islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
33,0368
EURO
36,0775
ALTIN
2.542,65
BIST
11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
35°C
İstanbul
35°C
Açık
Pazartesi Hafif Yağmurlu
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
31°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
31°C
Perşembe Yağmurlu
28°C

VEDA HUTBESİ (I)

İnsanlığa, son din İslam’ın sunmuş olduğu sevgi ve muhabbetin duyurusu niteliğinde ki “Veda Hutbesi”, tarihin derinliklerinden verdiği mesajlar ile günümüze ışık tutmaya devam ediyor.

VEDA HUTBESİ (I)
7 Temmuz 2021 10:06
A+
A-

 Şaban Doğan

İnsanlığa, son din İslam’ın sunmuş olduğu sevgi ve muhabbetin duyurusu niteliğinde ki “Veda Hutbesi”, tarihin derinliklerinden verdiği mesajlar ile günümüze ışık tutmaya devam ediyor. Burada önemli olan husus, tarihin derinliklerinden gelen bu ışığı, ne kadar görmek istediğimiz veya istemediğimizdir.

2017 yılında Ahir Zaman yayınevinden çıkan “Veda Hutbesi” kitabımızın hacmini, çocuklarımız ve bizler çok kolay okuyabilelim diye küçük tuttum. Veda hutbesinde belirtilen kriterleri ana hatlarıyla belirtmeye çalıştığım bu kitapçıktan bir bölümü burada siz değerli okuyucularımızın dikkatlerine sunmak istiyorum.

“Veda hutbesi” hicri 10. yılda, bazı kaynaklara göre 120.000 i aşan insan topluluğuna, Peygamberimiz (sav) tarafından irad edilmiştir. Bu hutbe sadece orada bulunan insan topluluğuna okunmuş ve söylenmiş bir hutbe de değildir. Zira Peygamberimiz (sav)’in hutbeye başlarken ve hutbenin diğer bölümlerinde “Ey Nas” yani “Ey İnsanlar!” hitabı, bu hutbenin inanan inanmayan bütün insanlara okunduğunu bizlere göstermektedir.

Peygamberimiz (sav)’in “Ey Nas!” hitabı, bütün insanlığı muhatap alan bir özelliğe sahiptir. Zira hutbenin mahiyeti ve içeriği, insanlığın bu gün dahi uygulama konusunda sıkıntılar yaşadığı “İnsan hak ve hürriyetleri” konusunda yol gösterici meziyetlere sahiptir.

Sevgili gençler! İslam büyük bir medeniyettir. Medeniyet kelimesinin genel bir tanımını yapmak gerekirse “İnsanlığın sahip olduğu maddi ve manevi değerler bütünü” olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımdan hareketle diyebiliriz ki, insanlar arasında hak ve adaletle davranmayı ilke edinmiş toplumlar, medeni toplumlardır. Bu bağlamda İslam, insanlığı cehaletten kurtarıp medeniyete ulaştıracak olan değerler bütününe sahiptir. Veda Hutbesi, bu değerler bütününün Peygamberimiz (sav) tarafından insanlığa deklare edilmesidir.

İnsan hak ve özgürlükleri konusunda batı kültürü,  günümüzden geriye doğru baktığımızda maalesef sınıfta kalmıştır. Sahip olduğu pozitivist düşünce yapısından vazgeçmediği ve ya bu düşünce yapısını ıslah etmediği müddetçe de kültür olmakla kalacak, medeniyet çizgisini kesinlikle yakalayamayacaktır.

Batı kültürü, insan hak ve hürriyetleri konusunda 1215 yılında İngiltere de soylular ve kral tarafından imzalana Magna Carta anlaşmasını demokrasinin temeli ve referansı olarak ön plana çıkartır da; bu tarihten tam 583 yıl önce bütün insanlık için sunulmuş olan “Veda hutbesini” görmezden gelir.

Aynı batı kültürü, 1789 yılında meydana gelen Fransız ihtilalinin insanlara laiklik adı altında din ve vicdan özgürlüğü getirdiğini savunurda; bu tarihten asırlar öncesinde Hz. Muhammed (sav)’in Medine de Yahudiler dâhil, insanları dini inanışlarında serbest bıraktığını da görmezden gelir.

Aynı batı kültürü, ikinci dünya savaşından sonra 1948 yılında “İnsan hakları evrensel beyannamesini” yayınlamakla övünür de; 1994 yılında Avrupa’nın göbeğinde Sreprenitsa da Müslümanların yaşama haklarının elinden alınıp katledilmesini görmezden gelir. Batı kültürü, deniz sahiline vuran üç beş balina için seferber olur da, Filistin’de İsrail, Arakan da Budist çeteler tarafından katledilen Müslümanlara sessiz kalır. Irak ve Suriye de milyonlarca Müslüman’ın katledilmesini ise hatırlamak bile istemez. Bu konuda örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. İşte bu sebeplerledir ki batı, medeni olamamıştır.

Sosyal bilimcilerin “Medeni Toplum” konusunda çeşitli tanım ve tarifleri vardır. Ancak medeniyet, bilim ve teknoloji alanlarında büyük gelişmeler sağlamakla değil, hangi ırk ve milliyetten olursa olsun insanlar arasında adaletli davranmakla kurulabilir. Batı kültürünün ekonomik ve siyasi nedenler ile Müslümanların üzerine düzenlediği “Haçlı Seferlerini” de düşünürsek, batının bir medeniyet kuramadığını, kirli ve çirkin bir kültür içinde debelendiğini görürüz.

Tarih sayfaları bunun örnekleriyle doludur. Miladi 638 yılında Hz. Ömer (r.a) Kudüs’ü fethettiğinde, peygamberimiz (sav)’in Veda hutbesini referans alarak, orada bulunan bütün etnik grupları, dinlerinde serbest bırakmıştır. Ancak 1099 yılında haçlılar Kudüs’ü işgal ettiklerinde, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamışlar, başta Müslümanlar olmak üzere insanları kılıçtan geçirmişlerdir.

Peygamberimiz (sav) 63 yıllık ömründe her zaman doğru ve dürüst bir hayat sürmüş, hangi dine ve milliyete sahip olursa olsun insan hayatının kutsal olduğunu, uygulamalarıyla bütün insanlığa göstermiştir. Hz. Muhammed (sav)’in Mute savaşına gidecek olan İslam ordusuna “Sivil halka dokunulmaması, hangi dine mensup olursa olsun mabetlere sığınanlara saygı gösterilmesi, evlerin ve ağaçların tahrip edilmemesi, cephede kılıç çekenlerle savaşılması ” emrini vermesi bile, İslam’ın insan hayatına verdiği değeri gösterir nitelikte, aynı zamanda da haçlı zihniyetinin ipliğini pazara çıkarır mahiyettedir.

21. Asrı yaşadığımız şu dönemde, batı kültürü hakkında bazı tespitlerde bulunmak, veda hutbesinin değer ve kıymetini anlamak açısından yerinde olacaktır. Bu açıklamaları yaparken amacımız, vurun abalıya misali batı kültürünü kötülemek ve yerden yere vurmak değildir. Ancak insan hak ve hürriyetleri konusunda, medeniyetler kurmuş olan bizleri her daim geri ve yobaz gören bir kültürün, hiç şüphesiz gerçeklerini su yüzüne çıkarmakta gerekmektedir. Zira 19. Yüzyılın başlarına kadar “Kadın insan mıdır, değil midir?” ve ya “Kadın İncil’e el sürebilir mi, süremez mi?” tartışmasının içinde bulunan bir kültürün, medeniyetler kurmuş ve “İnsan hakları” konusunda hassas davranmış bir anlayışa hakaretlerde bulunması da kabul edilebilir bir olgu değildir. İslam tarihinde ki bazı yanlış uygulamaları referans gösterip, İslam dininin özüne saldırarak Müslümanları rencide etmek, kimsenin haddi de değildir.

Sevgili Gençler! Batı kültürün de “İnsan hakları” din ile irtibatlandırılamaz. Zira batının ortaya koyduğu “İnsan hak ve özgürlükleri” kilisenin baskı ve tahakkümüne karşı ortaya çıkmış olgulardır. Nitekim Fransız ihtilalinin en önemli sebeplerinden bir tanesi, kilisenin insanlar üzerinde ki baskı ve tahakkümüdür. Oysa İslam da böyle bir şey söz konusu değildir. “Veda Hutbesi” dini referans göstererek “İnsan hak ve hürriyetlerini ortaya koyan” önemli bir özelliğe sahiptir. İşte tamda bu noktada İslam medeniyetiyle batı kültürü, taban tabana zıt bir şekilde birbirinden ayrılmaktadır. Batı, tarihinde yaşamış olduğu kilise tahakkümünü, İslam dininin eşsiz değerleriyle bir tutmakta, dini bir dogma olarak görmektedir. Bu nedenledir ki batı âlemi, kilisenin baskısından kurtulmak amacıyla pozitivist düşünce yapısını geliştirerek, vahyi dışlayıp sözüm ona “aklı” ön plana çıkarmıştır. Oysa İslam da vahiy ile akıl birbirinden ayrılmayan ikiz kardeş gibidir. Kuranı Kerim’in altı yüz küsur yerinde “Düşünmez misiniz? Akıl etmez misiniz?” buyrularak, insanın her durum ve şartta aklını kullanması öğütlenmektedir.

Selam, saygı ve muhabbetlerimle…

Devam edecek…

                                                               

ETİKETLER: Veda Hutbesi
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.