islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
28°C

ÜNİVERSİTELERDE DÖNEN DOLAPLAR

ÜNİVERSİTELERDE DÖNEN DOLAPLAR
23 Ağustos 2023 15:08
A+
A-

Fetö, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü öncesi, devletin kılcallarına sızmak için kendi haşhâşîlerini kadrolara yerleştirmişti. Bunların başında emniyet teşkilatı ve askeriye gelmekle beraber bütün üniversiteleri de ellerine geçirmek için bilgi ve liyakate bakılmaksızın “bizden olsun tamam” anlayışı ile sorular bile çalınarak, üniversiteler ele geçirilmeye çalışılmıştı ve birçok üniversitede de kadrolaşmışlardı.

Bu hain terör örgütünün liyakat diye bir derdi olmadığından dolayı, kadroya yerleştirilmeleri için “kendilerinden olması” şartı yeterli idi. Hiç unutmuyorum, bir gün Karaman’a Milli Eğitim Müdürü atanacaktı. Fetöcü biri ile Eğitim-Bir Sen’e mensup birinin adı geçiyordu. Fetö’cülere, “Eğitim-Bir Sen mensubu olan arkadaşın daha liyakatli olduğu” söylenince, “Hayır olmaz. Bizim en kötümüz, onların en iyisinden daha iyidir” diyerek karşı çıkmışlar ve kendi adamlarını atatmışlardı.

15 Temmuzdan sonra Fetö’cüleri devletin kılcallarından temizlemek ve Üniversite kadrolarına sızmalarını önlemek için tedbirler alınmış ve örgüt mensubu olmadığına dikkat edilip liyakat ve bilgi esas alınarak üniversitelere eğitim elemanı alınma süreci başlatılmıştı.

Gelinen nokta itibariyle şimdikiler de -istisnalarını bir tarafa bırakacak olursak- bilgi ve liyakati bir tarafa bırakarak ahbap-çavuş ilişkisiyle, ya da ideolojik yakınlıklar gözetilerek araştırma görevlisi veya Dr. Öğretim üyesi alınmaktadır. Rektör veya dekana yakınlıkları ya da Ankara’da dayıları olanlar bu işi götürmektedir. Üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin oğlu veya kızı, mutlaka bir üniversitede öğretim elemanıdır. Babasının hatırı ile akademisyen dostları(!) tarafından liyakatlerine bakılmaksızın üniversitelere alınmışlardır. İnanmayanlar Üniversite hocalarının çocukları ile ilgili bir araştırma yapsınlar, ezici bir çoğunluğunun böyle olduğunu görecektir. Gerçekten liyakatli ve sınavlarda üstün başarı gösterenlerine sözümüz yok. Onlara helal olsun.

Bu çarpık anlayışa örnek olsun diye bir alıntı yapıyorum. Bu alıntıyı yaparken de ismi açıkça yazıyorum. Çünkü hocamız bunu kendi facebookunda yayınlamış. Gizli bir yanı yok. Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, Siyer-i Nebi ve İslam Tarihi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Eser, 9 Ağustos 2023 tarihinde facebookunda paylaştığı  yazısında şu sitemleri dile getirmiş: “2021’in Kasım ayında “26 kişi içerisinden İslam tarihi araştırma görevliliğini kim kazanmıştır sizce?… Bir Hilfu’l-Füdul’umuz olsaydı bari hakları hak sahibine geri iade edecek…” ifadeleriyle paylaşım yapmıştım. Mağdur birisi mahkemeye vermiş ve mahkeme ön değerlendirmenin usule uygun olmadığına ve yeniden yapılmasına karar vermiş. Yeniden yapılan ön değerlendirmede o zaman araştırma görevliliğine alınan kişi puanları itibariyle sonuncu olmuş ve elenmiş. İnşallah hak yerini buluyor. Ama gerçekten çok yazık, hakkı yenen insanlara mı üzülürsün yoksa ilahiyat gibi bir kurumun yıpranmasına mı? Bir yanda ilahiyat düşmanlığı yapanlar var iken diğer yanda böylesi bir haksızlığa vesile olan çürük elmaların yaptıkları insanı çok üzüyor…

Evet, İlahiyat eğitiminin yapıldığı bir fakültede liyakat ve bilgi bir tarafa bırakılarak kan bağı veya “tanıdık bir dostumun çocuğu” aymazlığı ile başarı puanlarına bakılmaksızın alınan, mahkeme kararı sonrası yapılan düzenlemede elenen çocuğun durumunu, “Bireysel bir uygulamadır, genelleme yapmayalım” diyerek işin içinden ucuzca kurtulmaya çalışmayalım. Fetö’yü lanetleyenler, şu anda aynen Fetö’nün taktiği ile eleman almakta. Yani bir Fetö gidiyor başka fetöler hemen onun yerini alıyor. Adamı olan işi götürüyor, liyakat sahipleri de “Ankara’da dayın yoktu, Mahmudo kurban niye doğdun” türküsünü söylüyor.

Kilis İlahiyat dekanı Tefsir Profesörü Halil Aldemir de Arş. Gör. Recep Haydaroğlu’na kafayı takıyor ve onun kellesini almak için fırıldak çevirmeye başlıyor. Mobbing yapmaya takıntılı ve deve kinli olan dekan, bir gün kendinden zannettiği öğretim üyelerinin yanında Recep Haydaroğlu’na yapacağı sinsi planı söylüyor. “O Recep, çocuğunu okula götürdüğü saatte onu aratıp gelmesini söyleyeceğim, onu darlayacağım, yoklayacağım, bakın siz” diyor. Ve planını bir bir uyguluyor. Bu kumpasın bir kısmını da Arap Dili ve Belagati Anabilim Dalı Başkanı Yakup Göçemen’e icra ettirmiştir. 03.04.2023, saat 07:59’da bir memur, planda olduğu gibi, Arş. Gör. Recep Haydaroğlu’nu cepten arayarak 08:05’te Yakup Göçemen’in odasında olması gerektiğini bildirir. O sırada kızını okula bırakmakta olan Recep Haydaroğlu apar topar koşuşturarak Yakup Göçmen’in odasına gider ama Göçemen’in henüz fakülteye gelmediğini görür. Buna rağmen Yakup Göçemen, o gün Recep Haydaroğlu’na resmi yazı gönderir ve onu “mesaiye dikkat etmesi ve iletişim kanallarını açık tutması” yönünde uyarır. Mesai kumpasını kuran Dekan, bir defadan tatmin olmaz…

Özetle Kilis İlahiyat dekanı, bir araştırma görevlisini takıntı haline getiriyor ve ona zulmetmek için “sabah erken mesai sıkıştırması” planı yapıyor. Sonra Arap Dili ve Belagati Anabilim Dalı Başkanı vasıtasıyla peş peşe iki gün uyguluyor. Araştırma Görevlisine her halükârda iki uyarı yazısı gönderiliyor. Bu arada zalimler arasındaki koordinasyonsuzluk onları komik yalanlara mecbur bırakıyor. Dekan ilk günkü çağrılma olayındaki sorumluluğu üstlenmekten korkuyor. Ve “Ben mi çağırmışım?” diyor. Anabilim dalı başkanı Yakup Göçemen de haberinin olmadığını söylüyor ama yine de Recep’e resmi uyarı yazısı gönderiyor.

Nereden bakarsanız trajikomik. Bütün bunları memur kendi başına mı yaptı? Dekanın kuklası ve kumpas planının icracısı anabilim dalı başkanı Yakup Göçemen, “Sınıfta sadece tek bir kız var ise ders yapmayın, dinen uygun bulmuyorum” diyecek kadar da takvalı(!) bir akademisyen. Fakat aynı Yakup’un, masum birine zulmederken herhangi bir dindarlık hassasiyeti harekete geçmemiştir.

Sonunda Kilis İlahiyatta hiçbir ahlaki sınır tanımayan Tefsir Profesörü Dekan Halil Aldemir’in zulmü neticesinde şimdilik üç kişi, Öğr. Gör. Yusuf Duman, Öğr. Gör. Abdurrahman Şensöz ve Arş. Gör. Hamidullah Genç görevini bırakmak zorunda kalmıştır. Birçoğu da bu zulme dayanmaya çalışıyor.

Evet efendiler! Bu iki olay belki de dönen dolap aysberginin görünen küçük bir kısmı. Bir de İlahiyat fakültesinde olması ayrı bir garabet. Bu adamlar mutlaka namaz kılıyorlardır. Yüce Allah “Muhakkak namaz bütün kötülüklerden alı kor(29/Ankebut:45) buyurmaktadır. Allah asla yalan söylemeyeceğine göre, demek ki bunların kıldıkları namaz kendilerini kötülükten alıkoymayacak kadar kalitesiz. Kıyamet günü suratlarına çarpılacak türden. Bu beyler önce kıldıkları namazlarını gözden geçirsinler. Kalibresi yüksek bir namaz seviyesine yükseltsinler. İşte o zaman kıldıkları bu namaz, onları bu tür ahlaksızlıktan alıkoyacaktır. Ayrıca bu Tefsirci dekan ve Arap Dili ve Belagati anabilim başkanı, ahirete de inanıyorlardır. Bu dünyada yaptıklarından ve yapması gerekirken yapmadıklarından hatta yapmaması gerekirken yaptıklarından hesaba çekileceklerini de bilirler. Öyleyse bu ahlaksızlık neyin nesi?

Yok, abi bunlar dine hizmet edenlerden değiller, din üzerinden geçinerek sömürüp semiren din baronlarındandır. Et kokunca tuzlarlar da tuz kokunca ne yaparlar? İlahiyatlarda da bu dolaplar dönüyorsa tuz kokmuş demektir!!! Allah rahmet eylesin bizim Mikdat Sevim adında bir hocamız vardı. Bize “Oğlum! Şu hocalar var ya şu hocalar! Eğer onlar hakiki Müslüman olsun, bu halk dünden Müslüman olur” demişti. Ruhu şad olsun. Necip fazılın ifadesiyle ortalık “Marka Müslümanları” ile dolu olduğu için Allah bizlerden yardım elini çekti, kendi halimize bıraktı. Allah din bezirgânlarına yardım etmez.  

Tam da Ömer Hayyam’ın dediği gibi gidiyor işler; “Bir elde kadeh, bir elde Kuran; bir helaldir işimiz, bir haram. Şu yarım yamalak dünyada ne tam kâfiriz, ne tam Müslüman.

Bazı ilahiyatçılar ve okurlarımız; “İlahiyatlar aleyhinde bunca olumsuz yıpratmalar varken böyle yazı yazılır mı? Başkalarına malzeme verilir mi?” diye bana kızacaklardır. Hatta “Kol kırılır, yen içinde kalır” tekerlemesini de arkasından yuvarlayacaklardır. Bu mantık, “Benim teröristim, senin teröristinden iyidir” mantığıdır.

Bunları düşünüyorsanız, deve kininizi tatmin için başkalarına malzeme olacak iş yapmayacaksınız. İslam ahlak ve faziletiyle hareket edeceksiniz. Pislikler halının altına süpürüldükçe birikip lağımlaşıyor, nihayet bir gün fena patlıyor ve etrafa tahammül edilemez kokular saçıyor. Yen içinde kalan kol da kangrene dönüşüyor. VE İBADETLİ AHLAKSIZLARIN BU DİNE VERDİĞİ ZARAR, İBADETSİZ VE DİNSİZ AHLAKSIZLARIN ZARARINDAN DAHA ÇOK OLUYOR. Bu tür ahlaksız dindarlara dikkat edelim ve onların ritüelistik pratiklerine aldanmayalım. Teemmül oluna!!!  

 

Musab SEYİTHAN

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Aciz kul. dedi ki:

    Dilinize ve kaleminize sağlık, Rabbim sizlere hak ve hakikat yolunda tüketeceğiniz bereketli ve uzun bir ömür versin, yazılarınızı zevkle okuyorum ve Elhamdulillah istifade de ediyorum, acizane bir din gönüllüsü olarak, bütün benliğimle sizi destekliyorum, bu yüce dinin yakasından düşsünler dinime zarar vermesinler cehenneme kadar yolları var, benim bir tek derdim var bu yüce dine değil fayda vermek yeter ki benim yüzümden leke gelmesin.