte dindarlık var ! Bu durum öyle korkunç bir şekilde bir sırıtıyor ki, toplum İslâm Dininden ve müslümanım diyenlerden sürekli kaçıyor ! Çünkü, söylenilen güzel sözlerle yaprıkalrımızasla ve asla örtüşmüyor. Şaşırıryor muyum ? Hayır şaşırmıyor ve lanıksamıyroum. Çünkü, çok iyi biliyorumki, zaman ahir zaman ve kıyamet çok yakın !

  5. Cenk Cemil dedi ki:

    Hazret-i Ali -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
    “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki İslâm’ın yalnız ismi, Kur’an’ın ise resmi kalacak. Mescidler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.
    Onların âlimleri gök kubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir.” (Beyhâkî)
    Kıyâmetin habercileri diyebileceğimiz bu nevî fitneleri beyân eden hadîs-i şerîflerin bir kısmı şöyledir:

    “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki fâiz yemeyen hiç kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan (Ebû Dâvûd’un bir rivâyetinde “buharı” şeklinde geçmektedir.) bulaşacak.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 3/3331, Ayrıca bkz. Nesâî, Büyû’, 2/4452; İbn-i Mâce, Ticârât, 58; Ahmed, IV, 494; Beyhakî, Sünen, IV, 275.

    “Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhârî, Büyû, 7, 23)

    “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hâin sayılacak, hâinlere güvenilecek. Kişi kendisinden şahitlik etmesi istenmediği hâlde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği hâlde yemin edecek.

    İnsanların dünya (nîmetlerinden en fazla istifâde ederek) en mes’ûd olanı, Allâh’a ve Rasûl’üne îmân etmeyen alçak oğlu alçak olacak!” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, XXIII, 314; Heysemî, VII, 283)

    “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 280)