
“İbrahim şöyle demişti: Rabbim! Bu beldeyi güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”
(İbrahim, 14/35)
Kur’an bize Hz. İbrahim’in bir duasını aktarıyor.
Dikkat çekici olan şu:
Hz. İbrahim önce Mekke’nin güvenli olmasını istiyor, ardından kendisi ve evlatları için çok daha önemli bir talepte bulunuyor:
“Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”
Demek ki güvenli bir belde kadar, hatta ondan da önce güvenli bir iman gerekiyor.
Bugün güvenlik denilince aklımıza polis, kamera, alarm sistemleri, güvenlik duvarları ve yüksek binalar geliyor.
Bunların hepsi elbette gerekli.
Fakat Kur’an bize başka bir güvenlik alanını da hatırlatıyor:
Kalbin güvenliği…
Çünkü insanın malı güvende olabilir ama imanı tehlikede olabilir.
Bedeni güvende olabilir ama ahlakı kuşatma altında olabilir.
Evi güvenli olabilir ama çocuklarının zihni ve kalbi her türlü etkiye açık olabilir.
“Biz putlara tapmıyoruz” diyebiliriz.
Gerçekten öyle mi?
Put yalnızca taştan yapılmış bir heykel midir?
İnsan, Allah’ın emirlerinin önüne parayı, makamı, şöhreti, gücü, tutkularını, ideolojisini veya bir insanı koyabiliyorsa burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir mesele vardır.
Çünkü insanın hayatındaki en büyük mesele, neyin sahibi olduğu değil, neyin kendisine sahip olduğudur.
Para bizim elimizde olabilir.
Fakat kalbimize hükmetmeye başladığında?
Şöhret bizim peşimizden gelebilir.
Fakat onu kaybetmemek için doğrulardan vazgeçtiğimizde?
Bir insanı sevebiliriz.
Fakat onu hakikatin ölçüsü hâline getirdiğimizde?
İşte Hz. İbrahim’in duası tam da burada yeniden anlam kazanıyor.
Hz. İbrahim sadece kendisi için dua etmiyor.
Evlatlarını da duasına dahil ediyor.
Bu, günümüz anne babaları için son derece önemli bir mesajdır.
Çocuklarımızın iyi bir eğitim alması için uğraşıyoruz.
Meslek sahibi olmalarını istiyoruz.
Yabancı dil öğrenmelerini, teknolojiye hâkim olmalarını, iyi bir hayat yaşamalarını arzu ediyoruz.
Peki ya imanlarını kim şekillendiriyor?
Çocuklarımızın ellerindeki telefonu kontrol ediyoruz.
Fakat telefon ekranından kalplerine neyin girdiğini yeterince düşünüyor muyuz?
Kimleri takip ettiklerini biliyoruz.
Peki kimleri örnek aldıklarını biliyor muyuz?
Onlara dünyanın nasıl kazanılacağını öğretiyoruz.
Peki dünyayı kazanırken ahireti kaybetmemeyi öğretebiliyor muyuz?
Hz. İbrahim’in duası bize şunu söylüyor:
Evlatlarımızı korumak, yalnızca onları dış tehlikelerden korumak değildir. Onları kalplerine yerleşebilecek sahte ilahlardan da korumaktır.
Ve bunun yolu önce kendimizden geçiyor.
Çünkü çocuklarımız çoğu zaman söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı öğreniyor.
Öyleyse bugün kendimize şu soruyu soralım:
Benim hayatımda Allah’ın önüne geçen bir şey var mı?
Varsa, Hz. İbrahim’in duasını biz de dilimize ve hayatımıza taşıyalım:
“Rabbim! Beni ve neslimi putlardan uzak tut.”
Belki de gerçek güvenlik, önce şehirlerimizi değil, kalplerimizi güvenli hâle getirmekle başlayacaktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”